• 8 ay önce
  • 0 Yorum
  • 510 Görüntülenme

Çevre Sorunları Karşısında Dinler

Çevre Sorunları Karşısında Dinler

Çevre Sorunları Karşısında Dinler

Dinlerde insanlar içinde yaşadıkları çevreye yönelik sorumlulukları konusunda uyarılır ve çevreyle uyum içerisinde olmaları konusunda yönlendirilir. İslâm dışı dinler arasında özellikle Hinduizm, Budizm ve Caynizm gibi Hint dinlerinde Ahimsa ilkesi çerçevesinde çevreye saygı ve uyum özel bir önem arz eder.
Hiçbir canlıya zarar vermeme ilkesine dayalı Ahimsa ilkesi bağlamında bu dinlerde insanlar bir arada yaşadıkları diğer canlılara yönelik her türlü şiddetten uzak tutulur. Bu dinsel geleneklerden bazılarında canlı ya da cansız bütün varlıkların bir ruh taşıdıkları ve dolayısıyla onların incitilmemesi gerektiği dinsel bir öğreti olarak kabul edilir. Örneğin Caynistler özellikle son dönemlerde evrendeki her varlığın ruhsal bir yapıya sahip olduğu anlayışına binaen her çeşit varlığa zarar vermeyi yasaklayan Ahimsa ilkesine sıkı sıkıya bağlılıklarını dile getirirler. Konfüçyanizm ve Taoculuk gibi dinlerde de çevreyi koruyup gözetmek ve ona zarar vermemek oldukça önemli görülür.Çevre Sorunları Karşısında Dinler.

Mecûsîlik ve Sâbiîlik gibi Ortadoğu kökenli dinlerde ise insanın doğal çevresini oluşturan özellikle su ve ateş gibi varlıkların kutsiyeti ön plana çıkar. İnsanın bunları kirletmemesi dinî bir yükümlülük olarak değerlendirilir. Özellikle Mecûsîlerde su ve ateşin yanı sıra toprak da kutsal olarak değerlendirilir ve bunlara yönelik kirlilik içeren her türlü davranış dinen günah olarak görülür. Örneğin bu çerçevede Mecûsîler ateşi, suyu ve toprağı kirletecek her davranışı yasaklarlar, hatta kirli sayıldığından dolayı cesedi toprağa gömerek, ateşte yakarak ya da suya atarak defnetmeyi ya da ortadan kaldırmayı caiz görmezler. Günümüz Mecûsîlerinden Hindistan Parsileri’nin yaptıkları gibi Dakhma adı verilen üstü açık mezar binalarında cesetler vahşi hayvanlara bırakılır.

Çevreye saygı ve çevreyle uyum içerisinde olma Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta da önemli bir yer tutar. Her iki inanç sisteminde de insanın gerek sosyal gerekse doğal çevresine uyum içerisinde olması istenir. Öldürmemek, çalmamak, başkasının malına ve ırzına göz dikmemek gibi ilkeler dinin temel kuralları arasında zikredilir. Kişinin komşusunu kendisi gibi sevmesi, gerek Tevrat gerekse İncil metinlerinde temel ilkeler arasında sayılır. Benzer şekilde doğal çevreye karşı da saygılı olmak ve çevreyi tahrip etmemek üzerinde durulur. Doğal çevre tanrının yaratığı olarak insan emrine verilen bir unsur olarak değerlendirilir.

Çevre Sorunları Karşısında Dinler

Her ne kadar Yahudi ve Hıristiyan kutsal metinlerinde zaman zaman doğal çevrenin tahrip edilmesine ya da lânetlenmesine yönelik bazı ifade ve olaylara yer verilse de bunlar istisnai durumlar olarak görülür.
Bu istisnai durumlara Yahudilik’ten bir örnek olarak Eriha’nın Yeşu tarafından fethiyle Yahudi kutsal metnindeki şu ifadeler verilebilir: “… ve erkek ve kadın, genç ve ihtiyar, öküz, koyun ve eşek, şehirde ne varsa hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler. … Şehri ve şehirdekilerin hepsini ateşe verdiler; yalnızca gümüş, altın, tunç ve demirden eşyayı Rabbin evinin hazinesine koydu”. Hıristiyanlık’la ilgili olarak ise bu istisnai durumlara İsa’nın meşhur “incir ağacını lânetlemesine yönelik” kıssası örnek verilebilir.

Buna göre, incir yeme ümidiyle yaklaştığı ağaçta yiyecek meyve bulamayınca (ki İncil yazarları, o sırada incir mevsimi olmadığını vurgularlar, bu durumda ağaçta incir bulunmaması gayet doğaldır) ağacı bile lânetlemekten kaçınmamaktadır. İnciller’de, bu lânetlemenin ertesi günü ağacın kökten kuruduğu anlatılır. Bu istisnai durumlar bir tarafa gerek Yahudilik’te gerekse Hıristiyanlık’ta genel olarak insanın doğayı tahrip etmemesinin dinî bir gereklilik olduğu belirtilir.

Benzer Konular

Yorumlar & Görüşler

Daha önce yorum gönderilmemiş. İlk yorumlayan siz olun!

Yorumunu Gönder

Son Yazılanlar