1.Kosova Savaşı Nedenleri ve Sonuçları

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Eylem tarafından 14 Temmuz 2016 başlatılmıştır.

  1. Eylem

    Eylem Süper moderatör Yönetici

    I. KOSOVA ZAFERİ

    Birinci MURAT’ın başkomutanı olduğu Osmanlı ordusu ile Sırbistan kralı LAZAR’ın başkomutanı bulunduğu müttefik Haçlı orduları arasında Sırbistan’ın KOSOVA denilen yerinde 20 Haziran 1389 tarihinde yaptıkları bu büyük savaşa; Osmanlı harp tarihinde 1. Kosova Meydan Muharebesi denilmektedir. Düşman ordusunun imha edilmesi ile ve Osmanlı ordusunun kesin zaferiyle sonuçlanmıştır.

    BİRİNCİ KOSOVA MEYDAN MUHAREBESİNİN SEBEPLERİ:

    Yaşanan o tarihlerde, Osmanlıların adil davranışları, kuvvet ve kudretleri, fethedilen yerlerdeki halkın sevgisini kazandırmıştır. Az zamanda çevredeki devletlerarasında gerekli etkiyi yapmış, onları korku ve telaşa düşürmüştü.

    Osman Gazi’nin kısa bir süre içinde yetiştirdiği üstün kişiler, daimi orduyu kurmuş ve onu eğiterek yetiştirmiştir. Küçük fakat düzenli, disiplinli, kahraman ve savaşta usta insanların kurduğu bu ordu artık Anadolu’da ve Rumeli’nde sözü edilir, çekinilir bir kuvvet olmuştu. O devirlerin ünlü komutanları, LALA ŞAHİN paşalar, TİMURTAŞ Paşalar, EVRENOS, HACI İlbeyler, durmak dinlenmek bilmeyen gayretleri ve kazandıkları savaşlarla birçok yerleri kendi ülke sınırları içine katmışlar, bu yerlerin ellerinde kalmasını mümkün kılmışlardı. Bunu da Osmanlıların adaleti, gösterdikleri anlayış, meydana getirdikleri sevgi ve itimat ile sağlamışlardı.



    Hacı İlbey’in Sırp sındığı baskını ve kazandığı zafer ve Karaman oğullarına karşı kazanılan zaferler, Avrupa devletlerini ciddi bir telaşa düşürmüştü. Bu son durumdan en çok kaygılanan Sırbistan Kralı LAZAR olmuştu. Osmanlı ordusunun çoğunun o sıralarda Anadolu’da bulunuşu, Lazar’a fırsat doğurmuş, Osmanlıların Balkanlardan atılması tek düşüncesi olmuştu. Zaten kral Lazar, Osmanlıları hiç bir zaman çekememiş, her fırsatta yararlanmak istemişti. Hınç almanın tam sırası olduğuna karar vermiş, tam harekete geçeceği sırada Niş’in de Osmanlıların eline geçtiğini görünce çileden çıkmıştı. Bu son olay Lazar’ı yılgınlığa da düşürmüş, gururunu kırmış, ülkesinde itibarının da azalmasına sebep olmuştu.

    Niş’in Osmanlılar tarafından alınması ve Sırbistan’ın yenilmesi sonucu, Sırplarla anlaşma yapıldı. Sırbistan krallığı her yıl Osmanlılara 1000 duka (Venedik altını) verecek, ayrıca Osmanlılar nerede savaşırlarsa onlara yardımcı olarak 1000–2000 asker gönderilecekti. Bu şartlar kral LAZAR’ın gelecekte planladığı bütün emellerine sed çekiyordu. Kral Lazar mesuliyetlerinden bir an evvel kurtulmak ve elden çıkan yerlere sahip olmak için gizliden askeri ve siyasi ittifaklar kurma yolları aradı ve bunda da başarılı oldu. Lazar evvela yakın komşu devletlerle ittifak yaparak kuvvetli ve büyük bir ordu kurmayı tasarlıyordu. Bu tasarının gerçekleşmesi için önce Macaristan krallığına sokuldu, fakat Macaristan’ın iç durumu Sırplarla bir ittifaka elverişli değildi. Bosna ve Bulgaristan krallarıyla anlaşabileceğini düşündü. Onlara başvurdu. Bosna kralı V. TVURKO bu sıralarda Sırp ve Macarların baskısından kurtulmuş ve oldukça da kuvvetlenmişti. Bir gün Osmanlıların saldırısına uğrayacağından ve yurdunun elinden çıkacağından korkuyordu. Kral Lazar’a yardım göndermek değil, Osmanlılarla yapılacak bir savaşa kendisinin komuta edeceği bir Bosna ordusu ile katılacağını bildirdi. Aralarında bir antlaşma sonucu ittifakı imzaladılar. Kral Lazar bu sıralarda Bulgaristan kralı Şişman’a (bazı tarihçiler Sisman diyor) başvurdu. Bulgaristan Kralı o sıralarda Osmanlılarla barış yapmış, kızını 1. Murat’la evlendirmişti. İşte bu sıralarda Osmanlılar Karamanoğullarına karşı harekete geçtiler. Sırbistan’la antlaşma gereği bu savaşa Sırplar 2000 muharip gönderdiler. Osmanlıların zaferiyle sonuçlanan Karaman seferinde yardımcı Sırp kuvvetlerinden bazı kişiler emirlere uymadıkları, çapulculuk yaptıkları, silahsız halka tecavüzde bulundukları için padişah tarafından cezalandırılmışlar hatta bir kaçı da idam edilmişti.

    Sırp askerler ülkelerine dönünce yaptıkları kötülükleri inkâr etmişler, büyük haksızlıklara uğradıklarını söyleyerek halkın galeyana gelmelerine sebep olmuşlardı. Kral Lazar bu fırsattan yararlanarak, Osmanlılara karşı savaş hazırlıklarını hızlandırmıştı. Bu meyanda Lazar Arnavutluk beyliklerini ve Bosna krallığını, Eflâklıları, Lehlileri ve Macarları da Osmanoğulları aleyhine birleştirerek kuvvetli bir ordu da kurmuştu. Müttefik orduya (Haçlılar) güvenerek, I. Murat’a savaş ilanı için bir de elçi göndermişti.

    Bu durum karşısında o sıralarda Bursa’da bulunan 1. Murat; Karesi ve Kütahya’da sancak beyi olan oğulları Yakup Çelebi ile Yıldırım Bayezid’e haberler ulaştırarak, askerleriyle Çanakkale’den Gelibolu’ya geçip, FİLİBE Ovasında yığınağını yaparak Osmanlı Ordularına katılmalarını bildirdi. Diğer taraftan Saruhan, Menteşe, Aydınoğullarına toplayacakları askerleriyle yardıma koşmaları bildirildi. Bu suretle ordu düşünülenin üstünde kuvvetlenmiş olacaktı. Bu sırada hacda bulunan, büyük komutan Evrenos Bey de orduya katılmış bulunuyordu. Kendisine, başkomutanlık müşavirliği görevi (Ordu kurmay başkanlığı) verildi. I. Murat kendisine bağlı, Balkan yarımadasındaki Sırbistan hâkimi bulunan Saraç Bey’i, Prens Dö Serrad ile Bulgarlardan Köstendil prensi Konstantin’ e de haber göndererek hazırlanmalarını bildirmişti. Onlara çok güveniyordu. Aynı zamanda vakit kayıp edilmeden i. Murat derhal savaş divanı toplanmasını da emretti. Genel durum gözden geçirildi. Ve stratejik savaş planı hazırlandı:

    Planın yapılışı:

    Sadrazam Ali Paşa, kuvvetleriyle Rumeli tarafına geçti. Harp harekât alanı olarak seçilen Trakya bölgesi, Balkan dağlarıyla, Bulgaristan’dan ayrılmış ve her iki bölge arasında bağlantı, bu dağlar üzerindeki geçitlere bağlıydı. Bu geçitler 7 kadar olup her biri gayet dar, geçilmesi zor SULUDEREBENT, KAPUDEREBENT ile sıradağların batısında son bulan SOFYA’ya, Niş’e, ODIN’e açılıyordu. ŞUMNU kalesiyle de savunuluyordu. Ali Paşa bu geçitlerden faydalanmayı düşünmedi. Çünkü bu iki geçit Bulgaristan’la Sırbistan arasında bulunduğundan bu geçitlerden geçerken Sırp ve Bulgar kuvvetlerinin saldırısına uğranabilirdi. Bu bakımdan Ali paşa kuvvetleriyle, Bulgaristan’a en doğudaki geçitlerden biri içinden taarruza karar verdi. Daha sonra ordusunu İSLİMİYE civarında toplayarak KAVAK derbendinden geçerek ŞUMNU, PREVADI arasından Bulgaristan’a girdi. Ali paşa kuvvetleri Bulgaristan’ a girdikten sonra TİMURTAŞ Paşa oğlu YAHŞİ Bey kuvvetleriyle Prevadi ’ye 5000 kişiden oluşan bir kuvvet gönderdi. Aynı zamanda ŞUMNU’yu da yeter bir kuvvetle ele geçirerek, kendi de geri kalan kuvvetleriyle Bulgaristan’ın merkezi, Kral Şişman’ın en kuvvetli merkezi TURNUVA ’ya doğru yürüdü. Çok iyi hazırlanmış bu planla kısa bir süre içinde büyük bir başarıyla sonuca gidildi.

    Yahşi Bey, komutasındaki kuvvetlerle PREVADİ’yi ele geçirirken Ali Paşa da TIRNOVA’yı teslim almıştı. Bu sırada ŞUMNU Kalesi mücadelesiz teslim alındı. Sadrazam Ali Paşa’nın pek kısa bir süre içinde eriştiği bu büyük başarı, Bulgarları dehşete düşürmüştü. Osmanlıların hiç ummadıkları bir yerden baskın halindeki bu taarruzları çok müthişti. Onların kuvveti de azdı. Beklenen Sırp yardımı da yapılmamıştı.

    Sadrazam Ali Paşa ise, düşmanın çekilme maksadını bildiğinden peşini bırakmadı. Takibe devam ederken TIRNOVA’yı da ele geçirdi. ZİM nehri vadisinden yürüyerek NİĞBOLU yakınlarına kadar geldi. Kaleyi kuşattı. Kral Şişman’ı sıkıştırarak, askerini susuz ve aç bıraktı. Şişman’ın padişaha başvurmasını sağladı. Kral affolunmak için i. Murat’a ricacılar gönderdi. Teslim oldu. Sultanın asıl maksadı, Bulgaristan’ı ele geçirmek değildi. Bütün kuvvetiyle Sırbistan’ı cezalandırmak istiyordu. Kral Sismanın teklifleri kabul edildi. Yapılan bir antlaşma ile SİLİSTRE ’Yİ Osmanlılara verdi. Her yıl bir miktar da vergi ödemek zorunda bırakıldı. Bu sırada HIRŞOVA ve daha birçok şehirler Osmanlıların eline geçti. Veziriazam Ali Paşa’nın Bulgaristan harekâtı sürerken, TİMURTAŞ komutasındaki 1000 kadar Akıncı Arnavutluk sınırlarına hücum etti. Ganimetle bulunduğu yere dönerken, Sırplar ve Bosnalılar bu birliğin varlığını öğrenmişler, Vurano civarında, üstün kuvvetlerle bu birliğin yolunu kesmişler, onlara çok kayıplar verdirmişlerdi. Bu hareketler Osmanlıları çok üzmüştü. Sırp kralı LAZAR Bulgaristan’ın Osmanlılar tarafından saf dışı edilmesi ve Prevadi, Şumnu, Tırnova, Niğbolu, kalelerinin Osmanlıların eline geçmesi ve Bulgar Kralı Şişman’ın tutuklanarak yakınları ve çocukları ile birlikte Tavuslu’ya gönderilmesi haberi ve en önemlisi, bütün Bulgaristan’ın Osmanlı toprakları içinde sayılması, artık sıranın kendi ülkesine geldiğini ona anlatmıştı. Osmanlı taarruzunun kaçınılmazlığına da inanmaya başladı. Ayrıca Osmanlılar bazı stratejik önemi haiz Bulgar sınırları üzerindeki sarp bir dağın tepesinde bulunan Şehirköyü (Çarput) Sadrazam Ali Paşa tarafından ele geçirmişlerdi. Lazar bu yeri tekrar ele geçirmek maksadıyla, komutanlarından General DİMİTRİYUS’u 10.000 kişilik bir atlı kuvvetle Şehirköy’e gönderdi. Burası Niş ve Sofya arasında bulunuyordu. Lazar için stratejik önem taşıyan bu yer sayesinde Sırp ordusunun Bulgaristan’la bağlantısı kopmayacaktı. Şehirköy (Çarput) yer olarak merkezi olduğundan buradan istenildiği zaman Sofya’ya, istenildiği zaman Niş’e kolaylıkla hareket mümkündü, Ali Paşa bu durumu öğreninceye kadar, General Dimitriyus Çarput’u ele geçirmiş, halk Sırplarla birleşmişti. Haber Filibe’de bulunan i. Murat’a duyuruldu. 1. Murad Şehirköy’ün tekrar ele geçmesi, düşmanda şaşkınlığa sebep olmak ve müttefik devlet ordularının hareketlerini engellemek/geciktirmek için buralara akınlar düzenlettirdi. Suların coşkun akışından Osmanlı ordusu bir türlü nehri geçemiyordu. Çünkü bu mevsimde Meriç nehri geçit vermezdi. Meriç nehrinin geçit vereceği zamanı yakalamak için, Timurtaş oğlu Yahşi Bey ile Saruca Paşa, Subaşı Ayni Bey 10.000 kadar akıncı kuvvetle o tarafa gönderildi.

    Dırağman Boğazı’nı geçip Şehirköyü geri alma ve düşman ordusu hakkında bilgi toplama görevi verilmişti. Yahşi Bey kuvvet liflerini çıkarlarına uygun gördüklerinden isteklerini kabul ettiler. Ellerindeki kuvvetlerle Lazar ordularına katıldılar. Ayrıca Kral Lazar’ın damadı Prens Jorj Zatovprimur ile Karadağ Prensi Etkiyen Çermoviyeviç ve daha birçok beylikler Lazar ordusuna katıldılar. Bosna kralı Tvartko da sözünü tutmuş, ordusuyla Sırp ordusuna katılmıştı. Sırp ordusu kendinden emin bir halde bulunuyordu. Silah, araç ve gereç üstünlüğü de düşman tarafında idi. Osmanlı ordusunun uzun bir yürüyüşten sonra karşılarına yorgun geleceğini düşünüyorlar ve bu sebeple de savaşı kazanacaklarına inanıyorlardı. Harp zamanı yaklaştıkça Lazar ordusunda telaş görülüyordu. Bir süre sonra haçlı ordusu, Kosova ovasının karşı sırtlarında Osmanlı ordularını çok düzenli tertiplenmiş durumuyla karşılarında görünce şaşakalmışlardı. Hiç beklemedikleri bu hal, Osmanlı ordusunun dalgalanan sancakları ve kendilerinden emin halleri Lazar ordusunu düşündürmeye başlamıştı. Bu durum karşısında kral Lazar hemen komutanlarını topladı. Herkese bu savaşın nasıl yapılacağını sordu. Savaş şurasında bulunan prensler ve komutanlardan birçoğu, Osmanlı ordusunun yorgunluğundan, Kosova ovasında henüz savaş düzeni alınmamış bulunmasından yararlanmak için derhal taarruza geçilmesini, geceleyin taarruz edildiği takdirde Osmanlı ordusunun tümünün yok edilebileceğini söylediler. Bu son teklif kabul edilmedi. Ertesi sabah şafakla beraber saldırmanın uygun olacağına ve bu süre içinde birliklerin uygun savaş tertiplerinin alınmasına karar verdiler. Haçlı ordusu hazırlanırken, Osmanlı ordusu boş durmuyor, büyük düzenleme içinde bulunuyordu.

    1. Murad harbin sonucunu hayal etmek yerine, durumun kötülüğünü müdrik hazırlıklar yapıyordu. Savaşacağı düşmanı kendi gözüyle görmek için, Şehzade Yıldırım Bayezid’le birlikte düşman ordularının son durumlarını görmek üzere bir tepeye çıktılar. Düşmanın sayı üstünlüğü karşısında hayrete düştüler. Ovanın bir bölümü, süvari ve piyade kuvvetleriyle doluydu. Zırhlı süvarilerin parıltıları gözleri kamaştın yordu. Ovanın genişliği ve derinliği içinde sonu gelmez uzunluğuna tertip almış düşman safları görünüyordu.

    I. Murad; karşısındaki haçlı ordusunun kendi ordusundan kat kat sayı üstünlüğüne sahip olduğunu görünce, savaşın yapılacağı arazi üzerinde düşündü. Kararlar aldı. Arazinin çok tozlu ve rüzgârın da düşman yönünden esmesi, Osmanlı askerinin isabetli atışlarına engel olacağı endişesiyle üzüldü. Fakat bu kötü ve aleyhteki durumları beraberindekilere sezdirmedi. Oğluyla geri döndüler. Harpte yapılacak hareketleri bir daha gözden geçirmek üzere tekrar Harp Meclisini topladılar. Son durum bir defa daha gözden geçirildi. Komutanların bir bölümü rüzgârın aleyhte esmesi ve aynı zamanda da askerin yorgunluğunu ileri sürdüler. Bir bölüm komutan da düşmanın çokluğu karşısında cephenin en önemli hatlarında develer bulundurularak düşman atlarının ürkütülmesini istediler. Söz alan Yıldırım Bayezid: "Savaşın merdane yapılmasını, hileye sapılmamasını, fedakârlık ve kahramanlığa hiç bir şeyin engel olamayacağını, her şeye çare bulunacağını söyledi. Osmanlı askeri bu ana kadar düşmanıyla göğüs göğüs’e çarpışmaktan hiç geri durmamıştır. Anadolu’nun geniş ovalarında birçok kaleler develer arkasında saklanarak mı kazanıldı? Hileye lüzum yoktur, Allah’a inanıyoruz ve Allah’ın yardımına biz kavuşacağız, zaferi mutlaka kazanacağız. Zafer bizimdir. Allah’ım buna şahittir" diyerek sözlerine son verdi. .

    Bu güne kadar yaptıkları savaşlarda böyle olmamış mıydı?

    Şehzade Bayezid’in sözleri, sadrazam Ali Paşa’nın bir ayet okumasına vesile oldu. Ali Paşa; peygamber Efendimizin düşmanlarıyla yaptığı BEDİR savaşını göstererek "çoğu zamanlar fazla kuvvetler, az kuvvetler tarafından yenilmiştir" deyince, oradaki komutanlar, Allah’a tevekkül ile imanları kuvvetlendi. Zaten başka dayanakları da yoktu. Bu harp Osmanlılar için bir ölüm-kalım mücadelesi olacaktı. Çünkü Kosova’da yapılacak ve kazanılacak harp Rumeli’nde hükümranlığı sağlamlaştıracak, burada kalmalarına yarayacaktı. Bütün Osmanlı ordusu, Allah’a bağlılık ve inanışları içinde harbi kazanmağa and içtiler. Bu sırada söz alan ünlü komutanlardan Timurtaş Paşa da, savaş tecrübelerine dayanarak, düşman süvarilerinin zırhlarından korkacak develerin geriye doğru kaçmaları halinde, düşman atlılarına engel olacağı yerde, aksine Osmanlı ordusunda karışıklık doğuracağını söyledi. Bunun üzerine i. Murad, müşaviri Evrenos Bey’e "sen bu düşmanın yapacaklarını hepimizden daha iyi bilirsin. Özellikle bu hususta tecrübende çoktur. Onlarla çok iyi savaştın. Senin son düşüncen nedir?" diye sorunca Evrenos Bey tecrübelerine dayanarak şöyle konuştu:

    "Düşman önce düzenli bir şekilde taarruz edebilir. Zamanla düzensiz bir hale gelir. Karışabilir. Zaferi kazanacağına inandığı için de rastlantılara güvenir. İşte bu sırada düşmana karşı taarruzun uygun olacağını, Osmanlı ordusunun bu suretle zafere daha kolay yaklaşacağını, bir yandan da, düşmanın taarruzundaki tertiplerini dikkate alarak, savunmamızın duruma göre almanın doğru olacağını, birlikleri aynı noktalarda daima üstün tutarak ve daima toplu bulunmanın yararlarını anlattı. I.Murad ve Komutanlar, Evrenos Bey’in düşüncelerini uygun buldular. Ertesi sabah bu şekilde hareket edilmesine karar verildi.

    Sabah şafak sökerken, sabah namazını bitiren i. Murad ellerini kaldırarak şöyle dua etti:

    "- Ya rabbi! Senin aşkına yüz sürdüğüm şu anımda bana yardım et, milletime karşı yüzümü kara çıkarma. Yardımını benden ve askerlerimden esirgeme. Askerlerime beni siper et, onları zafere, beni şahadete ulaştır. İslam’ın mülkünü yok etme. Beni kurban et" diye dua etmiş ve hemen sonra etrafına bakındığı zaman, dün çok fena ve aleyhine esen rüzgârın kesildiğini, hafif serpeleyen yağmurun ovadaki tozları yatıştırdığını hayret ve sevinçle görünce Allah’a şükretmişti. Bu sırada ordusunun savaş düzeni aldığını, yalın kılıç bekleyen askerlerinin en ön saflarına kadar giderek bu halleri anlatmış, moral vermişti.

    — Göreyim sizi koçlarım, aslanlarım zafer sizindir, diyerek, cephenin merkezindeki savaş idare yerine gitti.

    TARAFLARIN SAVAŞ TERTİP VE DÜZENLERİ:

    Osmanlı ordusunun harp için tertibatı: Osmanlı ordusu, sağda, merkezde, solda olmak üzere üç grup halinde tertiplenmişlerdi. Sağda, yaya ve atlı gruplardan oluşan birliklere Yıldırım Bayezid komuta ediyordu. Birinci hatta piyadeler, ikinci hatta süvariler bulunuyordu. Rumeli sipahileri Evrenos Bey komutasında, Rumeli yayaları Kürtağa komutasında, Azap askerleri Hoca ve Hamza Beyler komutasında idi. Bayezid kuvvetleri gerisinde toplar da mevzilendirilmişti.

    Merkezde; (Ortada) i inci Murad komutasında, yeniçerilerden kurulu üç grup halinde bulunuyorlardı. 1. gruba veziriazam Ali paşa, 2. gruba yeniçeri ağası, 3. gruba da Rumeli Beylerbeyi Timurtaş Paşa komuta ediyordu. Merkez kuvvetlerin gerisinde ihtiyat kuvvetleri bulunuyordu. Bu grup da iki kademe halinde tertiplenmişti. 1. hatta süvariler, 2. hatta yayalar bulunuyordu. Padişahın koruyucuları hassa süvarileri ve kapıkulu süvarileri de bu grupta bulunuyorlardı.

    Solda; Yakup Çelebi komutasındaki grupta Turgut Bey’in Anadolu yayaları, Subaşı Aynı Beyin komutasında Anadolu sipahileri gruplanmıştı. Turgut Beyin kuvvetlerinin gerisinde Saruhanoğlu ve Aydınoğlu beylikleri kuvvetleri bulunuyordu. Birliklerin aralarında ve gerilerinde toplar mevzilendirilmiş, atışa hazırlanıyorlardı. Ordu ağırlıkları en geride yerleştirilmişti. Osmanlı ordusu 40–50 bin kadardı.

    HAÇLI ORDUNUN DÜZENİ:

    Sağda; Sırp kralı Lazar’ın kız kardeşinin oğlu BRANKOVİÇ komutasında; Sırp birlikleri ve Arnavutluk birliklerinden oluşan grup,

    Merkezde(ortada) Kral Lazar komutasında; Sırp kuvvetleri, Macar kuvvetleri, Ulah kuvvetleri, Hersek kuvvetleri ve Leh kuvvetlerinden mürekkep gruplar,

    Solda; Bosna kralı Tvartko komutasında; Sırp kuvvetleri ve Bulgar kuvvetlerinden oluşan grup.

    Kral Lazar’ın merkez grubunda; birinci hatta süvariler, ikinci hatta piyade birlikleri yerleştirilmişti. Merkez grubunun gerisinde süvari kuvvetlerinden oluşan genel ihtiyat kuvvetleri bulunuyordu. Gruplar arasında ağır silahlar yerleştirilmişti. Haçlı ordunun genel kuvveti 100.000 kadardı.
     

  2. Eylem

    Eylem Süper moderatör Yönetici

    BİRİNCİ KOSOVA MEYDAN MUHAREBESİNİN İCRASI (20 Haziran 1389)

    Osmanlı ordusu başkomutanlık müşaviri EVRENOS Bey’in hazırladığı savaş planı gereğince, cephe ilerisinde 2000 kişi kadar bir kuvvet cephe genişliğince örtme tedbirleri almış ve taarruz gösterileri yaparak düşmanı kışkırtmış ve taarruzunu sağlamıştı. Osmanlı ordusu ise; plan gereği bu kuvvetlerin gerisindeki tepeler üzerinde savunma tertipleri almıştı. Her iki tarafın muharebe hazırlıkları tamamlanınca, ileri mevzilerdeki örtme kuvvetleri düşmana ok mesafesine kadar sokuldu. Sabahın aydınlığı ile beraber düşmana ok yağdırmağa başlamışlardı. Müessir bir atıştan sonra, kuvvetler düşmana doğru gösteriş taarruzuna başladılar. Sırplar sayıca üstünlüklerine güvenerek sol yanda bulunan Yakup Çelebi’nin grubuna şiddetle saldırıya geçtiler. Bu cephedeki kuvvetler düşmanın çokluğu karşısında mukavemete devam edemediler. Gerideki ihtiyatlar üzerine doğru çekilmek zorunda kaldılar. Sultan Murad bu durumun diğer kuvvetlere etki yapacağını düşünerek Bayezid kuvvetlerinin, bir bölümüyle derhal Yakup Çelebi kuvvetlerine yardım etmelerini emretti. Bu sırada Yakup Çelebi de çarpışa çarpışa mukavemete devam ederek adim adım çekiliyordu. Bu suretle düşmanın büyük bir bölümünü kendine bağlamış bulunuyordu. Bu sırada da Yıldırım Bayezid’in idare ettiği kuvvetler bu düşmanın yanına doğru taarruza geçmiş ve yardım etkili de olmuştu.

    Sırbistan kralı LAZAR Haçlı ordusunun başkomutanı olarak savaşı bütün dikkatiyle takip ediyordu. Yıldırım Bayezid’in taarruzunu görüyor ve başardığı mükemmel manevranın nereye varacağını bekliyordu. Boşa çıkarmak için sol yan kuvvetlerinden 20.000 kadar Boşnağı VİLODKOVİÇOVİÇ’in komutasında toplayarak Bayezid’in üzerine gönderdi. Vaziyeti gören Yıldırım Bayezid kuvvetlerini derleyerek, üzerine gelenlere yöneldi. Kanlı bir çarpışma oldu. Çarpışmayı kesin olarak Yıldırım kazandı. Yakup Çelebi ’ye saldıran ve bir süre başarılı görülen Sırplar yanlarının tehlikeli bir duruma girdiğini görünce kötü hale düştüler. Bu vaziyeti gören Yakup Çelebi; Ayni Bey ve Sarıca Paşa kuvvetlerini de yanına alarak önce durdu ve sonra geriye dönerek ve çok korkunç bir atılganlıkla karşı taarruza geçti. Sırplar cephelerinden ve sol yanlarından gördükleri saldırılara dayanamadılar ve panik halinde kaçmaya başladılar. Başkomutanlık bu durumu görünce bütün cephede karşı taarruza başladı. Çarpışmalar ve kovalamaca 5 saat sürdü. Kaçanlar Osmanlı süvarisinin takibinden yakalarını kurtaramadılar. Kral LAZAR, pek çok komutan ve prensler de ölüler arasında idi.

    Osmanlı Ordusu ihtiyatlarının yerinde ve zamanında kullanılmasıyla düşmanın büyük kısmının kaçmasına meydan verildi ve gerilerden de çevrilerek tümüyle yok edildi. Çemberden kurtulabilenler 3 kol halinde kaçıyorlardı. LOJON boğazı yönünde çekilenleri Bayezid’in, METROVİÇE yönünde çekilenleri Yakup’un süvarileri kovalıyordu. Savaş, cepheden düşman geri arazisine intikal etmiş, kovalama devam ediyordu. Akşam olmuş cephede sükûnet vardı. Yalnız ölüler ve yaralılarla dolu savaş alanı bütün acılığıyla gözler önündeydi. Padişah; savaş alanını dolaşmakta, yaralı ve şehitlerini, gözyaşlarını önleyemeden şefkatli elleriyle okşuyordu. Bu sırada yerden kalkan bir yaralı, (sonradan adının Miloş Obilie ve Sırp prensi olduğunu öğreniyoruz) su vereceğini söyleyerek, Padişahın yanına sokuldu. Kol yeninde sakladığı hançerini padişahın kalbine sapladı. Sultan Murad yere düşerken, bu hain derhal öldürüldü. Ama padişah şehid olmuş, Cennete kavuşmuştu. Yıldırım Bayezid başkomutanlığı devralması için ileriden çağrıldı. Yüksek komutanlık vasfı olan şehzade Yıldırım Bayezid’e devlet büyükleri kararı ile harp sahasında biat edilip, Padişahlığı ilan edildi.

    Harp Osmanlı ordularının zaferiyle sonuçlanmıştı. Yıldırım Bayezid 4. Osmanlı padişahı ve ordunun başkomutanı olarak, ordusuyla Edirne’ye döndü. Yürüyüş halinde iken, düşmanı sonuna kadar kovalayan süvari birlikleri de arka arkaya geri dönerek orduya katılmışlardı. Balkanlarda yapılan bu ilk büyük meydan muharebesi Osmanlı ordusunun büyük ve kesin zaferiyle sonuçlanmıştı. Babası Orhan Gazi’den 102.000 kilometrekare olarak aldığı Osmanlı topraklarını i. Murad 29 yıllık hükümdarlığı içinde 460.000 kilometrekareye çıkarmıştı. I.Kosova zaferi ile kazanılan bu yerler 500 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kaldı.