19 Mayıs İle İlgili Öykü

Konusu 'Belirli gün ve Haftalar' forumundadır ve Nehir tarafından 7 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. 19 Mayıs İle İlgili Hikaye

    BAYRAM KOŞUSU

    Yaşlı adam, bahçe kapısının önüne geldiği zaman torunu ortaokul öğrencisi Rıfat’la komşuları olan dört arkadaşının heyecanlı heyecanlı konuştuklarını gördü:

    “Hayrola?” dedi. “Nedir böyle heyecanlı heyecanlı konuştuğunuz?” Yanıtı Rıfat verdi: “Bugün 19 Mayıs ya büyükbaba, bir koşu yapacağız. Nereye kadar olsun koşu diye konuşuyoruz.”

    “19 Mayıs koşusu yapacaksınız ha?”

    “Evet büyükbaba. Kim birinci gelirse ona pasta ısmarlayacağız.” “Olmadı” dedi büyükbaba. Çocuklar merakla sordular: “Neden?”
    “Eee, siz yarış yapacaksınız. Oysa 19 Mayıs koşusu yarış olmamalı…”
    “Ya ne olmalı büyükbaba?” diye sordu Rıfat.
    “Toplu bir koşu olmalı… Birinci gelmek için koşulmamalı. Hep birlikte koşmak, koşuyu hep birlikte bitirmek için olmalı…”
    “Neden ama büyükbaba?”
    “Çünkü 19 Mayıs bir yarış değil; milletin elele, hep birlikte giriştikleri bir davranıştır… Bir dayanışmadır. Girişilen hareketi hep birlikte sona erdirmek amacına yöneliktir.”

    Çocuklar ilgiyle yaşlı adamı dinliyorlardı. O konuşmasını sürdürdü:
    “Hem siz bakalım 19 Mayıs konusunda neler biliyorsunuz?”
    “O gün Atatürk, Samsun’a çıktı” dediler çocuklar hep bir ağızdan. “Tam günü de söyleyin…” Çocuklar gene hep bir ağızdan: “19 Mayıs 1919″ dediler. “Peki Atatürk’ü İstanbul’dan Samsun’a getiren vapurun adı neydi?”
    “Bandırma” dediler çocuklar.

    Bundan sonra soracaklarıma teker teker cevap verin” dedi yaşlı adam. “Kime sorarsam o söylesin.” “Peki” dediler çocuklar. “Sen söyle Rıfat, o zaman rütbesi neydi Atatürk’ün?”

    “Tuğgeneral büyükbaba” dedi Rıfat.
    “Evet. Tuğgeneral Mustafa Kemal…”

    Başka bir çocuğa baktı:

    “Sen söyle Hüseyin, Tuğgeneral Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a ayak bastığı zaman kaç yaşındaydı?”
    “Otuzsekiz yaşındaydı efendim.”
    “Doğru… Peki görevi neydi?”
    “Dokuzuncu Ordu Müfettişi’ydi.”
    “Sana da aferin Hüseyin… Şimdi kim biliyorsa o söylesin, Bandırma vapuru hangi tarihte yola çıktı İstanbul’dan Samsun’a gitmek için?”
    “Ben söyleyeyim mi?” diye sordu bir çocuk. ‘
    “Söyle Cemil” dedi yaşlı adam.
    “16 Mayıs 1919′da…”
    “Sana da koca bir aferin Cemil.”
    “Gene kim biliyorsa o söylesin, Dokuzuncu Ordu Müfettişliği’ne atanan Tuğgeneral Mustafa Kemal Paşa ne yapacaktı Samsun’da?”
    “Ben söyleyeyim mi?” diye sordu bu kez başka bir çocuk.
    “Söyle Remzi” dedi büyükbaba.
    “Sözde Hristiyan halka kötü davranıyormuş Müslümanlar. Onları sindirsin diye…”
    “Aferin Remzi… Bir de ulusal kuruluşlar meydana gelmişti, işgal kuvvetlerine direnmek için, onları ortadan kaldırsın diye…”
    “Evet efendim” dedi Remzi.

    Büyükbaba bu kez başka bir çocuğa sordu:

    “Sen hiç lâfa karışmadın Ali. Sen söyle bakayım, kendisine hükümet tarafından bu görevler verilmişti ama Tuğgeneral Mustafa Kemal’in amacı neydi?”
    “Anadolu’yu işgal etmiş olan devletlere karşı ulusu ayaklandırmaktı.”
    “Ve Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açarak, ulus adına bu ayaklanmayı yapmak. Bir ordu meydana getirerek, işgal kuvvetlerine öyle karşı koymak, değil mi?”
    “Evet” dediler çocuklar hep bir ağızdan.
    “Çünkü ordulara karşı ancak ordularla savaşılırdı… Peki 19 Mayıs aynı zamanda nedir? Gençlik ve Spor Bayramı’ndan başka nedir 19 Mayıs?”

    Çocuklar duraksadılar. Yaşlı adam hepsinin bildiğinden ama o sırada hatırlayamadıklarından emin olduğu yanıtı kendisi verdi:

    “Atatürk’ün doğduğu gün değil mi?”

    Kimisi kafasına, kimisi yanındaki arkadaşının omuzuna vurarak:

    “Elbette” dediler çocuklar.
    “Hepimiz biliyoruz bunu büyükbaba” dedi Rıfat.
    “Başka bir şey sandık” dedi Hüseyin.
    “Size inanıyorum…” dedi yaşlı adam. “Atatürk doğduğu günü bilmiyordu. Ailesinden kimse söylememişti ona ne günü doğduğunu. Atatürk, 19 Mayıs’ı kendisi seçti doğum günü olarak.”
    Sonra birden sordu:
    “Peki doğduğu yıl nedir?”
    “1881″ diye bağırdılar çocuklar hep bir ağızdan.
    “Oldu… Şimdi söyleyin bana bakayım, kim birinci gelecek diye yarışarak mı kutlayacaksınız 19 Mayıs’ı, yoksa birlik ve beraberliği belirtmek için topluca koşarak mı?”
    “Topluca koşarak” dediler çocuklar.
    “Nereye kadar koşacaksınız?”

    Çocukların evleri kentin kalabalık ve gürültüsünden uzak bir mahalledeydi. Rıfat’ların evinin üçyüz metre kadar ilerisinde otobüs durağı vardı.

    “Otobüs durağına kadar gidip gelecektik büyükbaba” dedi Rıfat.
    “Peki… Ben sizi burada bekleyeceğim. Koşuya topluca başlayacaksınız, topluca bitireceksiniz. En hızlı koşana değil, en ağır koşana ayak uyduracaksınız…”

    Çocuklar güldüler. Ali’ye baktılar.

    “İçimizde en ağır Ali koşar” dedi Hüseyin. “Yükü ağırdır onun.”
    “Ne yükü?”
    “Ali 55 kilodur da büyükbaba” dedi Rıfat.
    “Çare yok. Ali’ye uyduracaksınız adımlarınızı. Geldikten sonra yüzlerinizi yıkayacaksınız. Burada buluşacağız. Hep birlikte pastaneye gideceğiz. Pastayı size ben ısmarlayacağım. Oldu mu?”
    “Oldu” diye bağırdı çocuklar.
    “Haydi öyleyse… Ben başlayın dediğim zaman başlayın koşuya…”
    Çocuklar yanyana sıralanıp verilecek komutu beklediler. Yaşlı adam, “Başlayın” deyince de hep birlikte koşmaya başladılar. Az sonra bir-iki tanesi hızlanır gibi oldu ama Ali onları uyardı:
    “Bana uyun, bana uyun; duymadınız mı büyükbabanın dediklerini?”
    Ona uydular.

    Yaşlı adam gülümseyerek, gözden kayboluncaya kadar onların ardından baktı. Sonra bahçe duvarının çıkıntısına oturdu. Derin bir soluk aldı. Yüzünde mutlu bir gülümseme belirdi. Emindi. Anlamıştı çocuklar 19 Mayıs’ın özündeki anlamı. Bunun bir yarış değil, bir bütünleşme olduğunu anlamışlardı. Bir de gücün birlikten doğduğunu anlasalardı. İşte o zaman bu koşu sonsuza dek sürebilirdi… Ama onu da anlayacaklardı biraz daha büyüyünce…

    Öykü Yazarı; Fikret Arıt