20. Yüzyılın Başlarında Osmanlı Devletinin İçinde Bulunduğu Durum Nasıldır

Konusu 'Soru Bankası' forumundadır ve Nehir tarafından 10 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. 20. Yüzyılın Başlarında Osmanlı Devletinin İçinde Bulunduğu Durum Nedir

    Atatürk’ün yetiştiği dönemde Osmanlı Devleti gücünü iyice kaybetmiş, Batı medeniyeti karşısında bilimsel ve teknolojik açıdan yenik düşmüş durumdaydı. Avrupa, bilim ve teknik konularında ileri bir seviyeye gelmiş, bu ilerlemeler sanayi inkılabına yol açmış, ülkelerin ham madde ihtiyacı artmış ve bu durum sömürge politikalarının artmasına neden olmuştur. Osmanlı Devleti’nin geniş toprakları, ham madde kaynakları ve Pazar yeri olmaya elverişli durumu Avrupa devletlerinin iştahını kabartıyordu. Bir süre sonra İngiltere ve Almanya’nın çevresinde iki gruba ayrılan devletler, her alanda birbirleriyle büyük bir rekabete giriştiler. Bu rekabet, yakın bir gelecekte oluşacak büyük bir savaşın belirtileriydi.

    Avrupa’daki gelişmeler, bir süre sonra Osmanlı İmparatorluğu üzerinde de etkili oldu. Milliyetçilik fikirlerinin etkisi ve Avrupa devletlerinin kışkırtması sonucu, Balkan milletleri ayaklandılar.

    19. Yüzyıl sonlarında Osmanlı tahtında padişah olarak II. Abdülhamit bulunuyordu. II. Abdülhamit, meşrutiyeti ilan edeceğine söz vererek tahta çıkmıştı. 1876’da Kanun-i Esasi (Anayasa) ilan edilmiş ve seçimler sonucu Mebuslar Meclisi toplanmıştı. Böylece, Osmanlı Devleti, mutlakiyet yönetiminden meşrutiyet yönetimine geçmişti.

    1877-1878 yılları arasında Rusya ile yapılan savaşın, ordunun iyi yönetilmediği için kaybedildiğini ileri süren meclis üyeleri bu durumdan padişahı sorumlu tutmaya başladılar. Gayrimüslim milletvekillerinin de meclis çalışmalarını aksatması üzerine II. Abdülhamit 14 Şubat 1878’de Meclisi kapattı ve ülkeyi parlamentosuz yönetmeye başladı.

    Hızla parçalanmaya başlayan Osmanlı Devleti’nin dağılmasını önlemek için II. Abdülhamit, 1885-1908 yılları arasında dış politikada denge siyaseti uygulamaya çalıştı. O, iç bunalımların yanı sıra dışta İngiltere ve Fransa’ya karşı çıkmanın Osmanlı Devleti’nin daha hızlı dağılmasına neden olacağı görüşündeydi.

    II. Abdülhamit, Osmanlı topraklarında Müslüman toplulukların birlikte yaşamalarını sağlayıp, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasının önleneceğini düşünüyordu. Ancak bu sırada Araplar arasında da milliyetçilik duygularının yayılmaya başlaması bunun gerçekleşmesine imkan vermedi. Bu arada ülke içinde II. Abdülhamit yönetimine karşı İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından güçlü bir muhalefet oluşturulmuştu. 1908’de ittihat ve Terakki’nin, meşrutiyetin yeniden ilanının sağlanması amacıyla harekete geçmesi sonucu, II. Abdülhamit, meşrutiyeti yeniden ilan etmek zorunda kaldı.

    Mustafa Kemal, bu dönemde meşrutiyet yönetiminin beceriksiz yöneticiler tarafından nasıl yozlaştırıldığını ve amacından saptırıldığını gördü. Yaşadığı olayları kendince yorumlayıp değerlendirmeye çalıştı ve millet egemenliğine dayanan bir yönetim anlayışını benimsemeye başladı.(1)

    Birinci Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ise Osmanlı Devleti’nin sonu olmuştu. İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti’nin topraklarını kendi aralarında imzaladıkları gizli anlaşmalarla paylaşmış ve işgallere başlamışlardı.

    (1)Kemal Kara, Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, İstanbul 2008, s. 278