Ağaç sevgisi ile ilgili hikaye

Konusu 'Konu Anlatımı' forumundadır ve Ceren tarafından 31 Mart 2015 başlatılmıştır.

  1. Ceren

    Ceren Süper moderatör

    Ağaç sevgisi ile ilgili hikaye

    Öfke ağacı

    Zilin çalmasıyla sınıflarından ok gibi fırlayan çocukları eve dönüş yolunda Mayıs ayının harareti yakaladı. İçlerinden birisi öfke ağacını gördü. Ardından diğerleri… Bu 40-50 yaşlarında gövdesi kalın, koyu gölgeli, heybetli bir söğüt ağacıydı. Söğüt ağacını göstererek “Haydi yarışalım!” dedi içlerinden en bücürü. Sırtlarında olanca ağırlığıyla zıplayan okul çantalarına aldırış etmeden söğüt ağacına kadar kabarık soluklarla koştular. Söğüt ağacına ilk varan attı kendini koyu söğüt gölgesine. Ardından diğerleri…

    Ali Dede her zaman ki gibi söğüt ağacının altında uyukluyordu. Çocukların gürültüsüyle mahmurlanmış gözlerini açtı. Ali Dede özellikle emekli olduktan sonra vakit namazları için camide geçirdiği anların haricinde bu ağacın altında olurdu. Bir süre sessizlik oldu. Havanın sıcaklığına bir de tempolu koşu eklenince çocukları hararet basmıştı. Koyu gölgeyi görünce şöminenin önüne serili post gibi sırt üstü yere serili vaziyette birkaç dakika kaldılar.

    İçlerinden meraklı olanı aklına bir şey düşmüş gibi aniden doğruldu. Ali Dede’ye dönerek:

    -Ali Dede bu ağacın adı neden öfke ağacı ?

    Ali Dede:

    -Dinleyecekseniz anlatayım.

    Çocuklar hep bir ağızdan:

    -Anlat, anlat!

    -Sonuna kadar dinleyeceksiniz ama!

    -Sööz, dinleyeceğiz!

    Ali Dede ağacın hikayesine başladı:

    “Ben sizin kadarken arkadaşlarla, çelik çomak, met, savaşçılık, ok atmaca gibi oyunlar oynardık. Oyuncağın olmadığı zamanlarda, tüm oyun malzememiz ağaç dallarıydı. Söğüt dalından kah met, kah düdük veya kılıç yapardık. Bazen de yay yapıp ok atardık. Fakat buralarda pek ağaç yoktu o zamanlar taa ilerdeki koruluktan keser getirirdik. Yani okuldan eve gelirken sizin gibi gölgesine sığınabileceğimiz bir ağacımız yoktu bizim. Neyse lafı uzatmayayım. Bir gün savaşçılık oynuyoruz. Hepimizin elinde daldan yaptığımız kılıçlar var. Fakat benim elimdeki dal incecik o gün, arkadaşlarımınkiler epey kallavi. Arkadaşlarım kılıççılık oynarken epey hırpaladılar beni o gün. Çocuk işte suçlayamazsın ki. Ben durun benim kılıç ince, sizinkiler kalın , adaletsizlik oluyor desem de oyun niyetine beni iyi bir dayaktan geçirdiler. Onlar şen şakrak eve döndü, ben sinirimden ağlamaya başladım. Sinirimi alacak , yediğim dayağın suçunu yükleyecek bir şeyler aradım. Elimde sadece bir dal parçası vardı. Ben de dala ceza verdim. Küçük bir çukur kazıp onu diktim. Hani öğretmenler ceza olarak tahtaya dikerler ya bizi, işte ben de öyle dala ceza verdim. Dikilme cezası.

    Birkaç gün sonra yağan yağmurların da etkisiyle ağaç tutmuş. O gün de annem dövdüydü. Sebebini bilmiyorum ama dövmüştü işte. Dikili dalı görünce “Senin adın öfke ağacı olsun” dedim. ”Bana yaşadığım acıları hatırlatacaksın” Yani küçücük dal parçasından sinirimi almaya çalışıyordum. Çocukça bir şey işte. Sonraları ne zaman bir acı yaşasam, öfkelensem soluğu diktiğim fidanın yanında aldım, onu suladım. Ağaç sulana sulana kısa sürede serpildi. Demek ki insan ne kadar acı çekiyormuş hayatta!

    İlk başlarda ben o ağacı ceza niyetine dikmiştim. Dua etmeyi bilmezdim o sıralar. Beni anlayan sadece o ağaç oldu. Sonra arkadaş olduk ağaçla. Bazıları “İnsan meyveli ağaç diker, niye söğüt diktin” gibilerinden eleştiri de bulunsalar da aldırmadım. Onlar her şeyi menfaat bilir, ağaç sevgisi nedir bilmez. Kendileri ağaç dikmez hatta dikileni keserler, ağaç dikeni de eleştirmeye kalkarlar. Ağaçları meyveli meyvesiz diye ayırmayacaksın. Onların hepsi birer candır, canlıdır. Üstelik kötülük düşünmez ağaçlar. Kin de gütmezler. Ben bu ağacı ceza olsun diye dikmiştim şimdi bizi gölgesinde serinletiyor.”

    Ali Dede’nin hikayesi çocukları etkilemişti. Birisi sordu:

    -Ağaçların dalları kırılınca canları acır mı ki?

    -Niçin sordun?

    -Biz de birer dal sokalım toprağa, belki de tutar.

    -İnsanlar evlatları için fedakarlık yaparlar. Siz de ağaca evlat armağan edecekseniz kızmaz, canı da acımaz.

    Çocuklar birer dal koparıp toprağın bağrına diktiler. Birkaç sene sonra arkasına saklanıp saklambaç oynayabilecekleri ağaçlar yetişmişti. Her birine de isim koydular, sevgi, özlem, neşe…
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 30 Mart 2015