Ahmet haşim merdiven şiirinin açıklaması

Konusu 'Zengin Bilgiler' forumundadır ve Demir tarafından 3 Eylül 2014 başlatılmıştır.

  1. Ahmet haşim merdiven şiiri açıklaması

    Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
    Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
    Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak…
    Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta
    Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…

    Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller
    Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
    Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
    Bu bir lisân-ı hafîdir ki rûha dolmakta
    Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…

    AHMET HÂŞİM




    Ünlü bir şair, Ahmet Haşim!
    Büyük bir şiir, Merdiven!


    Şiir, beşlik iki bentten oluşuyor. Ahmet Haşim, bütün şiirlerinde olduğu gibi “Merdiven” şiirinde de aruz ölçüsü kullanmış. Bir dizi sözcükte “r” sesinin kullanılıyor olması bir iç ahengin oluşumuna katkı sağlıyor. Uyaklar özenli.

    Şiir, bir ikilemeyle başlıyor. (Ağır ağır) Merdiven, güneş rengi yapraklar, sararan sular, kızıl havalar, biten bir gün, solan bir yüz ve ağlayan insan… birinci bölümde dikkati çeken sembollerdir.

    Divan şiirinde “mazmun” denen kalıplaşmış sözler kullanılırdı ki, her biri sevgilinin bir özelliğini anlatırdı. Ahmet Haşim’in şiirinde ise bu rolü daha geniş bir işlev yüklenerek bazı semboller üstleniyor. Şiirde kullanılan bu özel sözcükler, yani semboller anlatıma sisler içinde belli belirsiz sezilen bir anlam ve ahenk sağlamaktadır. Anlam yoğunluğu sağlayan kesişim noktalarını oluşturmaktadır.

    Ahmet Haşim, “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” adlı denemesinde şiir dilini “sözle musiki arasında, sözden daha çok musikiye yakın ortalama bir dil” olarak tanımlamıştı. Merdiven şiirinde bu dili ve söyleyişi yakaladığını görebiliyoruz.

    Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
    Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
    Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak…
    Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta
    Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…

    Bu dizelerde belirgin renkler sarı, turuncu (güneş rengi yapraklar, sararan sular, solan yüz) ve kızıl’dır. Mevsimlerden sonbahar; gün içinde, akşamüzeri ve akşam saatleri… Belirgin duygu ise hüzün’dür. Hüznün nedeni, şimdilik sezilen ama giderek belirginleşen ‘kaçınılmaz bir son’dur. Hem günün sonu, hem yaz sonu, hem de gençliğin, bir ömrün sonunu düşündürmektedir bize.

    Hüzün duygusunun kaynağı hakkında, bir sona yaklaşmanın yanı sıra henüz hayattan isteklerinin, beklentilerinin gerçekleşmemiş ya da murad alamamış olmakla ilgili olduğu da söylenebilir.

    Konuşan kişi, yani anlatıcı, yani şair bir güzele seslenmektedir. Sevgiliye, bir güzele seslenildiğini ‘eteklerinde güneş rengi yapraklar’ olmasından ve göklere bakıp ağlamasından anlıyoruz. Bu şiiri yorumlayanların genellikle bu kadın figürünü yok sayıp ‘genel olarak insana, insanlığa’ seslendiğini var saymaları ilginçtir. Öyleyse şair, sevgiliye zamanın hızla geçtiğini hatırlatarak örtülü olarak bir ‘aşka davet’ te bulunuyor. Hem doğada hem sevgilide bir solma ve sona yaklaşma vardır. Hatırlatıyor. Karanlık, akşam, tüm güzellikleri örtecektir.

    “Merdiven” şiire ad olarak da kullanılan bir semboldür. Söz sanatı olarak çok sayıda açık istiarelere başvurulmuş bu dizelerde. Merdiven, x olarak düşünülürse, x’e verilen anlamlar kadar şiirde anlam çeşitliliği ve zenginliği oluşmaktadır. Merdiven’e “hayat yolu” dersek başka, “şöhrete giden yol” dersek başka, “şampiyonluğa giden yol”, “başarıya giden yol” dersek başka anlamlar ve yorumlar elde ederiz. Böylece şiirin anlamı her okuyana göre zenginleşir ve çoğalır. Her yaşa hitap edebilecek bir esneklik kazanmış olur… Buna rağmen merdivenin en genel anlamlısıyla “hayat yoluyla” eşleştirilmesi, inişleri ve çıkışlarıyla bir ömrü sembolize ettiği görüşü yaygındır.

    Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller

    Gül, şen şakrak sevgiliyi anlatır.
    Gül, mağrurdur, alımlıdır, işvelidir, can yakar…
    Âşıkları uykusuz bırakır…
    Ama boynunu bükmüşler!
    Üzmüşler.
    Kanıyor! Sürekli acı çekiyor güller!
    Güzeller mutsuz!
    Hiç olacak şey mi?

    Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller

    Alev ve kan… ikisi de kırmızı…
    Kırmızı; aşkın, coşkunun rengidir.
    Güller kırmızı, bülbüller kırmızı… Bülbüller gülün aşkıyla yaralıdır. Aşkın ateşiyle nar’a dönmüşlerdir ve bekleyiştedirler. Benzetmelere yer verilmiş bu dizelerde.
    Sevenler ve sevilenler hep acı çekmektedirler.

    Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

    Sular mı yandı?
    -Tecahülü arif sanatı yapılmış-
    Şair, bildiği halde bazı şeyleri bilmezden geliyor. -Ve istifham-
    Hiç olmayacak şeyler mi oluyor? Dünyanın sonu mu geldi?
    Sular doğal renginde değil, mermer bile kırmızıya çalıyor…
    Un var, yağ var, şeker var…
    İnsanlar neden mutsuz?
    Sevenler neden acılar çeker?
    Ömürler aşkla, bekleyişle, yaşanmamışlıklarla öylece geçer…

    Bu bir lisân-ı hafîdir ki rûha dolmakta
    Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…

    Bu gizli bir dert, gizli bir hüzündür ki ruha dolmakta, şu kızıl havaları seyret ki bu aşk, bu coşku bir bilinmeze, bir karanlığa, kaçınılmaz bir sona doğru akmakta… Yeryüzünü baştan sona bir hüzün kaplamaktadır.

    Ve insanlar bir coşkuyu, bir güzelliği, yakıcı bir hüznü kendi içlerinde yana yana ‘bir başına akşamlar’ına taşımaktadırlar.

    Sedat Demirkaya