Ahmet Yesevinin Kısaca Hayatı

Konusu 'Dini soruların cevapları' forumundadır ve Eylem tarafından 23 Ağustos 2016 başlatılmıştır.

  1. Eylem

    Eylem Süper moderatör Yönetici

    Ahmet Yesevî

    Büyük Türk manevi önderi Ahmet Yesevî, Kazakistan'ın YESİ şehrinde, yaygın görüşe göre 1093 yılında doğmuş ve 1166 yılında ölmüştür. İlk hocası Arslan Baba olmuş, sonra Yusuf Hemadanî'ye bağlanmıştır.


    Yesevî, Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilmesine rağmen, eserlerini Türkçe veriştir.


    Yesevî, eski Türk geleneklerini İslâmiyet ile uzlaştırmaya çalışan, İslâm'ı yeni kabul etmiş insanlara bu dinin sıcak, samimi, hoşgörülü, insan ve Allah sevgisine dayalı gerçek yüzünü tanıtmaya çalışmıştır.


    Büyük Türk mutasavvıfı Ahmet Yesevî, Türk dünyasının yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden ve Türklüğün sembol isimlerinden biridir.


    Ahmet Yesevî'nin Türk tasavvuf geleneğinin kurucusu olması ve kendisinden sonraki büyük mutasavvıflar, Yunus Emre, Mevlâna, Hacı Bektaş-ı Veli ve diğerleri üzerindeki etkisi, böylece Anadolu'nun bir Türk Yurdu haline gelmesindeki manevi rolü, İslamiyet'i dosdoğru anlayan ve anlatan, sade ve temiz üslubu, güzel Türkçe'mizin mimarlarından oluşu, insanlığın ihtiyacı olan yüksek değerleri daha o zamanlar dile getirdiği kardeşliğe, dostluğa, sevgi ve hoşgörüye dayalı düşünceleri bilinmektedir.

    Ahmet Yesevî'nin türbesini Sultan Timur'un yaptırdığı bilinmektedir. Timur Türkistan zaferinden sonra Yesi'ye gelir ve Hoca'nın kabrinin üstüne, bir şükran ifadesi olarak, türbe yaptırır. Kazakistan bağımsızlığını kazandıktan sonra, Türkistan şehrindeki bu türbenin restorasyon çalışmaları Türkiye tarafından yapılmıştır.

    Ahmet Yesevî, Anadolu'ya hiç gelmemiş olmasına rağmen Anadolu'da tanınmış ve sevilmiştir. Bektaşîlik, Mevlevilik, Yunus Emre ekolü Yesevi'den çok etkilenmiştir.

    Anadolu'ya gitmediği bilinmesine rağmen Pülümür'ün Kangallı Köyü'nde Ahmet Yesevî’ye atfedilen bir türbe vardır. Pülümür'deki bu mezar, Yesevî’nin makamı olarak, halkın muhayyilesinde gelişmiş ve türbe ona atfedilmiştir.

    Ahmet Yesevi, öteki mutasavvıflar gibi, âlemi ve âlemde var olan her şeyi ilâhi aşkın eseri olarak gördüğü için her şeyi gönülden sevmekte, ancak bu sevgi ile Allah'a ulaşılabileceğini söylemektedir. O'na göre ilahi aşk olmaksızın, Mevlâyı bulmak mümkün değildir.

    Yesevî, ilim üzerinde çok durmuş, inananların aydın kişiler olduğunu, bunların bilgisizlikten ve bilgisizlerden kısaca cahillikten uzak durduklarını anlatmıştır. Ayrıca bir başka Hikmet'inde: " Bilgisizlik her kötülüğün kaynağıdır. " demiştir. Bir başka Hikmet'inde ise


    İlim, iki inci, beden ve cana rehberdir

    Can âlimi Hazret'ine yakındır

    Muhabbetin şarabından içer

    Öyle âlim, gerçek âlim olur dostlarım