Akraba ile ilgili atasözleri ve deyimler

Konusu 'Atasözleri ve Deyimler' forumundadır ve Nehir tarafından 23 Ekim 2015 başlatılmıştır.

  1. Atasözleri ile ilgili atasözleri deyimler ve anlamları

    1. Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar: Yaşadığımız bir acıyı bizden sonra en fazla annemiz hisseder. İnsan olarak kim bize ne kadar yakın olursa olsun, annemiz kadar bize içten davranamaz. Bu nedenle, en içten ve katıksız sevgi, annenin evlâdına ve evlâdın annesine duyduğu sevgidir. Kötü günlerimizde çevremizde bulunan herkesin bir çıkarı olabilir. Ancak annelerin acımıza karşı yanışı ve ağlayışı, en içten olanıdır. Diğerleri beklenti ve çıkarları kadar yakınlık duyabilir. Sosyal çevremizde annenin evlâdına ve evlâdın annesine olan sevgisi en içten sevgidir.

    2. Akraba ile ye iç, alışveriş etme: (bk. Dostluk: Söz 31).
    3. Ana ekmeğine kuru, ayranına curu denmez: Üzerimizdeki en önemli hak, anne ve baba hakkıdır. Evlâdın, hiçbir alacağı yoktur. Tersine bir evlât, ömür boyu ödeyemeyeceği kadar anne ve babasına borçludur. Yerli yersiz, haklı haksız her türlü beklentilerle onları suçlamak ve onlardan uzaklaşmak çok yanlıştır. Anne ve babanın ikram ettiği her şey değerlidir. Onlann bize sunduğu mal ve imkânı yeterli ve değerli bulmalıyız. Verdiklerini kesinlikle küçümsememeliyiz. Onları haklı da olsak hiçbir zaman incitmemeliyiz, üz-memeliyiz.

    4. Ana gibi yar olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz: Bizler annemizden kopan bir parçayız. Bize en temiz ve en büyük sevgiyi onlar duyar. Bizden çıkan olanların gösterdiği yakınlık, yardım ettiklerimizin minneti, annenin sevgisine denk hatta yakın bile olamaz. Eşler, anne ve babalarına duydukları sevgi yüzünden birbirini kıskanmamalı, aksine birbirini desteklemelidir. Çünkü anneyi seveme-yen yürek, eşini hiç sevemez. Sevginin başlangıcı ve kanıtı anne sevgisidir. Annemizin bedenlerinde var olduk, yüreklerinde büyüdük. Annemizden daha çok sevenimiz yoktur.

    5. Ana kıza taht kurar, kız kocadan baht bulur: Anne babanın kızma sağladığı olanaklar evleninceye kadardır. Kızın bahtı kocasına bağlıdır. Mutluluğu, geleceği, zenginliği, fakirliği evlilikten sonra ortaya çıkar. Bu nedenle anneler, kızlarına mal yerine görüş, anlayış ve bilgi sunarak, onların iyi bir evlilik yapmalarına, mutlu bir yaşam kurmalarına yardım etmelidir. Kızlarımıza yaptığımız çeyizi değil onlara verdiğimiz ahlâkı önemsemeliyiz. Kızımızın malı ve mutluluğu kendi yuvasında kurulacaktır.

    6. Ana yılan, sözü yalan; karı çiçek, sözü gerçek: Bazı evlâtlar, çocuk sahibi olmadan annelerinin kıymetini anlayamazlar. Eşlerinin gösterdiği sevgi ve yardım karşısında çıkarcı bir gözle, annelerini unuturlar, onlara değer vermezler. Eşlerine daha fazla ilgi ve sevgi duyarlar. Hatta haddi aşarak annelerini incitirler. Eşler şunu iyi bilmelidir ki annesinin değerini bilmeyen eşinin değerini hiç bilmez. Anneye yapılan yanlış, zamanla eşe yönelir. Anne sevgisi, eşe olan sevgiyi olumsuz etkilemez. Biz, hem annemizi hem eşimizi gereği gibi sevmeliyiz. Eşimizi bulunca annemizi bir kenara atmamalıyız.
    Bu atasözünde bir eleştiri ve tesbit vardır. Yapılan ve yaşanan bir yanlışa dikkat çekilmiştir. Bu ifade, o davranışı doğrulamak için değil o davranışta bulunanları uyarmak için söylenmiştir.

    7. Anaç tavuğun bastığı civciv incinmez: Sevdiklerimize özen gösteririz, ama ister istemez bazı hatalar yaparak, görünüşte onlara zarar verebiliriz. Ancak sevginin çilesi, sevenleri incitmez. Dışarıdan kavga ettiğini sandığımız, beddualarını işittiğimiz anneler, yine de evlâtlarını herkesten fazla severler. Bundan dolayı anne babanın azarı, tenkidi ve nazı evlâdını incitmez. İnsanı, sevdiği kişinin çilesi değil, düşmanının iltifatı incitir (Anaç tavuk, civcivi olan tavuktur).
    8. Analı kuzu, kınalı kuzu: Annesi hayatta olan çocuk, daha bakımlı ve mutludur. Öksüz çocuklar, bedenen zayıf ve bakımsız olduğu gibi ruhen de zayıftır. Çünkü bir çocuğun yükünü ancak bir anne çekebilir. Bunun gibi kimsesiz ve yalnız olanlar toplum içinde fark edilir. Çevresi geniş ve güçlü kişiler, daha rahat ve mutludur. İnsan, annesi ve çevresi ile vardır. Öksüz ve yalnız kişiler, daha mağdur ve mahzundur.

    9. Analık beyaza kara yamalık: Anne ve baba, çocuklarının rahat ve huzuru için evlilik sonrası da fedakarlığa devam ederler. Ancak gelinlere, eşlerini kaynanaları ile paylaşmak zor gelir. Bu nedenle bazı gelinler, kaynanalarım kocalarının bir noksanı gibi görürler. Fakat kısa bir süre sonra gelinler de kaynana olacak ve aynı duruma düşeceklerdir. Burada böylesi bir yanlışa tepki ve uyarı vardır.
    10. Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al: Çocukların, özellikle kız çocuklarının ilk öğretmeni anneleridir. Çocuklara istenilen davranışlar anneleri tarafından kazandırılır. Kız çocuğunun kişiliği hakkında en sağlam kaynak, annesinin ahlâkıdır. Bir kızın dili, annesinin dilidir; tavrı, annesinin tavrıdır. Başka bir davranış biçimi gözleyip karşılaştırsalar da ilk aldıkları kalıp, ileriki yaşlarında da belirleyici olacaktır. Annelerden sonra kızlar için en önemli gösterge, yaşadıkları aile çevresi, evin düzeni ve temizliğidir. Toplumumuzda damat ve ailesinin gelin adayını en iyi tanıma yöntemi kızın anasını ve evini görmektir.

    11. Asıl azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar aslı ayrandır:
    Kendi öz değerlerimizden ve kültürümüzden kaynaklanan her şeyi yaşamak ve yaşatmak kolaydır. Ancak taklit aşamasındaki hiçbir şeyi sürdüremez ve kendimize mal edemeyiz. En ufak bir zorlamayla bile aslından uzaklaşırız. Oysa tarihimize, kültürümüze ve özümüze dayanan her yaşam ve düşünceyi, en güzel haliyle ortaya koyup uygulayabiliriz. Hiçbir zorlama da onu bozup değiştiremez. Bu nedenle kalıcı değerler ve yaşama biçimleri, insanların kendi öz kültürlerinden doğar. Kişisel anlamda ise insanın ailesinden aldığı terbiye ve eğitim kalıcıdır. Kişiliğimizin sağlam ve güçlü olması için aile yapımızın sağlam olması; değer yargılarının, kültür ve tarih zeminine oturmuş olması gerekir. Taklidin akıbeti yakındır.

    12. Aşını, işini ve eşini bil: Görev ve sorumluluklarımızın ilk üçü, evimiz, işimiz ve eşimizdir. Bunların değerini ve gereğini bilmek şarttır. İnsanın ve toplumun mutluluğu buna bağlıdır. Bu üçü hakkında duyarlı olmadıktan sonra; yapacaklarımız anlamsız, yaptıklarımız da bilinçsizdir. İnsanın bilgisi, görgüsü, duyarlılığı bu üç unsura gösterilen ciddiyetle ortaya çıkar.