Albert Einstein çocukluk anıları

Konusu 'Hayat hikayeleri' forumundadır ve Elif tarafından 19 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Elif

    Elif Yönetici Admin

    ALBERT EINSTEIN

    – Okula gitmem neden gerekiyor, babacığım?
    Sert görünümlü baba, sekiz yaşındaki oğlunu tepeden aşağı süzdü.
    – Albert, cahil biri olarak mı büyümek istiyorsun yoksa?
    – Cahil ne demek?
    İyi döşenmiş geniş salonun öbür ucundan bir kahkaha yükseldi. Baba ile oğul, birlikte piyanonun başında oturan anneye döndüler.
    – Ah, bilmiyor musun, o oyunda Albert’le başa çıkamayacağını?
    – “Doğrusunu istersen ne demek istediğini anlayamıyorum.” diye kekeledi eşi.
    Eski bir Macar halk şarkısını sürdüren bayan Einstein,
    – “Haydi, haydi, bilmezlikten gelme. Bilmiyor musun sanki, Albert’i soru sormaktan vazgeçirmek
    için soruyla yanıt verme taktiğini. Ama görüyorsun ya, yürümüyor!” dedi.
    Albert, annesinin yanına gitti. Tuşların üzerine kayan usta parmaklar ona bir anda ne sorduğunu
    unutturmuştu. Sert vuruşla çalmasını noktalayan anne, taburesinde döndü, oğlunu kollarının arasına aldı. Albert’in koyu, gür ve dalgalı saçlarının üstünden eşine gülümedi:
    – Görüyorsun ya, Albert’i soru sormaktan alıkoymanın bir yolu vardır; benim müziğim!
    Baba da gülümsedi; bir şey demeye kalmadan, çocuk, annesinin kucağında dönerek:
    – “Soru sormak kötü bir şey mi?” diye sordu.
    Bu kez gülme sırası babasındaydı:
    – İşte, sana! Boşuna övünme, senin müziğinin de onu durduracağı yok.
    Anne oğluna döndü:
    – Soru sormanın hiçbir kötü yanı yok, tatlım. Yeter ki soruların karşındakini küçük düşürmeye yönelik olmasın!
    – Ama ben öyle bir şey yapmıyorum anneciğim! Bilmediğim o kadar çok şey var ki sorarak öğrenmek istiyorum.
    albert-einstein-cocukluk-anilari.jpg

    İşte, her şeyi sorgulayan bu çocuk, ileride büyük bilimsel çalışmalar yapacaktı. Özentisiz, erdemli kişiliğiyle de dünyanın ilgi odağı olacaktı.


    Kaynak: Cemal Yıldırım, Bilimin Öncüleri
     
    Son düzenleme: 19 Ocak 2014