Ankara Kalesi Neden Yapıldı

Konusu 'Bilgi bankası' forumundadır ve Bahar tarafından 8 Eylül 2014 başlatılmıştır.

  1. Ankara Kalesi Neden Yapılmıştır?

    ANKARA KALESİ: Bütün Anadolu kaleleri gibi, Ankara Kalesi’nin de tarihi şehrin tarihiyle beraberdir. Nasıl Ankara şehrinin kuruluş yılı ve kurucusu kesin olarak tesbit edilememişse, kale için de durum aynıdır.

    Bazı kaynaklara göre Eti Türkleri burada bir askeri garnizon bulunduruyorlardı. Kale üzerinde tuğladan örme bazı kısımlar, kalenin ilk temelinin Etiler tarafından atılmış olması ihtimalini de ortaya atmaktadır. Yalnız, kesin olarak bilinen gerçek, Eti, Frikya, Lidya, Med, İran, Bizans, Arap, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde kalenin veya şehrin kullanıldığıdır.

    İleri sürülen ihtimallerden biri de şudur: Kalenin ilk yerinde Eti kalelerine benziyen kerpiç duvarlı bir kale vardı; sonradan gelip yerleşen milletler kendi mimari tarzlarına göre bu kaleyi geliştirmişler veya yeniden yapmışlardır. Bir rivayete göre de M. Ö. VIII. yüzyılda Frikya krallarından Midas, Ankara şehri ile birlikte kaleyi de yaptırmıştır.

    M. Ö. II. yüzyılda Romalılar burasını aldıklarında Ankara Kalesi de vardı. Çünkü, Roma ordusunun önünden kaçanlar bu kaleye sığınmışlardır. Roma imparatorlarından Caracalla, Anadolu’da bir geziye çıkmış, bu arada uğradığı Ankara’nın kale duvarlarını onarmıştır (211 – 217 yılları).

    Romalılar tarafından kalenin esaslı şekilde tamiri ve içine asker yerleştirilmesi VII. yüzyılın ortasından itibaren başlamıştır. Bu arada iç kale surları da yükseltilmiştir. Ankara Kalesi, Arap ordularının devamlı hücum ve baskıları karşısında X. yüzyıla kadar, zaman zaman yıkılıp zaman zaman tamir görmüştür.

    Kale 1073 yılında Selçukluların eline geçti. Haçlı seferleri sırasında yakılıp yıkıldı. Selçuklu sultanı Alaettin Keykubat tarafından esaslı şekilde tamir ettirildi, daha sonra kaleye bazı ilaveler yapıldı.

    Osmanlılar zamanında kalenin, her nedense ihmale uğradığı anlaşılıyor. Osmanlı devletine baş kaldıran Mısır Valisi Mehmet Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşa, Anadolu içlerine kadar gelmiş, bu arada Ankara Kalesi’ni de alarak, dış duvarların onarılmasını sağlamıştı.

    Bugün ilk yapıldığı şekli muhafaza edemeyen, sonradan türlü değişiklik ve ilavelere uğrayan Ankara Kalesi, «iç kale» ve «dış kale» olmak üzere, iki parçadan meydana gelmiştir. Kale surları üzerindeki kulelerden 20 tanesi yıkılmadan zamanımıza kadar gelmiştir. İç kaleden dışarıya iki kapıdan çıkılırdı. Bu kapılardan bir tanesi, Saat Kulesi yanındaydı (Hisarkapısı). İç kale dış kale boyunca gider, ikisi de bir kalp biçiminde Ankara şehrini çevirir.

    İç kalenin kapladığı alan 50.000 metre kareyi bulmaktadır. İç kalenin kuzey uçları dış kale ile birleşir.

    Evliya Çelebi, gezip gördüğü Ankara Kalesini uzun uzun anlatır ve iç kale surları için şunları yazar: «Yüksek bir tepenin zirvesinde, beyaz taşlardan yapılma, dört katlı metin ve yüksek bir kaledir.»

    İç kale dört katlıdır. Batı tarafı gene dört katlı demir kapılarla tahkim edilmiştir. İç kale duvarlarının alt kısımları mermerdir. Yapılışında Ankara taşı kullanılmıştır. Bazı blokların arasında tuğla örmelere raslanır. İç kalenin çevresi 1.150 metredir. Duvar yüksekliği 14-16 metre arasında değişir. Doğu tarafında bu duvarın yüksekliği 10-12 metreye düşer. İç kalede 42 kule vardır. Bu kuleler beş köşelidir. Böylece, kalenin savunma gücü artırılmıştır.

    Kuzey-batıda iki duvarda Selçuklu, hükümdarı II. Keykavus tarafından kalenin tamir ettirildiğini bildiren bir yazıt vardır. Farsça olan ikinci bir yazıt da 1330 tarihini taşımaktadır. Bunun İlhanlılara ait olduğu sanılmaktadır.

    İç ve dış kale duvarlarının alt kısımları Bizans yapısıdır. Bu yapıda Roma devrine ait eserlerden arta kalan taşlar kullanılmıştır. Kale duvarlarında bu devre ait olan Latince yazılı taşlar, haçlar, mermer oluklar, sütun başlıkları ve heykel parçalan bunu göstermektedir.

    Dış kale surları, iç kalenin kuzey-batısında Bent Deresi’ne yukarıdan bakan kuleden başlar, karşı yamaçtaki Hıdırlık tepesine tırmanır. Sonra gene vadiye döner, Çankırı Kapısı’na ulaşır. Çankırı Kapısı’ndan güneye doğru bir kavis çizen dış surlar, İstanbul Kapısı’na (şimdiki Ulus Meydanı), İzmir Kapısı’na, ve Erzurum Kapısı’na kadar uzanırdı. Sonra kuzeye doğru dönen sur, Aynalıkapı’dan (Kara Mustafa Paşa hamamının doğusunda), Kayseri Kapısı’ndan geçerek Kayabaşı mahallesini çevirir, iç kalenin güneydoğu köşesine dayanırdı. Sur içinde kalan kısımda evler, bahçeler ve mezarlık vardı.

    Evliya Çelebi’nin 1648 yılında gezdiği Ankara Kalesi için verdiği bilgilere göre, kalenin güvenliğini sağlamak için, kapısının dışında ve içinde nöbetçiler dolaştırırdı. Kale muhafızı kaleden çıkınca öldürülür, yahut hapsolunurdu. Çünkü, «düşmanlar bu metin kalenin bir taşına bin baş verip, yüz bin savaş etmeye razı» idi. Abaza Mehmet Paşa, Erzurum’da devlete baş kaldırarak yüz bin askerle kaleyi almaya geldiğinde, şehrin varoşuna dayanmış, fakat İç kaleyi alamamıştır. Bunun üzerine Erzurum’a dönmek zorunda kalmıştır. İç kalenin etrafında hendek yoktu. Fakat çevresi yalçın kayalıktı. Yaklaşmak mümkün değildi, lâğım kazılamazdı. İç kalede, büyüklü küçüklü 86 parça top, yeteri kadar cepane ile diğer harp malzemesi vardı. İç kale mimarlık ve güzellik yönünden, görülmeye değerdi. Su sarnıçları ve zahire ambarları buradaydı. Her iki sur içinde 170 çeşme, üç bin su kuyusu bulunmaktaydı.

    Ankara Kalesi, tarihi değeri ve askeri gücü yanında, şehre verdiği manzara ve heybet bakımından da görülmeye değer bir eserdir.