Anne ve Babanın Çocuklara Karşı Görevleri

Konusu 'Kadının Not Defteri' forumundadır ve Elif tarafından 15 Kasım 2013 başlatılmıştır.

  1. Elif

    Elif Yönetici Admin

    Doğan bir çocuğa güzel bir isim verilmesi, çocuğun anne baba üzerindeki haklarındandır. İsim verme konusunda özen gösterilmelidir. Çünkü isim, çocuğun kimliğidir. Bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Siz kıyamet gününde kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse güzel isimler seçin.”

    Bu nedenle çocuklara, insanları iyiliğe, doğruluğa ve güzelliğe çağıran isimler konulmalıdır. Çocuğa güzel isim vermek, onu güzel terbiye etmek anne ve babanın çocuğuna karşı görevlerindendir. Ailenin neşe kaynağı olan çocuklar, anne-baba açısından en büyük sınavın konusudur. Çocuklara verilecek eğitim, onlara kazandırılacak kimlik, ahiretteki kazançlarının en büyük belirtisidir. Bir ayette bu konuya şöyle işaret edilir: “Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise, büyük bir mükâfat vardır.”

    İşte anne-babaya düşen görevlerden bir diğeri de çocuklarına iyi bir eğitim vermek ve iyi bir gelecek hazırlamaktır. Asıl mesele, bir insanı dünyaya getirmeye sebep olmak değil, onu çağının şartlarına göre yetiştirmektir. Çocukları, yaşayacakları istikbale göre hazırlamak, onların tahsil ve terbiyelerine önem ve özen göstermek anne babanın görevleri arasındadır. Hz. Peygamber’in (s.a.v) dilinden bu konu şöyle açıklanmıştır: “Bir babanın çocuğuna bırakacağı en büyük miras, iyi bir isimle güzel bir terbiyedir.”

    Küçük yaşlardan itibaren çocuklarımız, seviyelerine ve kabiliyetlerine göre dini ve ahlaki yönden eğitilmelidirler.Çocuğun hayatının ve bedensel sağlığının korunması da anne babanın görevleri arasındadır. Bunun başında beslenmeye ve sağlıkla ilgili konulara uygun hareket etmek gelir. Özellikle Kur’an-ı Kerim’de anneler tarafından çocukların iki yıl tam olarak emzirilmeleri gerektiğinin vurgulanmış olması anlamlıdır.

    Artık günümüzde anne sütünün çocuğun fiziki ve ruhsal gelişimi bakımından büyük yarar sağladığı herkes tarafından bilinmektedir.
    Toplumsal sorumluluklarımız bağlamında unutulmaması gereken bir başka konu da, kimsesiz ve yetim çocuklar meselesidir. Toplum olarak nasıl ki kendi çocuklarımızı görüp gözetmede duyarlılık gösteriyorsak aynı şekilde kimsesiz ve yetim çocuklar için de bu duyarlılığı göstermeliyiz. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar (yetimler hakkında da) ürperip korksunlar. Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.”

    Çocuklar, evlilik çağına adım attıkları zaman güzel bir yuva kurmaları konusunda anne babalar onlara rehberlik yapmalıdırlar. Hz. Peygamber (s.a.v), kızı Zeynep (r.a) evlilik çağına geldiği zaman bütün aile bireyleriyle istişare ederek onu Mekke’li Ebu’l-As isimli bir delikanlı ile yine kızı Fatıma (r.a)’yı Hz. Ali (r.a) ile örnek oluşturacak bir şekilde evlendirmiştir. O, çocuklarını evlendirirken, karşı tarafın sadece malını mülkünü değil, ahlakî özelliklerini dikkate almıştır. Çok önemli bir bir başka konu da çocuklar arasında cinsiyet ayrımcılığı yapmamaktır. Bu konuda “Çocuklarınız arasında adaletli davranın!” buyuran Hz. Peygamber (s.a.v), kendi hayatında da çocukları arasında hiçbir ayrım yapmamıştır. Anne babaların çocuklarının arasında cinsiyet ayrımcılığı yapmaları onların gönül dünyalarında eziklik meydana getireceği gibi, yetişkinlik çağına geldiklerinde anne babalarının bu ayrımcı tavırları karşısında kardeşler arasında küskünlük ve husumetlerin meydana gelmesine yol açacaktır.