Atatürk Devrimlerinde Akıl ve Bilimin Yeri ve Önemi Nedir

Konusu 'Soru Bankası' forumundadır ve Nehir tarafından 11 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Atatürk Devrimlerinde Aklın ve Bilimin Yeri ve Önemi

    Türk milletini son yüzyılda geri bırakmış olan kurumları yıkarak, onların yerine ulusun en yüksek uygarlık gereklerine göre ilerlemesini sağlayacak kurumları koyan Atatürk, gerçekleştirdiği siyasi ve sosyal devrimlerin asıl sahibinin Türk milleti olduğunu ifade etmiştir.

    Kurtuluş Savaşı’ndan sonra çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı bir amaç olarak ortaya koyan Büyük Önder, devrimlerin hızla devam ettiği dönemde, “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün anlam ve biçimiyle uygar bir toplum haline eriştirmektir. Devrimlerimizin temel kuralı budur” sözleriyle yapılan devrimleri halkın gelecekteki huzur ve güveninin teminatı olarak görmüştür.

    Atatürk görülmemiş olağan üstü bir gayret ile çalışarak, Türk milletinin ileri medeniyetler seviyesine bir an evvel çıkmasını herkesten daha çok arzulamış eşsiz bir liderdir. O, devrimlerin başarıya ulaşması için ekonomik kalkınmanın sağlanmasının yanında halk merkezli bir hareket tarzının önemini iyi kavramış, kurmuş olduğu partinin adını bile “Halk Partisi” koyarak halkın gücüne olan inancını bütün açıklığıyla gözler önüne sermiştir.

    Halkçılık kavramının vazgeçilmezliği yanında laik ve her açıdan çağdaşlığı hedef alan bir toplumun varlığını hayal eden Atatürk, yapmış olduğu bütün devrimlerin özünü akıl ve bilime dayandırmış, her türlü hurafe ve gericiliğin karşısında olmuştur.

    “Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar” diyen Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaşlık ve bilimsellik ilkesinden ayrılmadan ilerlemeye devam etmesini, teknolojik açıdan çağın gerisinde kalmadan her türlü bilimsel yapılanmanın içerisinde bulunarak, varlığını devam ettirmesini, ancak bu şekilde kendisinin açtığı yolun sürekli açık kalabileceğini vurgulamıştır.