Atatürk'ün 23 Nisan İle İlgili Kısa Anıları

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve Nehir tarafından 12 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Atatürk'ün 23 Nisan İle İlgili Anıları

    Meclisin açıldığı günün (23 Nisan 1920) akşamı yatsı vaktinden evvel Yunus Nadi, Mahzar Müfit, Ruşen Eşref, Fethi Beylerle Hoca Feyzullah Efendi ve ismini hatırlayamadığım birkaç milletvekili Direksiyon binasında toplanmışlar, Atatürk ile sohbet ediyorlardı. Bu konuşmalar arasında bir milletvekili:

    -Paşam, bu güzel günün adını henüz koymadık, bir ad koyalım, dedi.

    Bunun üzerine Atatürk, yarı karanlık odada koltuğunda doğrularak:

    -İşgal kuvvetlerini nasıl olsa atacağız. Fakat karşımızda altı yüz senelik bir imparatorluğun dağılmış da olsa bir hükümeti duruyor. Onun karşısında Meclisimiz çocuk sayılır. Onun için bugünün adına “Çocuk Bayramı” diyelim. Büyüsün ve kendi zaferini kendi ilan etsin, buyurdular.

    Atatürk’ün bu sözleri oturanların alkışları ve tasvipleriyle karşılandı. Böylece 23 Nisan Meclisin açılma günü, Çocuk Bayramı olarak kabul ve ilan edildi.

    Ali Metin

    (Atatürk’ün Emir Çavuşu)

    Kaynak: Ziya Oranlı, Atatürk’ün Şimdiye Kadar Yayınlanmamış Anıları, Anlatan: Ali Metin (Atatürk’ün Emir Çavuşu), Ankara 1967 s. 84

    Atatürk’ün Milli Sırrı

    Atatürk’ün tarihi nutkunda söylediği milli sır, onun kalbinde kuvvetlendikçe kuvvetleniyordu. O her adımda daha iyi anlıyordu ki Türkiye’yi hakiki bir kurtuluşa mazhar kılabilmek için yalnız müstevlileri vatanın harimi ismetinden (içinden) çıkarıp atmak kâfi değildir. Onunla beraber Türk milletini icabında düşmanlara pek güzel alet olan Sultan ve Halifeden de kurtarmak ve bu milleti kendi hakiki milli hakimiyetine sahip olduğu halde tamamen hür ve müstakil kılmak lazımdır.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ankara’da 16 Mart’la 23 Nisan 1920 arasındaki hazırlıkları sırasında bir gün, o zaman Heyeti Temsiliye karargahı olan Ziraat Mektebinde, telefon etmek ihtiyacıyla Atatürk’ün salonuna girmiştim. Koca binada yegâne telefon orada idi. Selam vererek doğru telefona gittim. Bu aralık Atatürk, yanındaki zatlara hitaben:

    -Canım, bu mesele hakkında Yunus Nadi Beyin fikrini almadık, bir de ona soralım bakalım.

    Dedikten sonra bana döndü:

    -Kurulması hazırlığıyla uğraştığımız meclisin hakları ve selâhiyetleri üzerinde konuşuyorduk. Bu nasıl bir meclis olacaktır? diye sordu.

    Ben yarı şaka, yarı ciddi şu cevabı verdim:

    -Acayip! Arkadaşların burada açılacak meclisle yepyeni bir Türk devleti kurulmakta olduğunda şüpheleri mi var yoksa?

    Atatürk’ün yanında kerli ferli, hepsi birer suretle maruf yedi sekiz kişi vardı. Benim cevabım üzerine hepsinin benzi kül kesildi. Nerede ise dudakları yarılacaktı. Vaziyetin fecaatine (pek acıklı durumun) Atatürk’te dikkat ederek, bana:

    -Canım biz ciddi iş konuşuyoruz, sen alayla mukabele ettin.

    Demiş ve bahsi hafifletmeye ve mecliste hazır olanların korkularını gidermeye müsaraat etmişti (çalışmıştı).

    İşte, Atatürk’ün milli sırrı, onun hakikaten sır olarak kalbinde saklamaya itina ettiği bu büyük işti ki o zaman için ve hatta bir iki yıl sonralarına kadar ondaki takayyüd (özen) ve itinası asla yersiz değildi.

    Yunus Nadi Abalıoğlu