Atatürkün Bilim ve Teknoloji ile ilgili Yaptığı Yenilikler

Konusu 'Zengin Bilgiler' forumundadır ve Lavinia tarafından 23 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. atatürkün bilim ve teknoloji alanında yaptığı devrimler

    1923 kişi başına düşen milli gelir 50$
    1925 Kızılay hemşire okulu açıldı
    1927 Sanayi kuruluşlarını tevşikve koruma amacıyla tevşik-i sanayi
    kurumu açıldı
    1930 ilk türkçe kitap yazıldı
    1931 okullar için dört ciltlik kitap oluşturuldu
    1932 yılında kurulan Türk Dil Kurumu
    1932 Türk tarihi kongresi toplandı
    1933 Sümerbank kuruldu
    1935 Mta kuruldu
    1936 Ankara devlet konservuatarı kuruldu

    Bilindiği üzere “ilim” sözcüğünün anlamı, mana kapsamı, gayet geniştir. Hatta aslı Arapça olan bu sözcüğün, Osmanlıca’daki kullanışıyla, günümüzde artık yaygınlaşmış olan bilim sözcüğünden daha geniş anlamlı olduğunu söyleyebiliriz. Fen, ise temel bilimler, yani matematik, astronomi, fizik, kimya,ve tabiî bilimler anlamına gelir. Liselerimize ilişkin olarak “fen kolu”ve üniversitelerimize ilişkin olarak “fen fakültesi” terimlerimiz bunu açıkça gösteriyor. Demek ki kılavuzluğunda yürünmesini Atatürk’ün öğütlediği bilim şümullüve geniş kapsamlı bir bilimdir. Toplumave insana ilişkin her türlü dizgeli bilgive bilimsel çalışmayı içermek durumundadır. Fakat, ayrıca, bilimler arasında temel bilimlere, matematiğeve doğaya ilişkin bilimlere, burada özellikle işaret edilmektedir.

    Bilimin insan yaşamındaki en gerçek yol gösterici olduğuna dikkatimizi çektiğine göre, demek ki Atatürk bilimden başka gerçek yol göstericilerimizin de bulunduğunu kabul etmiş olmaktadır. Oysa, bu cümlesinin hemen arkasından, bilim ile fennin dışında mürşit aramanın, bunları dışta bırakan kılavuzlar peşinde yürümenin, dünyadan habersizlik, bilgisizlik,ve sapıklık demek olacağını vurgulayarak ifade etmektedir.

    Büyük Atatürk Türk ulusu için gerek maddeselve gerekse dinsel, yani manevi alanlarda bağımsızlık, seçkinlikve üstünlük sağlamakve Türk milletini yüceltmek yolunda çeşitli doğrultularda çaplı bir takım süreçleri harekete getirmiş, hepimizin iyi bildiğimiz kalburüstü devrimlerini gerçekleştirmek için azimli girişimlerde bulunmuştur. Atatürk bu devrimve reformlarında hep aklın kılavuzluğu altındave geçmişte ki uzun tecrübelere, tarihsel yaşantılarımıza dayanan sağlam bilgi ışığında yürünmesi temel ilkesini her zaman için etkin ölçüde başatlı tutmaya özen göstermiştir.

    Bir yandan da, ulu önderimiz, temelsizve bâtıl düşünceve inançlarla, muska, efsunve üfürükçülük gibi ilkelve çağdışı davranışve uygulamalarla dizgelive yoğun bir mücadeleye girişmiş, ayrıca, üniversite inkılâbı yada reformu ile yüksek öğretim kurumlarımızda bilimsel araştırmayı canlı bir süreç durumuna yükseltme tutumunun benimsenip edimselleşmesine doğru
    yakın tarihimizdeki en etkili adımın atılmasında önayak olmuş, böylece de yurdumuzda biliminve bilim zihniyetinin zafer yollarını açmıştır.

    Atatürk’ün Bilim ve Teknik Anlayışı

    Azgelişmiş ülkeleri niteleyen temel göstergelerden biri de eğitim eksikliğive okuma-yazma bilenlerin toplam nüfustaki oranının
    düşüklüğüdür. Gelişmişve kalkınmış ülkelerde bu oranın yükseldiği, hatta yüzde yüze vardığı görülmektedir. Ekonomik kalkınma ile eğitim arasındaki ilişki açıkve kesindir.

    Atatürk’ün eğitimeverdiği önem yanında asıl dikkati çeken özellik, eğitimin ekonomik kalkınmaya olan olumluve vazgeçilmez etkisini ısrarla belirtmesidir.

    Altyapıve eğitimin ekonomik kalkınmadaki temel rolleri için halkın da özlemve isteğini katarak şöyle der: “Halkve köylüler, beni her yerde şu iki sözle uyardılar: Yolve okul.” (1924)

    Atatürk’te temel kuralve amaç, çağdaş olmaktır. Bunun da yolu bilimve teknikten geçer: “Dünyada herşey için, uygarlık için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, tekniktir.” Üçbuçuk yıl süren bağımsızlık savaşından sonra, artık hep bu alanlarda çalışmayı, kafaları hep bunlara yormayı önerir: “Üçbuçuk yıl süren bu mücadeleden sonra bilim bakımından, eğitim bakımından mücadelelerimize devam edeceğiz. Fabrikacı olacağız, sanatçı olacağız. Bundan sonra anlayışımızı hep buna bütünüyleverelim.” (1922)

    “Ulusumuzun siyasal, sosyal hayatında, ulusumuzun düşünce eğitiminde yol göstericimiz bilimve teknik olacaktır. Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilgisiz yaşayamayız. Bilimve teknik nerede ise oradan alacağızve herkesin kafasına koyacağız. Bilimve teknik için kayıtve şart yoktur.” (1922)

    Atatürk’ün kişiliğini oluşturan bu belirgin nitelik, gerçekçiliğidir. Bütün yaşamı boyunca, hiçbir zaman sürprize oynamamıştır. Üniversite reformunda da böyle olmuş çalışma yöntemive kişiliğini oluşturan temel niteliği, bütünüyle sergilenmiştir. Üniversite kanununun ani gibi gözüken bir gece de çıkması, aslında uzun ön çalışmaların sonucudur. Bir acelecilikve yüzeysellik yoktur. Şöyle ki;

    -1924 yılında Muallimler Kurultayı’nın toplanması, tüm eğitimve öğretimeverilecek ağırlıklı önemin ilk belirtisidir.

    -1923 yılının Şubat ayında İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresinin aldığı kararlar içinde bulunan dışarıya öğrenci gönderilmesi, uygulanmaya konmuştur.

    -Dışarıdan öğretim üyesi getirilmişve üniversite konusunda incelemeve
    araştırmalar yaptırılmıştır.

    -İstanbul Edebiyat Fakültesinin “fahri profesörlük” tercihine yazdığı teşekkür mektubunda, Atatürk, “Darülfünün Edebiyat Medresesi” adını taşımasına rağmen “fakülte” deyimini anlamlı biçimde iki defa kullanmıştır.

    -Ve yine çok anlamlı olarak, o yılkı bütçeye, “Darülfünun” için şartlı ödenek konmuştur.

    Üniversite reformu, böylece geçmiş tecrübelerin, çağdaş eğilimlerinve gerçekçilikten kaynaklanan geniş kapsamlı bilim anlayışının bir sentezi olarak yapılmışve bir gecede uygulanmasına geçilmiştir.

    Kaynak :
    Ülken, Y., “Atatürk’te Eğitim-Bilimve Teknik Anlayışı”, Atatürkçü Düşünce El Kitabı, Sayfa :203-208, Atatürk Kültür, Dilve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1995. Çayci, A., “Atatürk, Bilimve Üniversite”, Sayfa :18-19, Anahtar, Milli
    Prodüktivite Merkezi Aylik Yayin Organi, Kasim 2001, Yil:13, Sayi:155, Ankara