Atatürk'ün Çalışma Şekli

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve Lavinia tarafından 23 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. Atatürk nasıl çalışırdı

    Evet, Mustafa Kemal Atatürk nasıl çalışırdı? Kısacık ömrüne bu kadar büyük ve çeşitli başarıyı, zaferi sığdırabilmiş olan bir kişinin çalışma düzenini merak etmemek mümkün mü? Bu olağanüstü başarıların sırrını çözmek için O’nun, ‘’Dünyaya pek seyrek gelen büyük dehalardan biri’’olduğunu bilmek de yetmez. Üstelik, çalışma ile beslenmeyen büyük zekaların, dahi katına erişemedikleri de biliniyor. İşte bu yazımızda deha bir kimlik Mustafa Kemal Atatürk’ün çalışma azmini ve yöntemlerini yaşamından bazı kestlere yer vererek anlatmaya çalışacağız.


    Bir de uykunun çaresi bulunsa…

    ‘’Cevat Abbas Gürer’in anılarından’’
    ‘’Hayat pek kısa… " demişlerdi bir gün,

    ‘’Çocukluk ve mektep bir kısmını alıyor. Geri kalanını da uyku yarıya indirmeye çalışıyor. Uykusuzluğun etkilerini giderecek, uykunun vücuda verdiği istirahatı, gıdayı verecek komprimeler icat edilse… Bir gün bu da olacaktır.’’


    Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözlerini aktaran Sayın Cevat Abbas Gürer, O’nun, Çanakkale’den başlayarak uzun süre yaverliğini yapmış; O’nunla birlikte Anadolu’ya geçmiş, zaferden sonra da hep yakınında bulunmuş arkadaşlarından biri... Daima güvendiği, değer verdiği...Atatürk, her zaman yaratıcı ve çok zengin çalışmaların içinde bulunduğu için, çok az uyurdu. Uyanık geçirdiği zamanla, uykuda geçirdiği zaman, kıyaslanmayacak kadar farklıdır. O’nun bir insan ömrüne, birçok insan ömrüne sığmayacak kadar zengin olan çalışmalarını anlatmaya kalkışacak değilim. Atatürk’ün durmayan, dinlenmeyen yıpratıcı çalışma tarzının örnekleriyle ve sonuçlarıyla anlatılması, bir konuşmaya, bir yazıya, bir kitaba, yüz kitaba sığmaz. Ben sadece birkaç hatıramı, ayrıntılarına girmeden anlatabilirim. Önce genel olarak diyebilirim ki, Atatürk, hiçbir zaman uykusunun dostu olmamıştır. Daima dinç ve uyanık tutmaya özen gösterdiği maddi, manevi enerjisi bu dostluğa izin vermezdi zaten... Kişilik yapısı da...

    Bakın, Kafkasya Cephesi’ne yetişmek için 36 saat hayvan üstünde, hayvandan inmeden cebri yürüyüş yapmış ve ayağının tozuyla, gayet kritik bir duruma girmiş olan savaşın emir kumandasını eline almıştı. Düşmanın, ordumuzun bu cephesindeki sürekli saldırılarını durdurmuştur. Bu çok tehlikeli ve önemli saldırıları Atatürk’ü üç gün üç gece daha uyutmamıştı.’’ 36 saat hayvan üstünden inmeden yapılan yolculuktan sonra cepheye koşmak... ve üç gün üç gece durmaksızın kritik bir savaşı yönetmek... İnsan gücünün bu duruma dayanması mümkün değildir. Ne tıp bir ad koyabilir bu güce ne de herhangi bir mantık...

    ***
    ‘’Acı mütareke günlerinde de İstanul’da gecelerini, gazetelerden, arkadaşlarından aldığı haberleri irdelemek, sorumlamakla, geleceğin planlarını hazırlamak için çoğu kez harita başında ve uykusuz geçirirdi. 19 Mayıs gününün doğan güneşiyle Samsun’a ayak basıp, Türk ulusunun bahtına güneş gibi doğan Mustafa Kemal Atatürk’ü, Lozan Barışı imzalanıncaya kadar geceler, uyurken hiç görmediler diyebilirim. Dediğim gibi, hiçbir faninin dayanamayacağı bir çalışma tarzı vardı Atatürk’ün. Yaptığı plan tam anlamıyla gerçekleşinceye kadar aralıksız çalışırdı. Çalışmasıyla arasına hiçbir şeyin girmesine izin vermezdi. Ne uyku ne açlık, hatta ne de hastalık...’’ Nasıl yaptıysa ‘ölüm’ giriverdi araya... Ve korkunç parmaklarıyla, dünyaya pek seyrek gelen bir deha’nın nabzına dokunu verdi.

    Mustafa Kemal’in 18 yıl birlikte çalıştığı ve çok güvendiği genel sekreteri Hasan Rıza Soyak şöyle anlatıyor:

    ‘’Atatürk çalışırken zaman, mekan, hatta imkan kavramları söz konusu olmazdı. Nerde ve hangi koşullar altında olursa olsun, resmi ya da ulusal bir konu üstünde çalışması gerekti mi, tüm çevresiyle ilişkilerini derhal kesip, o sorun üstünde bütün dikkatini ve gücünü yoğunlaştırabilirdi. Eğlenirken, dinlenirken, hatta uykusunda uyandırılırken, önemli memleket işlerinin kendini iletilmesini isterdi.Bu konuda tüm yakınlarına ve hizmetlilerine yetki vermişti. Herhangi bir işi bitirmeden bırakmak gibi bir şey de yoktu O’nun için. Kimi kitaplar için de durum aynıydı,’’

    ‘’Bir İstanbul seyahatinden Ankara’ya dönmüştüm.Derhal köşk’e çıktım.Yanına girmeden önce, hizmetinde bulununlara Atatürk’ün nasıl olduklarını sordum. ‘İki gün iki gecedir durmadan okuyorlar. Birkaç defa banyo yaptılar ve şezlongta istirahat ettiler, ‘dediler. Odasına girdiğimde, Atatürk. koltuğa bağdaş kurmuş oturuyordu. Ekseriya bu şekilde otururlardı. Elindeki kalın tarih kitabını bitirmek üzereydi. Bana ‘Hoş geldin,’ dedikten sonra;

    ‘’Elime bir kitap geçti; bilmem ne zamandan beri okuyorum,’’ dedi
    ‘’Yorulmadınız mı Paşam?’’
    “ Hayır.. yalnız, gözlerim yanıyor. Fakat bunun da çaresini buldum;
    Biraz tülbent aldırttım, parça parça kestirttim, bu parçalarla gözlerimi siliyorum.’’

    (...) ‘’Evet, nasıl çalışırdı...Bir anı daha: Amerikalı bir kadın gazeteci Atatürk’e, ‘Böyle sürekli başarılı olmak için ne yaptığını, nasıl çalışıtığını ‘sormuştu. Aldığı yanıt şu idi: ‘Ben, bir işte nasıl muvaffak olacağımı düşünmem. O işi başarmak için nelerin engel olabileceğini düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendiliğinden yürür.’ ‘’

    (...)Ve Atatürk’ün çalışma tarzı ile ilgili çok önemli bir anıyı daha anlatmaya başlıyor... Gözleri dolu dolu... Sesinde hayranlık ve büyük, çok büyük bir acı var:

    ‘’Hatay meselesi...Fransızlarla müzakerelerin tıkanır gibi olduğu bir dönemde,Atatürk, ani bir kararla, Güney vilayetlerimize yapacağı bir seyahat hem de nümayişli (gösterişli) bir seyahat için hazırlıklar yapılmasını emretti. Pek çok kişi telaşa düştü: Fransızlarla aramızdaki kritik durum yeni bir savaşa mı yol açacaktı?... Atatürk’e bu endişeleri aktardığımda gülümsedi: “Ne münasebet efendim, bu benim kişisel meselemdir. Büyük elçiye de söyledim, beni eyleme mecbur ederlerse, Cumhurbaşkanığı’ndan, hatta milletvekilliğinden istifa edip, bir fert olarak bana katılacak bir kaç arkadaşla birlikte Hatay’a gireceğim ; oradakilerle el ele verip mücadeleye devam edeceğim. dedi. Biliyorsunuz, böyle bir durum olmadı: ‘’

    ‘’Çoktandır müstarip olduğu menhus hastalık o sıra iyice ağırlaştı. Kendilerine, bir ay kadar kesin yatak istirahati tavsiye edildi. Sonra da, ancak odasında, daha sonra da ev içinde dolaşma izni verildi (...) Fransızlarla müzakerelerin bu en nazik gözlerinde, Atatürk’ün ortalıkta görülmemeleri, karşı tarafın, çeşitli dedikodular yaymasına neden oldu. Felçli oldukları falan gibi... Bu söylentileri, hareketleriyle hemen yalanlamak gerektiği kanısındaydı yüce insan... Hatay elden gidiyordu... Hekimlerin, ‘Böyle bir seyahat intiharla eş anlamlıdır, ‘demelerine, dostlarının büyük ısrarlarına, yalvarmalarına hiç aldırmadı...Ve, hayatına mal olan o Güney seyahatini gerçekleştirdi...Ve böylece, Hatay’ı da Türk ulusuna armağan etti... İşte Mustafa Kemal Atatürkn çalışma tarzı ve görev anlayışı...’’

    Atatürk Büyük Nutku Hazırlarken Çok Sıkı Çalışmıştı

    Ama Nutuk Atatürk’ deki çalışma gücünün insan takatini bazen ne kadar açtığını gösterir. Yüzlerce, binlerce vesikayı eski köşkün üst katındaki küçük çalışma odasında kendisi ayırmış. Nutku çoğunca ayaküstü dolaşarak dikte etmiştir.

    Uzun saatler süren diktelerden sonra yazanlar 8-10 saatlik bir uykuya gittikleri zaman Atatürk bir banyo alır, giyinir, akşam davetlerine o gün yazdıklarını okutmak üzere sofraya inerdi. Okuma ve o günkü yazılar üzerine konuşmalarda saatler sürerdi. Bu defa dinlenme ve konuşmalardan yorulanlar uzun bir rahatlama için evlerine dönerler. Atatürk çok defa kısa bir uykudan sonra bir gün önceki çalışmalarına koyulurdu. Bu kadar sıkı çalışma haftalarca sürmüştür. Cümleler, kelimeler ve noktalar üzerinde titizce durduğunu unutmayınız.

    Kaynak: Belirli Günler ve Haftalar, Endi Mağazaları Kültür Hizmeti, sayfa 22.