Atatürk'ün Dünya Tarihi Açısından Önemi Nedir

Konusu 'Soru Bankası' forumundadır ve Nehir tarafından 11 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Atatürk'ün Dünya Tarihi Açısından Önemi

    Atatürk’ün millî bağımsızlık ve çağdaşlaşma önderi olarak, dünyanın güçlü ülkelerine karşı elde ettiği inanılmaz başarılar, Latin Amerika’dan Uzakdoğu’ya kadar uzanan bir alanda heyecanla izlenmişti. Onun parlak başarıları sadece Türkiye için paha biçilmez bir değer olmakla kalmamış, özellikle bağımsızlık özlemi içinde bulunan veya gelişmekte olan ülkeler için bir ümit ışığı, değerli bir ilham kaynağı haline gelmiştir.

    Emperyalist güçlere karşı, çok zor şartlar altında yürütülen Millî Mücadele “felâketin bir nehir gibi aktığı” “bütün milletin ateşten bir çember içine alındığı” bir ortamda “bağımsızlığı için ölmeyi göze alan bir milletin başarısızlığının asla bahis konusu olamayacağı” inancıyla yürütülmüştü. Elde edilen büyük başarı, haliyle Atlantik’ten Çin Denizine kadar uzanan bir coğrafyada yaşayan esaret altında inleyen, horlanan toplulukları ayağa kaldırmış, millî bağımsızlık hareketlerine hız vermiştir.

    Atatürk, 1922 Temmuz’unda: “Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi namı ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye büyük ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın davasıdır…” diyerek Millî Mücadele’nin mazlum milletler için ne kadar önemli olduğunu en güzel şekilde ifade etmiştir.

    O, sömürge durumunda olan doğu toplumlarının yakın bir gelecekte özgürlüğe kavuşacaklarını daha 1930’lu yıllarda şu sözlerle öngörmüştür: “Şark’tan doğacak olan güneşe bakınız. Bu gün, günün nasıl ağardığını görüyorsam, uzaktan bütün şark milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. İstiklâl ve hürriyetine kavuşacak çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu şüphesiz ki terakkiye ve refaha yönelik olacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün manilere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istikbale ulaşacaklardır. Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiç bir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hâkim olacaktır”

    Nitekim Millî Mücadele, Afrika ve Asya’da, Doğu’nun Batı’ya karşı ayaklanması, Asya’nın Avrupa’ya kafa tutması, baskı ve egemenlik altında tutulan halkların emperyalizme başkaldırışı olarak yorumlanmıştır. Bu etki, Müslüman dünyasında ortak tarih, kültür ve coğrafyanın yarattığı bağlarla daha güçlü olarak hissedilmiştir. Türk zaferi Tunus ve Cezayir’de olduğu gibi birçok Kuzey Afrika ülkesinde coşku ile karşılanmış, Suriye ve Filistin’in bazı şehirleri Türk bayrakları ile donatılmıştır. Mustafa Kemal’in ismi dillerden düşmemiş, resimleri evlerin şeref köşelerinde yer almıştır. Türk milletinin elde ettiği büyük zafer için şiirler yazılmış, İngiliz ve Fransız egemenliğinde bulunan yerlerde, “Yaşasın Türkiye” “Yaşasın Mustafa Kemal” haykırışları bağımsızlık özleminin bir ifadesi halini almıştır.

    O, artık yalnız Türkiye’nin değil İslâm âleminin, hatta İslâm olmayan esaret altındaki milletlerin bile bir kahramanı olmuştu. Atatürk’ün İslâm dünyasındaki imajı, Medeni Kanunun Kabulü, Lâtin alfabesine geçiş, halifeliğin kaldırılması, devlet ve toplum hayatının laikleştirilmesi gibi uygulamaları, sömürgecilerin bütün olumsuz propagandalarına rağmen devam etmiştir. Nitekim 1927’de bir Mısır dergisinin, dünyada yaşayan en büyük yurtseverin kim olduğunu belirlemek için açtığı ankette, Mustafa Kemal, Mısır milliyetçilerinin önüne geçerek ilk sırayı almıştır.

    Türk çağdaşlaşması, sadece millî bağımsızlık açısından değil, fakat skolastik düşünce tarzına karşı akılcılığın, medeniyetçiliğin hümanizmin İslâm alemindeki öncülüğünü yapması bakımından da etkili olmuştur. Bu özelliği ile Atatürk ilke ve inkılâpları, İran’da Rıza Şah Pehlevi, Afganistan’da Amanullah Han, Endonezya’da Ahmet Sukarno, Mısırda Abdünnasır, Tunus’da Habib Burgiba gibi birçok ülke yöneticileri için farklı nüanslar içinde ilham kaynağı olmuştur.

    Üzerinde durulması gereken diğer bir nokta, Türk çağdaşlaşmasının değişik ve farklı kültür çevrelerinin çağa uyumları bakımından yol gösterici olmasıdır. Batılı bilim adamlarına göre, Türk çağdaşlaşması, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Türk tarihinin bir safhası olmaktan çıkmış, bağımsızlıklarını yeni kazanan ülkeler için politik sistem olarak Doğu ve Batı rejimleri arasında, bir alternatif değer oluşturmuştur. Bu özelliği ile Atatürk yolu, Türkiye sınırlarını aşmış, kıtalara mal olan evrensel bir nitelik kazanmıştır.

    Özetle, Türk çağdaşlaşması, sadece Türkiye için değil, fakat bağımsız olmak, çağdaş olmak ve bağımsız kalmak isteyen, çağdaş medeniyeti benimsemenin bir ölüm kalım meselesi olduğu bilincine varmış bütün milletler için, her bakımdan paha biçilmez bir yol, evrensel bir değer niteliği taşımaktadır.