Atatürk'ün fikir hayatına verdiği önem ile ilgili anıları

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve Lavinia tarafından 30 Aralık 2013 başlatılmıştır.

  1. Atatürk'ün fikir hayatı ile ilgili anıları

    Mustafa Kemal Atatürk'ün fikir hayatı ile ilgili anılarından birkaçını konunun devamında okuyabilirsiniz.

    Atatürk’ün modern bir devlet kurma fikri

    Vatanı kurtarmış olmak, onun için kafi değildi. Milletini bir daha zillete sevk edecek bir idare şeklinden de onu kurtarmak lazımdı. Tacidarların elinden de kurtarmak ve kendi kader ve talihlerine kendilerini hakim kılmak lazımdı. İşte bu büyük adam bunu yaptı.

    Memlekette Cumhuriyeti tesis ederek, hakimiyetin münhasıran (yalnız) millete ait olduğunu ilan etti. Onun yegane gayesi, milletine en medeni milletlere layık olacak bir hükümet şekli bulmaktı. Onu buldu ve yaptı.

    Bir gün hatırımda olmayan bir münasebetle demişti ki:

    - Ben istese idim derhal askeri bir diktatörlük tesis eder ve memleketi öyle idareye kalkışırdım. Fakat ben, istedim ki milletim için modern bir devlet tesis edeyim ve onu yaptım.

    Hakikaten, milletin ebedi olarak kendi kendini idare etmesi, onun en büyük gayesi idi ve bunu başardı. Yusuf Ziya ÖZER


    YANINA ALDIĞI İLK ER

    O, Samsun'a çıktığı zaman, üstü başı yırtık, postalları patlamış, silahsız bir er gördü Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu O'na sordu:
    - Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun?
    Er irkildi, başını kaldırdı Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi Hemen doğruldu ve Anafartalar'daki Komutanını çelik yay gibi selamladı
    - Söyle niçin ağlıyorsun?
    İç Anadolu'nun yanık yürekli çocuğu içini çekti:
    - Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis etti Silahımızı elimizden aldı Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim? Kemal Atatürk, er'in omzuna elini koydu:
    - Üzülme çocuğum, dedi Gel benimle!
    Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu

    Burhan Cahit MORKAYA


    YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM

    Bir aralık konu İstiklâl Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı:
    - İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.

    Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:
    - Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı.

    Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine maleden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım.

    Ord. Prof. Sadi IRMAK