Atatürk'ün Hastalığı ve Son Günleri

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve Nehir tarafından 6 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Mustafa Kemal Atatürk'ün Son Günleri ve Hastalığı

    Atatürk 1938 yılının ilk aylarında Yalova ve Bursa’ya gitti. Termal Oteli yeni yapılmıştı. 22 ocak 1938′de Yalova’ya giderek bu otelin ilk misafiri oldu. 1 şubat 1938′de Gemlik’te yapılan Suni İpek Fabrikasının açılış töreninde bulunduktan sonra ertesi gün de Bursa’da kurulan Merinos Fabrikası’nın açılışında bulundu. Kendisini karşılayan Bursalılar’ın şiddetli bir yağmur yağmasına rağmen tezahüratta bulunmalarına karşılık Atatürk de açık bir otomobille şehre girmişti. Çelik Palas Anonim Şirketindeki hisselerini, Bursa’daki köşkünü, köşkün tamiri için de bankada bulunan parasını Bursa belediyesine bağışladı.

    Atatürk Yalova ve Bursa seyahatlerinde kendisini üşüttü. Zayıf düşmüştü. Çankaya’da ki köşkte bir müddet dinlenmesi gerekti. Rahatsızlığı fazla endişelenecek bir derecede olmamakla beraber her ihtimale karşı Fransa’dan iç hastalıkları uzmanı Prof. Fissenger getirildi. Yapılan muayene sonunda, hastalığın kısa bir dinlenmeyle geçeceği hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğince yayınlanan bildiri bütün yurtta geniş bir ferahlık uyandırdı.

    Atatürk 11 mayısta, Ankara’da, Marmara Köşkü’nde, millete hediye ettiği çiftliklerinin ve Ankara belediyesine bağışladığı bazı arsa ve yapıların, Cumhuriyet Halk Partisi’ne bağışladığı Ulus Basımevi ile o civardaki arsanın hibe vesikalarını yetkili memurlar huzurunda imzaladı.

    19 mayıs 1938 Spor ve Gençlik Bayramı gösterilerini seyrettikten sonra Güney illerimizde bir inceleme gezisine çıkan Atatürk, Silifke ve Mersin’e gitti. Birkaç gün Mersin’de kalarak oradaki birliklere küçük ölçüde tatbikat yaptırıp Adana’ya döndü. Bu büyük askerin ordusu ile yaptığı son yakın temastı. Bu gezi kendisini pek yormuştu. Ankara’ya uğrayıp tedavi ve dinlenme için İstanbul’a gitti.

    Uzman hekimlerin yaptıkları konsültasyon sonunda Atatürk’ün karaciğerinden hastalanmış olduğu anlaşıldı. Fransa’dan Prof. Fissenger, Berlin’den Prof. Bergmann, Viyana’dan da Prof. Epinger davet edilerek hastalığın tedavisi hakkında fikirleri alındı. Yurdun en becerikli hekimleri de sürekli tedavi heyetine katıldılar.

    1 Haziran 1938′de Atatürk için alınan “Savarona” yatı İstanbul’a gelmişti. Atatürk uzun müddet bu yatta kalıp dinlendi. Devlet işlerini buradan idare etti, bakanların ziyaretini burada kabul etti. Hastalığının ciddi olduğu duyuluyor ve hakkındaki endişeler yurdun her yanında üzüntü uyandırıyordu.

    4 Temmuz 1938′de Hatay’ın bağımsız bir devlet olması Atatürk’ün son çalışmalarının bir neticesiydi. Fakat Atatürk artık ciddi şekilde hastaydı. 18 Ekimde bildiriler yayınlanarak, sağlık durumu hakkında millete bilgi verilmeye başlandı. 22 ekimde hastalığın düzelmeye yüz tutmuş olduğu bildirildi. Fakat Atatürk Cumhuriyetin XV. yıldönümü töreninde Ankara’ya gidemedi. Bu büyük bayramın sevincine bütün yurtta derin bir üzüntü karışmıştı. Atatürk bitkin bir halde yatarken orduya bir mesaj yazdırdı ve bunu yatağının içinde kendisi düzeltti.

    Atatürk’ün Orduya Son Sözleri

    Büyük Önder, asker ve subay arkadaşlarına son hitabı olan bu mesajda şöyle diyordu:

    «Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu !

    Memleketi en buhranlı ve müşkül anlarında, zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmış isen, Cumhuriyet’in bugünkü feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtaları ile mücehhez olduğun halde vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.

    Bugün, Cumhuriyet’in on beşinci yılını mütemadiyen artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden büyük Türk milletinin huzurunda, kahraman ordu, sana kalbi şükranlarımı beyan ve ifade ederken büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.

    Türk vatanının ve Türk camiasının şan ve şerefini, dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inanç ve itimadımız vardır. Büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silahlar ile bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir feragat-i nefis ve istihkar-ı hayat ile her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim. Bu kanaatle kara, deniz, hava ordularımızın kahraman ve tecrübeli komutanları ile subay ve eratını selamlar ve takdirlerimi bütün ulus muvacehesinde beyan ederim.

    Cumhuriyet bayramının on beşinci yıldönümü hakkınızda kutlu olsun.»