Atatürk'ün kişisel özelliklerini anlatan anıları

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve Nehir tarafından 2 Şubat 2013 başlatılmıştır.

  1. Atatürk'ün kişisel özelliklerini anlatan bir anısı

    KARARLI ATATÜRK(Nükte ve Fıkralarla Atatürk

    Konya İsyanı’nı müteakip Konya’ya gelen Atatürk sinirli ve üzgündü. Şehrin ileri gelenleriyle belediye salonunda konuşurken elindeki yanan sigarayı bir aralık iki parmağı arasına almış ve ateşi parmakları arasında ezerek söndürmüş ve şöyle demişti:

    Ateş nerede çıkarsa çıksın, iki parmağımın arasında böyle ezeceğim!…

    Atatürk’ün hoşgörü ile ilgili anısı

    ATATÜRK’ÜN HOŞGÜSÜNÜ ANLATAN GÜZEL BİR ANI(Mehmet Ali Ağakay, Atatürk’ten 20 Anı)

    Az önce küme küme, birbirinden ayrı, birbirinden uzak birer alem yaşayan bahçe halkı ansızın ortak bir topluluk gibi aynı duygunun çevresinde birleşmiş oldu. Atatürk’ün gelişi onları öylesine büyülemiş, gönüllerini o denli kaynaştırmıştı. Onun toplayıcı gücü kendini burada da göstermiş.

    Oraya Boğaziçi mehtabının tadını çıkarmaya gelenlerin gözüne, o’ndan başka her şey artık görünmez olmuştu. Müzik susmuş, şimdi herkes okşayan bakışlarla o’na bakıyor, sesini duyurmak için konuşmasını bekliyor.

    Oysa, kendisi birkaç saat kendi kimliğinden ve çevresinden uzak, etiketsiz, protokolsüz sıradan bir yurttaş özgürlüğünü yaşamak için gelmişti.

    Baktı olmuyor. Üstelik eğlencesini bir yana koyan halkın kendisinden bir şeyler beklediğini de görmekte. Ata bir gence yönelerek bu bekleyişe son veriyor:

    - Siz, delikanlı, ne iş yapıyorsunuz?

    Delikanlı biraz şaşkın, ama çok mutlu, ayağa kalkıyor:

    - Resim yaparım, paşam.

    - Güzel. Demek sanatçısınız. Şimdi bize sanatın ne olduğunu anlatır mısınız?

    Genç, sanatın tanımını yapıyor. Ata topluluğa bakarak:

    - Nasıl? Bu tanımı nasıl buldunuz? Diyerek bir konuşma açıyor.

    Müzikle uğraştığı anlaşılan başka bir genç kalkıyor, değişik bir tanım yapıyor. Bu akademik konuşma umulandan çok ilgi topluyor, tartışma genelleşiyor söz isteyenler parmak kaldırıyor. Derken konu değişiyor. Bu kez hukuk ele alınıyor.

    Herkes kulak kesilmiş, Atatürk’ün bu konular üzerindeki düşüncelerini dinlerken araya beklenmedik bir olay giriyor. Eşi ve çocuklarıyla bir köşede oturan yaşlıca bir efendinin elinden nasılsa bir bardak kurtuluyor ve o sessizlik içinde kulakları irkilten şangırtı ile yerde parçalanıyor. Herkesin yerici gözleri bu yakışıksızlığı yapanın üzerinde toplanıyor. Adamcağız nerde ise sakarlığının verdiği utançtan ölecek. Demeye kalmadan ikinci bir şangırtı bu kez bakışları kendi bardağını da yere bıraktıktan sonra eli henüz havada duran Ata’nın gülen yüzü ve hoşgörürlük taşıyan gözleri üzerine çekiyor.

    Ve halk, bu davranıştaki inceliği kavradığını uzun, çok uzun alkışlarla anlatıyor.

    Atatürk’ün kıymet bilişi ile ilgili anısı

    KIYMET BİLİRDİ Banoğlu, Age, S. 122

    Çanakkale’de çok kritik bir durumda, hücum eden düşmanı mutlaka durdurmak lazım gelince, elinde o anda başka hazır bir kuvvet bulunmadığı için, süvarileri feda etmekten başka çare kalmadığını gördü :

    Kumandanları Esat Bey’i çağırdı. Emrini verdi. Esat Bey’de:

    - Baş üstüne!… deyince Mustafa Kemal, galiba kavrayamadı, düşüncesiyle sordu:

    - Ne demek istediğimi anladınız mı?

    - Evet efendim, ölmekliğimizi emrettiniz!

    Aradan seneler geçti. Esat Bey, Paşa olarak Vahdettin Hükümeti’nin İstanbul Polis Müdürlüğü vazifesinde bulundu. Yani, Atatürk’e karşı cephe alanların safında…

    Öyle iken, Atatürk, sırf Çanakkale’de ölüm emrini (başüstüne!) diye kabul eden ve bilhassa durumu, kumandanı gibi bir liyakatle kavrayıp kabiliyetini gösteren Esat Bey’i sevmekte, saymakta devam ediyordu.

    Atatürk’ün kitap aşkı ile ilgili anısı

    KİTAP OKUMA AŞKI Banoğlu, Age, S. 341

    Atatürk, eline gelen bir işi bitirmeden rahat etmezdi. Zaruret mencut değilse, işi ileriye bırakmak adeti değildi. Bazen hiç durmadan okuduğu, 48 saat çalıştığı da olağandır.

    Buna dair bir anıyı Ata’nın Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’ın ağzından dinleyelim:

    - “Bir İstanbul seyahatinden Ankara’ya dönüyorum. Derhal köşke gittim. Hizmetçilere Atatürk’ün ne durumda olduğunu sordum. “İki gün iki gece, devamlı okuyor, birkaç defa banyo yaptı. Ve şezlongda istirahat etti,” dediler.

    Hemen yatak odasına girdim. Atatürk, koltuğa bağdaş kurmuş, oturuyordu. Çoğu kez bu şekilde otururdu. Elinde bir tarih kitabı vardı. Bitirmeye çalışıyordu. Bana:

    - “Hoşgeldin,”dedikten sonra: “Elime bir kitap geçti, bilmem ne zamandan beri okuyorum,”diye ilave etti.

    - “Yorulmadınız mı, paşam?” diye sordum.

    - “Hayır, dedi, yalnız gözlerim yaşarıyor; fakat onunda çaresini buldum. Biraz tülbent aldırttım ve parça parça kestirdim. Bu parçalarla gözlerimi siliyorum.”

    Atatürk’ün kibirsiz oluşu ile ilgili anısı

    Kibirsizdi…

    Gazi, Atatürk, yani Türklerin babası ismini almıştır. Askeri zaferleri, sulhçu mesaisi ve medeniyete doğru hamleleri bu isme layık olmuştur.

    Şüphesiz tahta çıkabilirdi, fakat basireti buna mani oldu. Atatürk, milletin babası olarak kalmayı tercih etti. Kibirsizdi. Gösterişi sevmez, övünmesini bilmezdi. Hergün biraz daha filozoflaşıyor ve halk arasında kıymeti artıyordu.

    Kont de CHAMBRUN

    “Atatürk’ün Türkiye’sinde”, Hürriyet Gazetesi, Sene:5 Sayı: 1551, 13 Ağustos 1952, s.2

    ***

    Atatürk’ün kişilik özelliklerinden “sabırlı oluşu” ile ilgili anı.

    Atatürk’ün sabırlı olması ile ilgili anısı

    “Her şeyin vakti vardır”

    Azerbaycan mümessili İbrahim Abilof, Gazi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte cepheyi ziyaret etmişti. Abilof bir ziyareti sırasında:

    -Düşmanın mezalimine niçin bu kadar sabrediyorsunuz? Böyle bir orduya malikm olduğunuz halde neden dolayı denize dökmüyorsunuz? demiş.

    Mustafa Kemal Paşa ise:

    -Acele etmeyiniz. Her şeyin vakti var, Cenabı Hakk’ın inayetiyle biz de işimizi yapacağız. Cevabını vermiştir.

    Ahmet NAFİZ

    “Samsun Mebusu Ahmet Nafiz Bey’in, İskenderiye’de çıkan ‘Vadi Elnil’ gazetesine demecinden”, Akşam Gazetesi, Sayı:1343, 18 Haziran 1922, s.1

    ***

    Atatürk’ün kişilik özelliklerinden “vatan severliği” ile ilgili anı.

    Atatürk’ün vatanseverliği ile ilgili anısı

    “Vatanımı Unutmayacağım”

    Mustafa Kemal, 1881’de Selanik civarında İskender’in doğduğu yere yakın bir mahalde dünyaya gelmiştir.

    Bir gün onunla konuşurken bu tesadüfe işaret ettiğim zaman:

    -Mukayese burada sona erer, demişti. İskender dünyayı feth etmişti. Ben böyle bir şey yapmadım. O dünyayı istila edeyim derken kendi vatanını unutmuştu. Ben kendi vatanımı hiçbir zaman unutmayacağım.

    Kont de CHAMBRUN

    “Atatürk’ün Türkiye’sinde”, Hürriyet Gazetesi, Sene:5 No: 1533-1534, 26-27 Temmuz 1952, s.4