Atatürkün Planlı ve Düzenli Çalışmalarına Örnekler

Konusu 'Öğrenci Web' forumundadır ve Nehir tarafından 24 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. Atatürkün Planlı Çalışmalarından Örnekler

    Atatürk’ün Planlı Oluşuna Örnek
    Atatürk’ün kişiye özel özelliklerinden planlı oluşunun Kurtuluş Savaşı’na tesiri ( Anı niteliğinde bilgi )
    Mustafa Kemal , Kurtuluş Savaşı’nı başlatmaya hüküm verdiğinde bu mücadelenin her aşamasını bir plan dahilinde gerçekleştirmiştir . Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından bir sonra İstanbul’a gelen Mustafa Kemal , vatanın ve halkın bağımsızlığının tekrardan halkın azim ve direnişi ile sağlanacağını düşünüyordu . Bundan Sonra bir biçimde Anadolu’ya geçmeli ve milleti organize bir direniş amaçlı bir bir vücut haline getirmeliydi .
    1919 yılı başlarında , Türklerin pontusçulara karşı yapmış oldukları direniş hareketlerinden rahatsız olmaya başlayan İngilizler , bu hali Osmanlı Hükümeti’nasılttiler . Damat Ferit Paşa , Sadrazam olduktan bir sonra bu arızanın çözümü amaçlı farklı yol aramaya başladı . 9 . Asker Müfettişliğine atanan Mustafa Kemal , vazife bölgesindeki silah ve cephaneleri toplamak , halka silah dağıtılmasını engellemek ve bunu yapanları saptama etmek ve sonuçta iç huzuru sağlamak üzere Samsun’a gönderildi . Bu Şekilde Mustafa Kemal , İstanbul’dan uzaklaştırılmış olacak ve işgalcilerin her talebini mahaline getiren hükümet adamları da rahatlayacaktı . Halbuki Mustafa Kemal istediğini ele geçirmiş ve bu fırsat ile Anadolu’ya geçmenin yolunu bulmuştu . Teklifi onay eden Mustafa Kemal , birçok genişçe yetkilerle donatılmış olarak 16 Mayıs 1919′da yanındaki 18 arkadaşı ile beraber Samsun’a davranış etti .
    Mustafa Kemal , 19 Mayıs 1919′da Samsun’a çıktı . Mustafa Kemal , Osmanlı Hükümeti açısından kendisine verilen görevin tam aksine , halkı padişaha ve işgal kuvvetlerine karşı örgütlemek ve milli direniş hareketini bir an evvel başlatmanın hesapları içinde davranış etmeye başladı . Bir Önce bir durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal , Samsun’daki durumun iç açıcı olmadığı görünce oradan Havza’ya geçerek çalışmalarına burada devamı etti .
    Planlı bir biçimde Samsun’a gelen Mustafa Kemal bundan sonraki süreçte , bütün askeri yetkilerinden istifa edecek , Milli kongreler ile Türk Milletini Kurtuluş Savaşı amaçlı örgütleyecek , yapılan savaşlarda Türk ordusunu zaferden zafere koşturarak ve sonuçta bütün işgal kuvvetlerinin yurttan atılmasını sağlayacaktır . Atatürk , 3 yıl süren kurtuluş mücadelesinin her anında en ince hesapları yaparak planlı bir direniş hareketinin baş mimarı olmuştur .
    Kurtuluş Savaşı’nın başlamasından bitişine civarında Atatürk’ün yer aldığı cephelerde kudretli zekasını , ileri görüşlü oluşunu , kudretli yöneticilik kabiliyetini planlı çalışması ile birleştirerek , ne biçimde büyük bir zafere imzasını attığını açıkça görmekteyiz .
    Atatürk’ün Geleceği Planlamasına Örnek
    Atatürk , okul yıllarından bu yana ülke sorunlarına alaka duymuştur . O , keskin zekâsıyla ülke ve dünyadaki değişmelerin toplumlarının geleceğini ne şekilde etkileyeceğini , toplumların nelere hamile olacağını sezmiştir . Bu seziş , onun geleceğe göre planlarını oluşturmasını sağlamıştır . Onun sezgilerine dayanan planlar o günün koşullarında , birden çok birey açısından gerçekleşmesi olası olmayan hayaller olarak değerlendirilse de o , ufkun ötesine uzanan yolculuğundan hiçbir zaman geride hamle atmamıştır . Bu yolculuk sonucu , modern Türkiye , ülkü olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşmüştür . Atatürk’ün başarıları ve gerçekleşen geleceğe göre öngörülerinin hiçbirisi tesadüflerin sonucu olmamıştır . Onun yaptığı her şeyi eskiden plânladığını göstermesi durumundan aşağıdaki anekdot farklı bir örnektir:
    Mustafa Kemal’in Harp Akademisinde öğrenimini tamamladığı günler… Dostlar halkası yavaş yavaş genişlerken Lütfi Müfit ( Özdeş ) , Cafer Tayyar ( Kanatlı ) , Ali Fuat ( Cebesoy ) , babası Fazıl Paşa , Zeyrekli Kazım ( Karabekir ) bu özel kadroya alınırlar . İlk kez mahrem , el yazması bir dergi çıkarır genç Akademili . Mahrem konferanslar da devamı eder . Padişahı eleştirip mühim yetkili yöneticiler takımını didik didik ufalarlar .
    Yukarıda adını saydığım gençler , ek olarak da adını duymadıklarımız , olayların içine bu şekilde böyle girerler . Kimi kıyısından , kimi köşesinden… Kadro giderek büyür . Ama Zübeyde Hanım korkular içindedir . Oğlunun nelerle uğraştığını kavrayamaz , bağlayamaz , ” Mustafa’m , sen neler yapıyorsun? ” sorusu yanıtsız kalır hep… Ya da ” Sen merak etme , güzel birşeyler yapıyoruz . ” buna benzer yanıtlarla geçiştirilir . ” Mustafa’m , yoksa sen yedi evliya gücündeki padişahımıza mı karşısın? ” buna benzer sorulara ise ” Çakır oğlu ” , yanlızca gülerek yanaklarından öperek , sarılarak cevap veriyor annesine…
    Şimdi bu gençlerin anında hepsi benzer okullarda okudular . Benzer koşullarda veya yakın büyüdüler . Yıllardır benzer konuları konuşuyor , paylaşıyor , tartışıyorlar . Ama tekrardan de Zübeyde Hanım’ın sorularıyla benzer anlama gelen sorular var onların da içerisinde , bazen dayanamayıp açıkladıkları! . .
    Neler söylüyor bu genç adam arkadaşlarına?
    - ” Padişahlık yıkılmalıdır , yıkılacaktır ” , diyor .
    - ” Asker tekrar kurulmalıdır ” , diyor .
    - ” Balkan ordularının birleşmesi bizim için tehlikelidir ” , diyor .
    - ” Yeni bir yönetim biçimi , yeni bir asker , yeni bir topluluk ” , diyor .
    Bunlar onun emelleri . Ama onun emellerine , arkadaşlarının hayalleri dahi ulaşamamıştır anlaşılan . Bu Fatih’in yakınlarına söylediği bir gerçekti zamanında . Biri doruklara yükselirken öbürleri yamaçlarda çabalıyordu .
    Bir akşam Selanik’te , Beyaz Kule Gazinosu’nda , bu emeller doğrultusunda heyecanlı tasarımlar açıklanırken coşkusunu saklayamayan genç Mustafa , bir arkadaşına , ” Seni Harbiye Nazırı yapacağım , seni de Hariciye Nazırı… ” diye belirtti . Bu Şekilde mevki ve makam dağıtmaya başlayınca bunun güzel bir şaka olduğunu sanan biri , bu şakaya cevap vererek ” Peki bizi bu makamlara getirebilmek için sen ne olacaksın? Yoksa padişah mı? ” diye sorunca o , ciddiyetle ve kahkahalarla ” Yoo , hayır! Ondan da mühim . ” yanıtını verdi . Bu olmayacak duaya , şakayla cevap amin diyenler , ürküp susanlar oldu Ama o akşam ciddiye almadıkları bir gerçek! Çok da haksız sayılmazlar . Ama benim anlayamadığım , günün birinde , o neşeli akşam sofralarında , arkadaşlarına verdiği bu cüretli sözlerin anında hepsi bir bir gerçekleşmeye başlayınca benzer arkadaşlar acaba ne sebeple bozuluyorlar , şaşırıyorlar , öfkeleniyorlar ve korkuyorlardı?
    O , bu yakın dostlarına hiç yalan söylememiş ki… Her şey orta işte!
    Kaynak: Nezihe Araz , Mustafa Kemal’in Ankara’sı , İstanbul , 1994 , sayfa: 77 – 78