Bir toplumun kalkınması ve gelişmesi için sanatın önemi nedir

Konusu 'Ödevim var' forumundadır ve Ceren tarafından 2 Temmuz 2014 başlatılmıştır.

  1. Ceren

    Ceren Süper moderatör

    Bir toplumun kalkınması ve gelişmesi için sanatın önemi nedir

    Sanatı olmayan bir kişi eli ayağı yok gibidir. Sanat insanın içindedir mesela resim çizerken ilham gelir. Akılımızla şu şuydu bu buydu diye değil sanat insandadır. O yüzden sanatı hafife almayın. Almanya da bir savaş sonrası ilk yapılan şey müzelerin ve tiyatro binalarının tamir edilip düzeltilmesiydi. İnsan bilime önem verdiyi kadar sanata da önem vermelidir. Bunları bu kadar keskin çizgiyle ayırmak olası mı?
    Her ikisi de birbirine karşı önceliği olan değil, destekleyen, dengeleyendir.
    Sanat duygu dili olarak tanımlanır. Bu anlamda denge, duygu ile bilgi dili arasında kurulursa gelişimden söz edilebilir. Sanatçı olabilmenin önkoşulu içinde yetenek sadece %30. %70' i bilgi, eğitim Sözün özü; bilgi ve teknoloji olmadan sanat yapmaya çalışmak, ilk insanların mağara duvarlarına yaptıkları resimlerin ötesine geçmez.
    'Şuan dünyayı bırakıp sadece ülkemize bakarsak sanatın ne kadar etkin olduğunu görürüz.''


    Uygarlık: insanlığın yerleşik hayata geçmesi ile ortaya çıkan bir lüks hayatın başlangıcı denebilir. Fakat bu lüks hayat için sadece ne bilim yeterlidir tek başına nede sanat.
    Bir uygarlıktan bahsetmek gerekiyor ise o uygarlıkta bilim, sanat, düşünce-felsefe, teknoloji vs bunların hepsinin olması gerekir. Eğer bunlar yoksa zaten uygarlıktan bahsetmek pek bir komik olsa gerek. Çok fazla binaların olduğu yer uygar mıdır sorusuna verile bilecek cevap sanırım olumsuz olur.
    Diğer bir şekilde tanımlamak ta gerekirse elin sıcak sudan soğuk suya girmemesi için çabalayan, bulunduğun yopluluk-devlet içerinde tüm kültürel etkinlikleri yapma olanağın bulunacak bunun yanında başkaları gibi düşünmediğin için kimse sana saldırmayacak, sataşmayacak, yaşamına saygı duyacak vs. tüm bunların olduğu bir topluluk için uygar denilmesi mümkün olur sanırım.

    Şimdi sanata değinelim. Sanırım en zoru sanat olsa gerek. İnsanlık tarihi kadar eski olan, din mitolojilerinde bile geçen, insanların hayatına renk katan o yüce değer. Ama tanımsal olarak hep bir tartışma söz konusu. Kimileri sanatın doğası gereği hiçbir tanımın onu tam olarak karşılayamayacağını düşünüyor. Akademik kesim ise ona bir kıyafet bulup giydirmenin peşinde. Zaten bunu onu birçok parçaya bölüp gerçekleştirmiş bir durumda da. Kalıplara koyup şekiller vermiş bir sıvıya kalıplara koyup şekillendirir gibi.
    Ama sanat kişinin duygusunu-düşüncelerini belli materyaller ile ifade etmesi olarak tanımlıyorum ben. Bilim ise kökeni sanattan gelir. İnsanları daha iyiye taşımak için vardır temelinde merak haliyle nasıl sorusu yatar. Toplumların var olmayan olguları bulmasına ve yeni şeyler öğrenmesine ön ayak olmuştur bilim. Şimdi soruya dönelim belli bir uygarlıktan bahsetmenin şartı biliminde sanatında olmasında geçer. Ama hangisi daha ağır basar dersek ikisi ninde kökeninin nereden geldiğine bakmak gerekir. Sanat insanlar var oldu olalı vardı. Mağaralarda ki el resimlerini hayvan resimlerini sadece yaptıkları işin nasıl yapıldığını anlatmak olduğunu sanmıyorum ilk çağlarda yaşayan insanların. Öte yandan bilime gelince, bilim sanattan doğmuştur. Zaten bilimin beslendiği yer yaratıcılıktır. Eğer bir şeyler tasarlamaya karar verdiyseniz bunun diğer adı sanat yapma yâda karar verdiğiniz anlamına gelir. Hayal gücünün olduğu her yerde sanat vardır. Albert Einstein çok iyi bir hayal perest olarak tanımlıyordu kendini. Yoksa izafiyetin varlığı hiçbir zaman bulunamazdı. Sanatın bir çocuğu oldu adını bilim koydular. Sanat olmadan bu hayat sıkıcı olur hatta yaşamak için bir sebep kalmaz. Ama bilim olmadan sadece gelişmişlik seviyesi düşer