Birbirinden Komik Hacivat Karagöz Diyalogları

Konusu 'Web Cafe' forumundadır ve Nehir tarafından 28 Mayıs 2014 başlatılmıştır.

  1. Hacivat Karagöz Diyalogları Komik

    * HACİVAT – Hoş geldin sevgili Karagözüm!
    KARAGÖZ – Hoş bulduk kel kafalı kara üzüm!
    HACİVAT – Nereden gelip, nereye gidiyorsun bakalım?
    KARAGÖZ – Bir yere gittiğim yok da, oğlumla kaç saattir okuma-yazma çalıştık… Biraz gezeyim dedim.
    HACİVAT – Tabii iyi yaptın efendim, kafan balon olmuştur.
    KARAGÖZ – Hay hay, kafam balon oldu da uçmasın diye boynuma yapıştırdım.
    HACİVAT – Hemen yanlış anlama, yani uzun zaman ders çalışmaktan kafan şişmiştir.
    KARAGÖZ – Kafam pişti de soğutmaya çıktım.
    HACİVAT – Allah iyiliğini versin! Neyse, çalışmalar iyi gidiyor mu?
    KARAGÖZ – Hem de nasıl iyi gidiyor bilemezsin Hacı Cavcav! Sen söyle de müdür benim ilkokul diplomamı hazırlasın…
    HACİVAT – Efendim sen hele hepsini iyi öğren de diploma işi kolay…
    KARAGÖZ – Şey, okuma yazma öğrenirsem diploma başka başka ne işime yarayacak?
    HACİVAT – Bak, meselâ artık mühüre lüzum kalmayacak…
    KARAGÖZ – Yerine kimse bakmayacak mı?
    HACİVAT – Kimin yerine Karagözüm?
    KARAGÖZ – “Artık müdüre lüzum kalmayacak…” dedin ya!
    HACİVAT – Efendim müdür değil mühür! Hani imza yerine bastığın damga yok mu?
    KARAGÖZ – Öyle söylesene köftehor!



    *Karagöz’e Mısır’daki amcasından bir sandık altın miras kalır. Bunun üzerine Karagöz yakın arkadaşı Hacivat ile beraber bir ticaret gemisine binip Mısır’a giderler. Miras işlemlerini hallettikten sonra yine bir ticaret gemisine binip geri dönerler. Ama Marmara Denizi’nde kürekçilerin isyanı sırasında su alan gemiden yolcular kayıklara binerek kurtulurlar. Karagöz ile Hacivat altın dolu sandıkla Mudanya kıyılarına, bindikleri kayıkla ulaşırlar ama sahilde konuşmaya daldıklarından iskeleye iyi bağlamadıkları kayık dalgalara kapılır ve gözden kaybolur. Daha sonra bir at arabasına binerler ve Bursa’daki evlerine dönerler. Bırak bir sandık altını ceplerindeki para da bitmiştir. İş bulup çalışarak para kazanmaları gereklidir ama nasıl bir iş? Onlar aralarında bu konuyu konuşurken tatlı bir sohbete dalarlar. Giderek sohbet koyulaşır, şakalaşmalar artar.

    hacivat: ooo selam karagöz
    karagöz: selam hacivat
    hacivat: hadi gel gidelim
    karagöz: nereye yaw
    hacivat: ziyarete
    karagöz: kimin ziyarete
    hacivat: ebemin ziyarete
    karagöz: hadi gidelim
    hacivat: ya anlamadınmı
    karagöz: anladım
    hacivat: ne anladın
    karagöz: ebene gitcez
    hacivat: bensenle dalga geçiyom
    karagöz: ne dalgası
    hacivat: bidiğin dalga tövbe tövbe
    karagöz: tövbe nedemek?
    hacivat: günahlarımız siliniyor
    karagöz: kim siliyor söyle onun kıçından vururum
    hacivat: ebem silyor
    karagöz: eben nerde
    hacivat: burnunun diminde duruyor
    karagöz: benim burnumun diminde ne işi var
    hacivat: burnunun dimide oturuyor
    karagöz: neden burnumun dibinde oturuyor
    hacivat: çamaşır yıkıyor
    karagöz: benim çamaşırlarımıda yıkasın
    hacivat: benim sinirimi bozma
    karagöz: sinirin buzulmazbozulursa ben düzeltirim
    hacivat: şimdi senin burnunu kırıcam sonra nasıl düzelceni göteririm
    karagöz: götter hani
    hacivat: sokat atcam şimdi
    karagöz: nasıl atılıyor
    hacivat: al sana sokat
    karagöz: ak hacivat napsın sen niye sokat attın be
    hacivat: sinirimi bozdun
    karagöz: siniri düzeltiriz ya
    karagöz: sokat atmana gerek yok beb kaçtım ak anam canım acıdı



    *Hacivat’ın son zamanlarda işleri iyi gider. Çok para kazanır. Bu birikimi değerlendirmek için, bir yarış atı satın alır. Girdiği her yarışı kazanan meşhur bir at: Küheylan. Olayı duyan Karagöz, Hacivat’ın evine gidip kapıyı çalar. Hacivat pencereye çıkar ve sorar: “ Buyur Karagöz’üm, bir şey mi istemiştin? “

    Karagöz: “ Evet Hacivat, bir şey istemiştim. Duyduğuma göre, Küheylan’ı satın almışsın. Onu bana satar mısın? “
    Hacivat: ” Neden olmasın Karagöz’üm. İyi bir fiyat verirsen satarım. De bakalım, ne veriyorsun? “
    Karagöz: “ Hı?..”
    Hacivat: “ Yani kaç para verirsin? Küheylan’ı kaça alırsın? “
    Karagöz: “ On altın veririm. Sattın mı? “
    Hacivat: “ Dur bakalım, Karagöz’üm. Hemen sattın mı olur mu? Bir pazarlık yapalım, değil mi? “
    Karagöz: “ Nazarlık taktırırım, Küheylan’a. Anlaştık o zaman. “
    Hacivat: “ Yapma Karagöz’üm. Alışverişi oldubittiye getirme. On altına Küheylan mı satılırmış? Çık biraz, çık çık. “
    Hacivat’ın ne dediğini tam olarak anlayamayan Karagöz evin merdivenlerini çıkmaya başlar. Sonunda, burnu kapıya dayanır.
    Hacivat: “ Çık Karagöz’üm, çık çık. “
    Karagöz: “ Kapıya kadar çıktım. Daha fazla çıkamıyorum. “
    Hacivat: “ Ben sana merdivenleri çık demedim. Fiyatta çık, yani on altın dedin ya onu arttır, yirmi de, otuz de. “
    Karagöz: “ Yirmi, otuz. “
    Hacivat: “ Çık, çık. “
    Karagöz: “ Elli, altmış. “
    Hacivat: “ Çık, çık. “
    Hacivat’ın çok para istemesine kızan Karagöz bağırır: “ Çık çıkı, çık çık. Sanki zil takıp oynuyorsun. Bre Hacivat, sen ne istiyorsun bu ata, onu söyle bakalım. “
    Hacivat: “ Bak Karagöz’üm, ben atı yüz altına aldım. Üstüne kar da koy.Yüzü geç, yüzü geç.”
    Karagöz: “ Yüzgeç balıklarda olur, alık. “
    Hacivat: “ Hemen sinirlenme Karagöz’üm. Şunun şurasında ne güzel pazarlık yapıyoruz. Bak Karagöz’üm, Küheylan’ı sana veririm ama yüz yirmi altınını alırım. Bir kuruş aşağı olmaz. “
    Hacivat’ın konuşmasına içerleyen ve Küheylan’ı alamadığına üzülen Karagöz, Hacivat’a küser. Bir hafta ne Hacivat’ın evinin önünden geçer, ne de onunla konuşur. Daha sonra iki eski dost tekrar barışırlar.