Çalışmak ve tevekkül etmek arasında nasıl bir ilişki vardır

Konusu 'Kısa Özet Bilgiler' forumundadır ve Nehir tarafından 14 Ağustos 2014 başlatılmıştır.

  1. Çalışmak ile tevekkül etmek arasında nasıl bir ilişki vardır

    İnsanların en mütevekkili olan Hz Muhammed(sav)'in ve sahabelerinin hayatı sürekli mücadele ile geçmiştir
    Hz Ebubekir, Osman, Abdurrahman ve Talha(ra), ticaretle geçimlerini sağlarlardı Ebubekir halife seçildiği günün ertesi, kumaşları sırtlayıp yine eski işini yapmaya giderken karşılaştığı Ömer ve Ebu Ubeyde, ona nereye gittiğini sorarlar O da çarşıdaki işine gitmekte olduğunu söyler "Sen Müslümanların yönetim işini üstlendiğin halde ne yapıyorsun?" derler "O halde çocuklarımı nasıl besleyeceğim?" der Sonra sahabeler, kendisine, ailesinin geçimini sağlayacak bir maaş bağlarlar Hz Ebubekir gibi bir sahabe: "Oturayım, Allah rızkımı gönderir" dememiştir Hz Ömer de: ''Biriniz, oturup da: Allah’ım, beni nzıklandır! diyerek, rızkı aramaktan geri durmasın Bilirsiniz ki gök altın ve gümüş yağdırmaz" Demiştir

    Elmalılı Hamdi Yazır: "Unutmamak gerekir ki, tevekkül, görevini Allah'a havale etmek değil, emri O'na hava'le etmektir Bir çokları bunu kavrayamayıp tevekkülü, vazifeyi terketme sanırlar Bu ise Allah'a tevekkül ve itimat değil, O'nun ilah olarak emrine itimatsızlıktır, küfürdür,iyi bilmeli ki, tevekkülün hülasası emre itimat ederek vazifesini sevmektir" diye açıklar

    Fahrettin Razi de: "Tevekkül bazı cahil'lerin sandığı gibi, insanı kendini ihmal etmesi demek değildir Böyle olsaydı müşavere emri tevekküle zıt olurdu Tevekkül insanın dış sebepleri gözetmesi, ama kalbini onlara bağlamayıp Allah'ın kısmetine dayanması demektir" der

    Resulullah efendimiz(sav)’in bir hadisi bu anlamı daha da açar gibidir "Eğer siz Allah'a hakkıyla tevekkül etseydiniz O kuşları nzıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırdı Baksanıza, sabahleyin aç çıkıyorlar da tok dönüyorlar Ve de dağlar dualarınızla yok olurdu"

    Dikkat! edilirse anlaşılır ki hadiste kuşlar, yuvalarında durup rızıklarını beklerler denmiyor, rızıklarını aramak üzere çıkarlar, Allah rızkı aramakta olan, yani rızkın sebeplerine yapışan yaratıklarına rızık verir, deniyor Ne kadar ince ve hikmetli bir anlatış!

    Bu hadis, bir yandan Allah'a tevekkülün önemini anlatırken, bir yandan da kuşların çalışkanlığına ve çalışmanın önemine dikkat çekmektedir Zira kuşlar, tevekkül edip de yuvalarında kalmıyorlar, rızıklarını aramak üzere yuvalarından çıkıp dolaşıyor, aradıkları rızıklarına ulaşıyorlar Sabahleyin karnı aç çıkan kuşlar, akşamleyin kursağı tok olarak dönüyorlar İşte tevekkül budur Allah'ın, rızkını vereceğine güvenerek çalışmak, rızkın sebeplerine yapışmaktır

    İsa (as)’da şöyle demiştir: “Kuşlara bakın Onlar ne ekip biçer, ne de biriktirirler Allahu Teala onları gün be gün rızıklandırır Eğer, Bizim karınlarımız kuşlarınkinden daha büyük’ derseniz, o zaman da büyük baş hayvanlara bakın; Allahu Teala onlara nasıl rızık vermektedir”

    Tevekkülün, Allah'ı olduğu gibi tanımakla, yukarıda anlatıldığı gibi tevhitle ve kaderle de sıkı irtibatı vardır Yani Allah kuluna bir parça irade vermiş, çalışma ve çabalama diye özetleyebileceğimiz bir takım görevler yüklemiş ve kendisine güvenip dayanması'nı istemiştir Diğer yönden de "Kulum beni nasıl sanırsa ben öyleyim" demiş ve kulunun iradesini kullanacağı doğrultuda da, önceden bildiği için, onun kaderini yazmıştır Kendisine güveneceğini bildiği kimsenin kaderini de güvendiğinin mükafatı olarak yardım edeceği şekilde yazmıştır Tevekküle ve tevekkülün yardımı celbedeceğine en güzel bir misal Hz İbrahim'in ateşe atılırken dahi "hasbiyallah=bana Allah yeter" demesi ve ateşin yakmamasıdır Kısaca insan tevekkül etmekle bütün ağırlıklarını mutlak güç sahibi Allah'ın kudreti eline emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahla istirahat eder, sonra ebedi mutluluğa girmek için cennete uçabilir Yoksa tevekkül etmese dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, esfel-i sariline yuvarlanmasına sebep olur Demek ki, iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül İki dünya saadetini gerektirir

    Bu hususta Lokman (as) oğluna yaptığı öğütte şöyle demiştir:

    “İmanın dört esası vardır; iman ancak onlarla güzel ve sağlam olur Nasıl bir beden, iki el ve iki ayakla sağlam oluyorsa; bu da öyledir Bu esaslar şunlardır: Allah’a tevekkül etmek, O’nun kazasına teslimiyet göstermek, işleri O’na havale etmek ve Allah’ın takdirine rıza göstermektir”