Çanakkale savaşında asker mektupları

Konusu 'Zengin Bilgiler' forumundadır ve Lavinia tarafından 20 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. Çanakkale savaşından asker mektubu

    Şehit Mektubu -1

    Mektubun Konusu: Borçlarımı Ödeyin
    Yazıldığı Tarih: 18.05.1915
    Şehadet Tarihi: 02.06.1915

    “Sevgili Babacığım, Valideciğim,

    Arıburnu’nda ilk girdiğim müthiş muharebede pantolonumdan hain bir İngiliz kurşunu geçti, Bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim olmadığından bir hatıra olsun diye şu satırları yazıyorum.

    … Gözbebeğim zevcem Münevver ve oğlum Nezih’ciğimi önce Cenab-ı Hakk’ın sonra sizin himayenize bırakıyorum. Onlar hakkında ne mümkünse lütfen yapmaya çalışınız. Servetimiz olmadığı malumdur. Mümkün olandan fazla bir şeyi isteyemem, istesem de boşunadır.

    Refikama hitaben yazdığım kapalı mektubu lütfen kendi eline veriniz. Fakat çok üzülecektir, o üzüntüyü giderecek şekilde veriniz, teselli ediniz. Allahü Teâlânın takdiri böyleymiş. İsteklerim ve borçlarım hakkında refikamın mektubuna koyduğum deftere ehemmiyet veriniz. Münevverin hafızasında veyahut kendi defterinde kayıtlı borçlar da doğrudur. Münevvere yazdığım mektup daha geniştir. Kendisinden sorunuz.

    Sevgili babacığım ve valideciğim, belki bilmeyerek size karşı bir çok kusurda bulunmuşumdur. Beni affediniz, hakkınızı helal ediniz, ruhumu şad ediniz. Sevgili hemşirem, Lütfiye’ciğim, bilirsiniz ki sizi çok severdim. Sizin için gücümün yettiği nispette ne yapmak lazımsa yapmak isterdim. Belki size karşı da kusur etmişimdir. Beni affet, hakkını helal et. Yengeniz Münevver hanım ile oğlum Nezih’e sende yardım et. Sizi de Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve himayesine tevdi ediyorum.

    Ey akraba ve ehibba! cümlenize elveda. Cümleniz hakkınızı helal ediniz. Benim tarafımdan cümlenize hakkım helal olsun. Hepinizi Cenab-ı Hakk’a tevdi ve emanet ediyorum. Elveda, Elveda!

    Ebediyyen Allahaısmarladık, sevgili babacığım ve valideciğim.”

    Yüzbaşı Mehmet Tevfik

    Kaynak: Erhan Metin, Sözün Bitiği Yer Çanakkale, Mart 2008, s. 70-71



    Bir Askerin Siperdeki İlk Gecesi (1915)

    Sevgili kardeşim Müfit Necdet’e Başları göklere doğru uzanmış, dağların üzerinde kartallar gibi uçuşan bulutlar, altın kurdelelerle işlenirken muhitin sükun ve sukut ile titreyen kalbinde, karanlıkları yaran zulmetlere meydan okuyan bir seda yükseldi. “Silah başına!” Bu emir birkaç şahısta birkaç ağızda tekrar edilerek, yansıdı. Artık gölgeler dolaşıyor, fısıltılar çoğalıyor. Bazen kısa , sert ve keskin emirler duyuluyordu. “Düşman taarruz ediyormuş” deniliyor ve bu cümleyi hafif alaycı bir tebessüm takip ediyordu. Hiçbir yerde hiçbir kimsede olağanüstülük görülmüyordu. Ölüme karşı gitmeye hazırlanan bu cesur kahramanlar üzerinde küçük bir tereddüt bile hissedilmiyordu. Yalnız sükun ve intizamla çalışan, düşmana karşı koyacak, ölümle çarpışacak fakat vatanı kurtarmaya azmetmiş, milletin namusuyla eğlenen, yurdun, Türk’ün mukaddesatıyla görülüyordu. Genç subaylar kılıçlarını kuşanıyor, azimkar gözlerle düşman istikametinde yıldızlardan haber sezmeye uğraşıyorlardı. Bunlarda benim gibi, hepsi de genç, yeni terfi etmiş, gençlik devresinin ateşli ihtirasını yenmeden, gençliğin zevk ve emellerine doymadan, vatanın bağrında alçalmış çizmelerle, düşmana haddini bildirmek için namuslarına tecavüz edilmiş millettaşlarının, hakaret görmüş kardeşlerinin intikamını almak için, din için, namus için, vatan için istikballerini çiğneyerek yurdun istikbali uğruna hudutlara koşmuşlardı. Önde cüretkar adımlarla yürüyen dinç, vakarlı subaylar, arkasında gözleri vatanın her tarafına sokulmak isteyen düşmana şimşekler, ateşler saçan bir kıt’a. Bunlar ayaklarının hareketiyle meydan gelen küçük, hafif çıtırtıları duymayarak, mehtabın ışıklarından sabahın oluğuna hükmeden bülbüllerin ötüşüne asla ehemmiyet vermeyerek etrafın yeşil ormanları arasından gösterilen istikamette, düşmanı kahretmek için ilerliyordu. Sert, kısa ve emredici bir ses, gecenin mahsur karanlığı içinde uçuştu; “İstikamet 34 No'lu savunma noktası...!” Başlar sola, ayaklar sola, mangalar sola döndü. Artık yüksek, çetin çakıllı, manalı, bir dağ tırmanılıyordu. Mesafenin verdiği yorgunlukla terleyen yüzünü, beyaz “MİM” markalı mendile silerken, kalbimde saklayamayacağım bir acı duydum. Ruhum ezildi. Gözlerimde hayaller, beynimde birer birer mazinin tatlı hayalleri dolaştı. Batıya döndüm. İstanbul beyaz ufuklarına doğru 3 senedir hasret çektiğim bir mevcudiyetin hayaline yemin ettim. “Vatanın düşman ayakları, camileri hac gölgeleri altında görmektense, genç hemşirelerin namusları ayak altına alınmak, ihtiyar annelerin beyaz saçlarına hakaret edilmektense, senin; Özellikle senin, “Ey güzel hayal! Düşman kucağında çırpındığını duymaktansa , şu yüksek tepenin bulutlara karışmış zirvelerinde bayrağım gibi kırmızı kanlara boyanarak ölümü isterim.” Dedim. Mukaddesatımı çiğnemek isteyen, Kabeme haclar yerleştirmek isteyen, bu sefil düşman leşlerinden kan abidesi ve zafer teşkil etmeden ölmeyeceğim. Gözlerimde beyaz ve güzel bir hayal, ellerimde ölüm püsküren küçük ve yuvarlak bombalar olduğu halde yürüdüm. İlk bombayı sevgilim namına ateşlerken batıya, onun diyarına bulutlarla selamlar hürriyetler yolladım. Oğlun Hasan Etem 4 Nisan 1331 (17 Nisan 1915)


    Şehit Mektubu -3

    Mektubun Konusu: Çamaşır Falan İstemem
    Yazıldığı Tarih: 04.04.1915
    Şehadet Tarihi: 06.04.1915

    “Dört asker doğurmakla övünen şanlı Türk annesine”

    Hasan Etem, yeni aldığı mektuptan duyduğu sevinci, çevresindeki tabiat güzelliklerini, silah arkadaşlarını anlattığı mektubunu şu satırlarla bitiriyordu:

    … Ey benim Rabbim! Şu kahramanların bütün dilekleri ismi celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır.

    … Huzurunda titreyerek sana dua eden biz askerin süngülerini keskin et. Düşmanlarını zaten kahrettin ya bütün, bütün mahvet.

    … Anneciğim, Oğlun Halit de benim gibi güzel yerlerdedir…

    Çamaşır falan istemem. Paralarım duruyor. Allah Razı Olsun.

    Oğlun Hasan Etem

    Hasan Etem iki gün sonra şehit oldu. Kardeşi Halit Zığındere Muharebelerinde yaralandı ve gazi olarak baba ocağına döndü.

    Hasan Etem şehit olduğunda 16 yaşında olan kardeşi Hilmi ile 10 yaşında olan kardeşi Şevlut, ağabeylerinin arzu ettiği gibi sonradan Çanakkale’yi gördüler, ondan bir iz aradılar. Orada her iz Hasan Etem’e aitti.

    Kaynak: Erhan Metin, Sözün Bitiği Yer Çanakkale, Mart 2008, s. 72