Çanakkale savaşında doktor ve oğlu hikayesi

Konusu 'Tarih konu anlatımı' forumundadır ve Lavinia tarafından 20 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. Çanakkale savaşı doktor ve oğlu hikayesi

    Yaralılarımıza bakacak doktorlarımız yoktu. Zira, o vakitler tıbbiyeye genellikle azınlıklar giderdi.
    Azınlıklar ise cephelere gelmeye yanaşmıyorlardı. Türk doktorlar da o kadar cepheye yetmiyordu. İşte
    Çanakkale’de de doktorlar yetersizdi. Bir doktora günde ikiyüzün üzerinde yaralı düşüyordu. Askeri Dr.
    Dörtbudak’ın aktardığı olay durumu anlatmaya yeter sanırız: “Sadece Anafartalar – Arıburnu hattında 06-
    22 Ağustos 1915’de 18.000 şehit verdik. Böyle bir hücum gününde tezkereciler durmadan yaralı
    taşıyor, doktorlar sadece yaraları sarabiliyordu. Hayatlarından ümit kesilenlerle fazla ilgilenmiyorlardı.
    Tam işin en yoğun olduğu sırada, arkadaşın önüne gencecik bir vatan evladı yatırdılar, bir ayağı
    kopmak üzere parça parça ve bağırsaklar dışarıdaydı. Sıhhiyecilere “Kaldırın bunu!” derken genç
    çocuk “ Baba!” diye seslendi. Bakar ki, kendi oğludur. Sarılır öper oğlunu, “Bu benim oğlum! Gölge bir
    yere kaldırın” der. Masanın üzerine çoktan başka bir vatan evladı yatırılmıştır. Doktor onunla meşgul
    olmaya başlamıştır. Sırada daha pek çok Mehmet beklemektedir. Doktor ertesi gün oğlu ile ilgilenecek
    vakti bulur. Ancak, oğlu çoktan ölmüştür.” Bu vatana nasıl bağlanmışlar, değil mi? Bu cennet vatanı,
    evlatlarından daha çok sevenler bugüne hazırladı. Belki de o günlerdeki doktorsuzluk acısından kaldı
    her anne babanın ağzında: “Yavrum doktor olacak” sözü.


    Hastane gemilerimiz vardı. Savaşamayacak durumda olanları İstanbul’a taşıyordu. Düşman hastane
    gemilerimizi dahi vuruyor, batırıyordu. Hastanelerimizi vuruyor, yaralılarımızı öldürüyordu. Böylesine
    acımasız, hukuksuz bir vahşi savaş sürüyordu. Üstelik saldırdıkları sıhhiye taburlarında
    malzemesizlikten narkozsuz ameliyatlar yapılıyordu. Böyle bir ameliyatta şehit olan Mehmet’in ağzına
    bastırılan tahtaya sarılı keçeyi almak istediler. Bir başkasının ağzına koyacaklardı, bağırmasın diye.
    Zorla çıkarttıklarında tahtaya yapışmış dört adet diş gördüler.