Çanakkale Savaşında Uçak Varmıydı

Konusu 'Soru Bankası' forumundadır ve Lavinia tarafından 20 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. Çanakkale Savaşında Uçak Var mıydı

    Dünyada uçakların muharebelerde kullanılması, 1900’lü yıllardan itibaren başlamış olduğu söylenilebilir.
    Çanakkale savaşlarında da, ilk safhadan itibaren uçak kullanılmaya başlanmıştı. İlk önceleri gözetleme ve fotoğraf çekmek için kullanılan uçaklar, daha sonra sağına soluna yerleştirilen aparatlarla, bombalama maksadıyla da kullanılmaya başlamıştı.
    18 Mart Deniz Zaferi’nden önce, gözetleme maksadıyla her iki taraf uçak kullanmışlardır. Burada örnek olarak Alman Pilot Yüzbaşı Serno ve gözetleme subayı Yüzbaşı Schneider’in, 18 Mart 1915 günü sabahleyin yaptıkları gözlemlere dair anıla-rını örnek olarak verebiliriz:
    “1600 metreden uçuyorduk. Bozcaada önünde 40 kadar savaş gemisi saydık. 15’i İngiliz, 4’ü Fransız olmak üzere 19 ağır zırhlı ve krovezör, 3 hafif krovezör, çok sayıda nakliye gemisi, şlep ve uçak ana gemile-ri gördük. Denizaltılar ise ancak seçilebilmekteydi.
    Savaş düzeninde 6 zırhlı boğaza doğru yol alıyordu. A-miral Forsu Inflexible adlı İngiliz Krovezörüne to-ka edilmişti. Arkasında Queen Elizabeth, Lord Nel-son, Agamemnon ve Majestic zırhlıları, onu takip ediyordu. Harp Flandraları ve işaret flamaları ile süslü Fransız gemileri de, yavaş yavaş demir al-maktaydı. Fransız Zırhlısı Bouvet, uçağımıza ateş açtı. Zaten kaybedilecek zamanımız yoktu. Rapor vermek üzere geriye döndük.
    Az sonra Pilot Cemal de, Ertuğrul adlı uçağı ile havalanarak aynı bilgileri doğrulayacaktı.” 118
    Gözetleme; karşıdaki düşmanın konuşlanma vaziyetini, gücünü, yakınlardaki birliklerin konumunu ve bunun gibi teknik bilgileri, kendi karargahına bildirmek gayesiyle yapılıyordu. Bunun için fotoğraf da çekilmeye başlanılmıştı. Bu görev, ilk önce keşif yapan uçağın, yaptığı tespitleri yere inip bizzat an-latarak haber verme, veya anlamı önceden belirlenmiş işaret fi-şekleri ile durumu bildirme şeklinde yapılırken, daha sonra telsizle haberleşme kolaylığı sağlandığı için, sık sık yere inmek zorunluluğu ortadan kalkmıştır.
    Gemi ve topçu bombardımanlarında, hedefi tarif ederek, konumunu bildirmek maksadıyla da uçak kullanılmış, bunun yanında hafif ve ısıtılmış hava ile hareket eden zeplin tipi balonlar da devreye sokulmuştu.
    İlk uçaklarda bomba atmak için veya tüfek atmak için herhangi bir teknik donanım olmadığından, pilotun yanında bir tüfek, ayağının dibinde bombalar ve bu bombanın sığabileceği kadar da bir delik bulunurdu. Pilot bombalayacağı yeri gözüyle kararlaştırır, tam hedefin üstüne geldiği anda ise bombayı aya-ğıyla deliğe iterek aşağıya gönderirdi.Yeri geldiği zaman da tüfeğini bizzat eline alarak kullanırdı.
    Uçaklardan bomba atmanın yanı sıra, düşman askerleri-nin ayağına batacak ve onları yaralayarak saf dışı bırakacak dörtgen çiviler ve küçük oklar gibi malzemeler de atılırdı. Bu çivilerin atıldığı, havada çıkardığı ıslıktan belli olurdu.
    Bu kadar ilkel metodlarla bile olsa, uçaklar Çanakkale savaşında çok işler başarmışlardır.
    Uçaklar, yakıtlarının elverdiği yerlere kadar uçarak görevlerini yapıyorlardı. Onlara karşı henüz yerden özel bir savunma silahı olmadığından, tüfek veya makinalı tüfek ile mu-kabele edilebiliyordu. Bazen uçağa karşı top kullanıldığı da olurdu. Uçağa uçakla karşı koyma şeklinde kavgalar da ara sıra yapılıyordu.
    Çanakkale’de 25 Nisan çıkarmasından önce, düşmana ait uçaklar; gerek asker ve cephane sevkıyatının önlenmesinde, gerekse direkt cephedeki askerlere karşı kullanılmış olduğunu görüyoruz. Sokrat İncesu isimli bir subayımız, birliği ile cep-heye giderken, Gelibolu’da karaya çıktıklarında, uçaktan atılan bombalarla taciz edildiklerini hatıralarında yazmaktadır.
    İngilizlerin, uçaklarını uçak taşımaya mahsus gemileri ile getirmiş olduğunu görüyoruz. Bizim ve Almanların çok az sayıda uçağına karşı, İtilaf devletlerinin 30, 40 gibi, o devir şartlarına göre çok sayılabilecek uçakla gelmiş oldukları kayıtlarda yazı-lıdır. Bunların bir kısmı karadan kalkan uçaklar, bir kısmı da de-nizden kalkabilen uçaklar olup, o devre göre çok modern sayılı-yordu. Hamilton’un 15 Nisan 1915 tarihli hatıralarından okuyoruz:
    “Öğle yemeğinden sonra Samson ve Davies’le birlikte, kulübelerine gittik ve orada çok güzel iki saat ge-çirdik.
    Samson ve Davies ilk deniz uçaklarının değil, aynı za-manda normal kara uçaklarının da pilotuydular. Mesleklerinin bütün ustalıklarına vakıftılar. Lord Kitchener’in gayretleri ile Amirallik Dairesi, bu ör-gütü dört başı mamur kurmuştu. Albay Samson da, halen onun komutanı bulunuyordu.
    Bozcaada’ya iki Maurice Farman uçağı ile, üç adet BE2 uçağı getirmişti. Maurice Farmanlar’da, 100 beygir gücünde Renault motorları vardı. BE2’lerin ise 70 beygir gücünde Renault makineleri vardı. Beş uçağın makineleri, BE2’lerden biri hariç, gayet yüksek evsafta idi.
    Albay Samson aynı zamanda 8 adet Henri Farman uçağı getirmişti ki, her biri 80 beygirlik Gnome motorları ile mücehhezdiler. Bu uçaklar tamamıyla yeni idi. Fakat içlerinde yeni bir buluş yoktu ve ayrıca savaş için inşa edilmemişlerdi.
    Emrine verilen 70 beygir güçlü Renault motorlu 2 BE2C model uçağı, bir yolcu bile alamayacak kadar zayıf takatli olduğundan, maksada uygun değildi.
    Bir de Broguet modeli 200 beygirlik, Canton marka mo-torlu uçak vardı ama, uçuş yapamıyordu.
    İki Sopwith Scout model uçak, Albay Samson’un bir diğer baş ağrısı idi. Zira 80 beygir güçlü Gnome motorlu bu uçaklar, motor dayanaklarının zayıflığı yüzünden kullanılamamaktaydı.
    140 beygirlik ve Canton motorlu, çok eski bir Maurice Farman model uçak vardı ki, hala işe yarar durumdaydı. Netice olarak, 12 uçak mevcut olduğu halde sadece beşi ordu için elverişliydi. Bölgede üslenmiş birkaç deniz uçağı varsa da, bunlar Albay Sam-son’un komutasında değildi ve sadece donanma ile ilgili görevlerde kullanılıyordu. Nominal gücü 12 uçak olan Albay Samson müfrezesi, bu şekilde, 11 pilot ve 120 yer personelinden ibaretti. Halbuki 30 adet iki kişilik uçak, 24 adet avcı uçağı, 40 pilot ve 400 meydan personeli istenmişti.” 119
    Düşmanın ilk başlardaki hava gücünü en iyi bu satırlar ifade etmektedir. Daha sonra bu hava gücü, yeni uçak ve personelle takviye edilecektir. Yukarda ifade edildiği gibi düşman donanmasının emrinde, deniz uçakları da bulunuyordu. Bu u-çaklar da ancak durgun olduğu zamanlar denizden kalkabiliyorlar, ayrıca çok yükseğe çıkamadıkları için de top atışları veya tüfek kurşunlarına hedef oluyorlardı. (Resim 23)
    Bizim hava gücümüz ise ilk başlarda, savaşa giren 3 u-çaklı hava bölüğümüzden ibaret idi. Buna zaman zaman Al-manya’dan gelen uçaklar da dahil edilmişti. Eski uçaklardan oluşan bu üç uçaklı filomuz, gerçekten büyük bir fedakarlıkla görevlerini yapmışlardır. Çıkarmadan hemen önce, Ege adala-rında toplanan düşman kuvvetlerine karşı akınlar yapılmış, ha-vada karşılıklı çatışmalar yaşanmıştı.
    Düşman uçakları da zaman zaman mevzilerimize ve ik-mal gemilerimize saldırmışlar, bir çok zayiat verdirmeyi başarmışlardı.
    Her iki taraf, uçakları kullanmak suretiyle birbirlerinin askerlerine yönelik propaganda kağıtları atmışlardı.
    Uçağımızın birisine kendi askerlerimiz “Tek kuyruk” ismini takmışlardı. Tek kuyruğun havada dalaştığı bir düşman uçağını düşürmüş olduğunu, “Ayaşlı Ecir Bin Mustafa” nın hatıralarını okurken öğrenmiştik. Bu olay aslında tarihte ilk defa uçaklarımız tarafından bir düşman uçağının düşürülmesi hadi-sesidir. Tarihe bu şekilde geçen bu olayda, düşürülen uçak bir Fransız uçağıdır. Demek ki düşman filosunun içinde Fransız uçakları da bulunuyordu. Bu olayın tarihi 30 Kasım 1915’tir. Uçuş personelimiz ise, Üsteğmen Ali Rıza ve Orhan isminde bir subayımızdı.
    Düşman bir aralık Seddülbahir’in kuytu bir yerinde bir uçak pisti inşa eder. Bir müddet kullanılır. Türk topçusunun isabetli atışları karşısında, sonradan burası iptal edilir, Gökçeada’daki pist devreye sokulur. Ancak burada bir aldatmacaya girişirler:
    Bir uçak maketi yapılarak, Seddülbahir’deki pistin başına monte edilir. Bu maket artık Türklerin hedefi haline gelmiştir. Bir hafta boyunca 500 adet top mermisi bu iş için harcanır. Maket yerle bir edilir. 120
    Fransızların hava üssü ise Bozcaada’da faaliyettedir. Ba-zen Türk mevzilerine 10-15 uçak birden saldırdığı da olur.
    Çanakkale Boğazı’ndan geçmeye çalışan düşman deniz-altılarını, Türk topçusunun dikkatlerinden gizlemek için de, uçakların kullanıldığı olur. Tam denizaltı geçerken, kıyıdaki Türk topçularının üzerine dalışlar yapan uçaklar, böylece topçuların hava ile meşgul olmasını sağlamış olurlar.
    Ekim ayında düşmanın Gökçeada’da bulunan karargahına, Alman uçakları akınlar düzenlemişlerdi. Böylece hem bombardıman yapılmış, hem de çivi maniaları ve oklar atılarak as-kerlerin yaralanmalarına çalışılmıştır.
    Çanakkale’deki cephelerini boşaltmaya karar veren düşman, geceleri kuvvetlerini geri çekmeye başlar. Boşaltma işinin gizli olması şarttır. İşte bu gizliliği sağlamak için, cephelerinin üzerinde, Türk ve Alman uçaklarının dolaşmasına izin verme-mek gerekir. Bunun için de, çok sayıda uçaklarını havada tu-tarak devriye uçuşu yaptırmışlardır.
    İtilaf Devletleri tarafından, bilhassa gözetleme faaliyetlerinde kullanılmak üzere, çok sayıda balon da bölgeye geti-rilmişti. Balon uçurma ayrı bir teknik gerektirdiğinden, bunlar için özel gemiler mevcuttu. Hem taşınmaları, hem de uçurulmaları bu gemiler vasıtasıyla yapılıyordu. Düşmanın iki adet balon gemisi vardı. Bunların isimleri, Hector ve Canning idi.