Çanakkale Zaferi İle İlgili Kompozisyon Örnekleri

Konusu 'Cumhuriyet Tarihi' forumundadır ve Lavinia tarafından 10 Mart 2015 başlatılmıştır.

  1. 18 Mart Çanakkale Zaferiyle İlgili Kompozisyon

    Çanakkale Zaferi ile ilgili yazılmış birkaç kompozisyon örneğini konumuzun devamında okuyabilirsiniz.

    "Tarihimizin en hüzünlü zaferidir Çanakkale. Yokluklar içindeki bir milletin çağın en güçlü devlet ve silahlarına topyekün direnişinin gerçek bir destanıdır. Bu destanın her satırında insanlık onuru vardır. Bu onur, düşmana sadece silahlı mücadelede değil, verdiği insanlık dersi örnekleriyle de baş eğdiren aziz Mehmetçiklerimize aittir.

    Girdiği çatışmada yaraladığı düşman askerini canını tehlikeye atarak, sırtına alıp düşman siperlerine kadar götürme cesaretini gösteren Mehmetçik, düşmanın her bir rütbesindeki askerini kendisine hayran bırakacak kadar asil bir davranış sergileyerek, savaşın yalnızca öldürmekten ibaret olmadığını tüm dünyaya bir kez daha hatırlatmıştır.

    250 bin insanımızın şehadet mertebesine ulaştığı Çanakkale’de her yaştan insanımız gönüllü olarak savaşmış, kadınlar cephedekiler için çorap örmüş, mermi imalatında bile çalışmışlardır. Kısaca vatanın her bir ferdi kendisine yönelen bu vahşi akına elbirliğiyle dur demesini bilmiştir.

    Bu cephenin isimsiz kahramanları, vatanın her bir köşesinden Çanakkale’ye koşarken, asla geri dönmeyi düşünmemişler, Türklük onur ve haysiyetini en güzel şekilde korumakla üzerlerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmişlerdir. Onlar, Çanakkale Zaferi’ni elde etmekle, sadece bir zafer değil, Türk milletinin Anadolu’daki varlığının devamını da sağlamışlardır.

    Övgülerin en güzeline layık olan Çanakkale Şehitleri asla unutulmayacak, Türk milletinin kalbinde ebedi yaşayacaklardır. Ruhları şad olsun!"




    "Çanakkale ne bir destan ne de bir efsane O bir gerçek. İsimsiz kahramanların toprağı. Bucak bucak yurdun her köşesinde tek bir amaç uğrunda ölemeye gelenlerin vatanı. Bağımsızlığı atardamarı sayanların eşitliğe adalete aşıkların cenneti. Cumhuriyetimin altın anahtarı Çanakkale Çanakkale’m…

    Çanakkale bir anahtardın ya sen Türklerin istiklaline açılacak ya da düşmanın kolundan teslim olduracak. Ya özgürlüğü tattıracaktın yurduma ya da karartacaktın Dünyamızı büyük kara bulutlarla.

    Dünya savaşı kapımızı çalana kadar rahattı Gelibolu’n Arıburnu’n Anafarta’n. Rahattı Osmanlı rahattı padişah…Gelipte dayandı mı felaket bir atardamarın kadar yakın o zaman sineye çekildi Osmanlı sineye çekildi padişah. Gelibolu sessiz olacaklarda habersiz halkın tedirgin rahatsız…

    Ne zaman gemileri aldı Osmanlı ne zaman gemiler bombaladı Rusya’ yı ne zaman Osmanlı savaşa girdi işte o zaman torak uyandı ağaç uyandı gök uyandı halk uyandı. Hasta adam savaşa girdi. Şahlandırdı Atatürk özgürlüğün atını… Ama bilmiyordu daha dünya Türkler’in gücünü. Ata binipte kılıç kuşandıklarında nasıl şahlandıklarını yeri göğü inleten savaş alanlarını bağımsızlık aşklarını bilmiyorlardı. Bilmiyorlardı Türk’ ün yüzyıllık vatanını bu kadar kolay bırakmayacağını bilmiyorlardı ve Çanakkale’nin geçilmez olduğunu…

    18 Mart günü dayandığında kapıya yurdun her köşesi doğusu batısı kuzeyi güneyi bir oldu tek yürek tek can tek kılıç koştu Çanakkale’ye. İnsan için en önemli varlığı canıdır ya hani onlar o canı Çanakkale’ nin alacağını bile bile sadece tek düşünce “Vatan Sağ Olsun” diye gittiler. Damarında asil Türk kanı taşıyan hiçbir Türk Anadolu’ da kalmadı. Hepsi Çanakkale’ ye Mustafa Kemal’ in yanına bağımsız Türk Cumhuriyeti’nin kapısına koştular. Üniversiteler boşaldı ev bark boşaldı. Gelibolu Anafartalar Conkbayırı canlandı. Kurtarıcılarını gördükçe canladı. Toprağını havasını suyunu onlara adadı. Laleler açtı. Uzatıp boynunu kana çiçekleri hesaplayamadı bile metrekareye kaç mermi düştüğünü. Üzerine düştü tek tek Ali Ahmet Hasan Mehmet. İsterdiki laleler düşen bedenlere değil O yiğitlerin sevgili saçlarına takılsın… Karışmasın kokusu kan kokusuna…Mektuplarda dolaşsın.

    Yarım kaldı nameler söylenememiş sözler yarım kaldı. Duvaklar kalktı sandığa okul bahçeleri boşaldı. Tınmadılar. Özgürlüğün şiirini okuyacaktı koca vatan bir ağızdan.

    Kana doymayan topraklarda kağnılar ilerliyordu. Üzerinde yattı mermilerle bebeler yan yana. Anaların güçlü kollarında taşındılar. Yürekleri öyle güçlüydü ki anaların düşman değil onun ecdadı gelse ezilirdi altında bu yüreğin.

    Daha nice aslan dokundu savaşın kaderine. Nasıl da kaldırdı o topu gövdesiyle Seyit Onbaşı…Başının üstünde taşıdığı inanç Mehmetçiğin inancı topun ağırlığından baskındı.

    Düşman bilmiyordu nedenini. Anzak anlamıyordu kimlerle ve neden savaştığını şaşkındılar. Önce öğrendiler savaşta onuru Türklerden. öğrendiler aslında hayallerinin onlarla bir olduğunu. Bir sevgili bir yuva çocuklar belki. Hangi ülkede hangi dilde olursa olsun özlemler aynı türkülerdeki yakarışlar aynıydı. Yan yana yatan iki beden…Biri Anzak biri Türk ikisinin de yaşı on beş. İkisinin de sol göğsünde bir mektup yazılmış sevgiliye. Ucu kana bulanmış resmi. Biri Mary biri Ayşe.

    İşte böyle yazıldı. O ne bir destan ne bir şiir ne bir öyküydü…O bir inanç o bir gurur o bir haykırış bir çığlıktı…Uçurum kenarında yankılandı büyüdü büyüdü Çanakkale’den Ulusa Ulus’ tan tüm Cihan’ a haykırdı.

    “Ben Türk’üm. Onurum üstünde oturduğum topraktır. Dünya var oldukça gözlerde ışıklanan kalplerde şavkı istiklalin dudaklarımızda adı Mustafa Kemal’ in haykıracağım.” Ne mutlu bu millete ne mutlu Türk’üm diyene!…"