Çevremizdeki İnsanlar Nasıl Selamlaşırlar

Konusu 'Soru Bankası' forumundadır ve Nehir tarafından 29 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. Çevremizdeki İnsanlar Nasıl Selamlaşır

    Bir çok selamlama şekli vardır. Merhaba demek en çok gözlenedir.Müslümanlar ve çevremizdeki büyükler ise selamün aleyküm der

    Selamlaşma nasıl olur? İslamda selamlaşma neden çok önemlidir? Müslüman nasıl selamlaşmalıdır? El-kol sallamayla yada kaş-göz işaretiyle selamlaşma olurmu?

    Dinimizde selamlaşma neden önemlidir?

    Günümüzde insanımızın büyük çoğunluğu selamlaşma adabını bilmemektedir. Kimileri hiç selamlaşmazken, kimileride her yerde selamlaşmaya çalışıyor. Konunun mahiyeti tam olarak bilinmediğinden farklı uygulamalar ortaya çıkıyor.

    Peygamberimiz (s.a.) dinimizi açıklarken bunu yalnız söz ile değil, bizzat uygulayarak da yapmış, bazı eski (şirk/cahiliye devrine ait) adetleri ve uygulamaları da değiştirmiştir. Bunlar arasında selamlaşma şekli ve âdâbı da vardır.

    Hadislerde anlatılan selamlaşmanın günümüzde uygulanması konusunda bazı sıkıntılar dile getirilmektedir. Mesela "Tanıyın tanımayın herkese selam verin" gibi emirleri üniversite bahçesinde, kalabalık caddelerde nasıl uygulayacağız diye soruluyor.
    Konu ile ilgili bir âyetin meali şöyledir:

    "Size bir selâm verildiğinde ya daha güzeli ile veya dengi ile cevap verin. Allah her şeyin hesabını eksiksiz bilmektedir." (Nisa: 4/86.)

    Müminler karşılaştıklarında selâmlaşacak, karşılıklı olarak iyi dilekte bulunacaklardır. Her kültürde selâmlaşma âdeti ve bu âdetin gerektirdiği usul ve âdâb vardır. Bu münasebetle Müslümanlar arasında selâmlaşmanın nasıl olması gerektiği konusuna Kur'an'da da yer verilmiştir.

    Yukarıdaki âyet mealinde "Selâm" diye tercüme edilen tahiyye, hayat kelimesiyle aynı kökten olup lügat mânası itibariyle "sağlık, uzun ömür dilemek" demektir. Tefsirciler buradaki tahiyye buyruğunu üç şekilde açıklamışlardır:

    a) Hapşıranın "elhamdülillâh" demesi ile başlayan karşılıklı dualar;
    b) Hediye verene hediye ile mukabele;
    c) Selâm verip almak. Tahiyye kelimesi daha ziyade bu üçüncü mânada kullanılmıştır. (Ayrıca bk. Nûr 24/ 27, 61).

    Câhiliye devrinde de çeşitli sözlerle selâmlaşma yapılır, ama selâmlaşmada köleliğin ve sınıf farkının izleri görülürdü. Selâm vermek mecburiyetinde olanlar, verirken birtakım kayıtlara bağlı bulunanlar "köleler, zayıflar ve garipler" olurdu. İslâm dini getirdiği eşitlik ve fazilet anlayışına uygun olarak bir selâmlaşma âdâbı oluşturdu.

    Sünnet ve örf selamın verilişini "esselâmü aleyküm" veya "selâmün aleyküm", olarak belirledi. Selamın alınışını da "aleykümüsselâm, aleykümselâm, ve aleykümüsselâm ve rahmetullahi ve berekâtüh" şeklinde belirledi.

    Selâmlaşma Müslümanlar arasında bir ülfet, kaynaşma, sevgi aracıdır, barış ve dayanışma içinde olma işaretidir. Selâm verip alanlar birbirlerine Allah'tan "iyilik, esenlik, rahmet, bereket" dilemektedirler. Bu sebeple selâmlaşma Kur'an'da ve Sünnet'te teşvik edilmiş, âlimler tarafından hükmü ve âdâbı üzerine kafa yorulmuş, aşağıdakine benzer açıklamalar yapılmıştır:

    Bir Müslümanın bir veya daha fazla Müslümanla karşılaştığı, bir araya geldiği zaman selâm vermesi sünnettir, bu selâmı birisi verince diğerlerinin onu alması farzdır. Bir kişinin verdiği selâmı topluluktan birinin almasıyla vazifenin yerine gelmiş olup olmayacağı konusu tartışılmıştır. Ebû Hanîfe'ye göre topluluktan her birinin selâmı alması gerekir. Gayr-i müslimlere de müminlere verilen selâmın verilebileceğini ileri süren âlimler bulunmasına rağmen ekseriyete göre onlara bir mümin böyle selâm vermez, onlar verirlerse "ve aleyküm" (size de olsun) şeklinde mukabele edilir.