Çok Partili Hayata Geçiş Denemeleri

Konusu 'Cumhuriyet Tarihi' forumundadır ve Eylem tarafından 5 Ağustos 2016 başlatılmıştır.

  1. Eylem

    Eylem Süper moderatör Yönetici

    Çok Partili Hayata Geçiş Denemeleri

    23 Nisan 1920’de açılan TBMM’nin, çalışmalara başlamasından sonra siyasi parti kurulması söz konusu olmamıştı. İlk Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri farklı görüşlere sahip olsalar da bir süre için siyasi düşünce ve görüşlerini bir tarafa bırakmışlardı. Milli Mücadele’nin kazanılması ve cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra, cumhuriyet rejiminin işlemesine en uygun ortamın demokrasi ortamı olacağı kararına varılmıştı.

    Mustafa Kemal, zaman zaman demokrasiye elverişli ortamın oluşup oluşmadığını anlamaya çalışmış ve çok partili hayata geçiş denemeleri yapmıştır. Demokratik sistemlerde hükümet, meclisteki muhalefet tarafından denetlendiği için, Mustafa Kemal’de çok partili hayata bu yüzden geçmek istiyordu. Ancak yapılan çok partili rejim denemelerinin istenilen sonucu vermemesi ortamın henüz uygun olmadığını göstermiştir.

    Mustafa Kemal’in düşüncelerine karşı olarak kurulan her muhalefet partisi eskiye dönme çabaları içerisine girmiştir. Bu durum, Milli Egemenliğin tehlikeye girmesine sebep olacağından parti kurma çalışmalarına uygun ortam oluşana kadar ara verilmiştir.

    Ülkenin daha iyi yönetilmesi için siyasi partilerin yarış içerisinde olması gerektiğine inanan Mustafa Kemal’in, çok partili döneme geçiş konusundaki uygulamaları ve sonuçları:

    1-Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Kurulması

    Milli Mücadele’nin kazanılmasından sonra Saltanatın kaldırılması ile birlikte Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüş ayrılıkları giderek artmaya başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa, Türkiye’yi çağdaş bir yapıya kavuşturmanın bu meclisle mümkün olmayacağını anlamıştı. Aslında Meclis’teki gruplaşmalar daha önce başlamış; Mustafa Kemal Paşa gruplar üstü bir politika izlemişti. Ancak gelişen olaylar karşısında bu politikadan vazgeçerek, 1921 yılı baharında Meclis içinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu’nu oluşturdu. 10 Mayıs 1921’de Mustafa Kemal’in başkanlığında toplanan bu gruba Birinci Grup denildi. Birinci Grup’un oluşturulmasının ardından bazı milletvekilleri bir süre dağınık ve grupsuz bir şekilde çalışmalarını sürdürdüler. Bu milletvekilleri 1921 yılının sonlarına doğru bir araya gelerek ikinci grubu oluşturdular. Bu grupların oluşturulması TBMM’nin daha demokratik bir ortam içerisine girmesini sağlamıştır.

    Yapacağı devrimleri bir parti kanalıyla gerçekleştirmek isteyen Mustafa Kemal, 6 Aralık 1922’de Halk Fırkası adında bir parti kuracağını basına açıkladı. 1 Nisan 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin yenilenmesi kararını aldı. 8 Nisan 1923’te kurulacak partinin çalışma ilkeleri belirlenerek şu esaslar kabul edildi;

    -Egemenlik milletindir.

    -Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üstünde hiçbir kuvvet yoktur.

    -Bütün kanunların yapılmasında ve uygulamasında milli egemenlik esasları içinde çalışılacaktır.

    -Saltanatın kaldırılması hakkındaki karar, değişmez ilkedir.

    Ayrıca parti çalışma programında, kanunların düzeltilmesi, demir yollarının çoğaltılması, Aşar vergisinin kaldırılması, askerlik süresinin indirilmesi gibi önemli sorunların giderilmesi hususunda çözüm yolları öneriliyordu.

    Türk ordularının İzmir’e giriş günü olan 9 Eylül tarihi, kurulacak partinin kuruluş tarihi olarak kararlaştırıldı ve 9 Eylül 1923’te Halk Fırkası kuruldu. Partinin Genel Başkanlığına Gazi Mustafa Kemal Paşa seçildi. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin tüm şubeleri Halk Fırkası’na bağlandı. 10 Kasım 1924’te partinin başına “Cumhuriyet” kelimesi eklenerek parti, Cumhuriyet Halk Fırkası adını aldı.

    1931 yılında parti kurultayında, cumhuriyetçilik, milliyetçilik, laiklik, devletçilik, halkçılık ve inkılapçılık ilkeleri ana ilkeler olarak kabul edildi. Bu ilkeler, 1937’de yapılan değişiklikle Anayasa’ya konularak Türk Devleti’nin temel ilkeleri olarak benimsendi.

    Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet Halk Fırkası’nı hangi amaçla kurmuştur?

    Mustafa Kemal Paşa, bu partiyi herhangi bir topluluğun yada düşüncenin değil, bütün halkın partisi olması düşüncesiyle kurmuştur.

    Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Türk siyasi ve devlet hayatındaki yeri;

    Bu partinin Türk siyasi ve devlet hayatındaki en önemli yeri, inkılâplara öncülük etmesidir.

    2-Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Şeyh Sait Ayaklanması

    Kurtuluş Savaşı boyunca ülkeyi işgalden kurtarmak için birlik içerisinde çalışan bazı komutanlar ve milletvekilleri arasında, savaş sonrası devlet ve toplumun alacağı şekil konusunda görüş ve düşünce ayrılığı çıkmaya başlamıştı. Saltanatın kaldırılması ve cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra bu düşünce ayrılığı daha da belirginleşti.

    Halk Fırkası içinde başlayan muhalefet hareketinde en çok devletçilik ve inkılâpçılık ilkelerinin uygulanma şekline karşı çıkılıyordu. Yapılan bazı inkılâpların uygulanma şeklini benimsemeyen Rauf Bey, Refet Bey, Adnan Bey, Ali Fuat Paşa ve Kazım Karabekir Paşa gibi Kurtuluş Savaşı’nın lider kadrosu, Halk Fırkası ile anlaşmazlığa düştüler. Böylece yeni bir parti kurma çalışmalarına başladılar.

    Halk Fırkası’ndan ayrılan milletvekilleri ile ordudaki görevlerinden ayrılan milletvekilleri 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adıyla bir parti kurdular. Partinin genel başkanlığına Kazım Karabekir Paşa, başkan vekillerine Dr. Adnan (Adıvar) Bey ile Rauf (Orbay) Bey, genel sekreterliğine Ali Fuat (Cebesoy) Paşa seçildiler. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, liberal ve demokrat bir parti olarak;

    -Dini düşünce ve inançlara saygılı olduklarını

    -Cumhurbaşkanı olan kişinin milletvekilliğinin kaldırılacağını,

    -Serbest ekonomi politikası izleyeceklerini,

    -Yerinden yönetimin uygulanacağını,

    -Hükümete ait çiftliklerle arazilerin topraksız köylülere verileceğini, parti programına almışlardı.

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurucularının, yapılacak olan inkılaplara bağlı kalacaklarını belirtmiş olmalarına rağmen, cumhuriyet karşıtlarının partiye girmeleri engellenemedi. Partinin ilk şubesi Urfa’da açıldı.

    Partinin, dini düşünce ve inançlara saygılı olduklarını vurgulamasındaki amaç;

    Halkın dini duygularına hitap ederek bu sayede tabanını genişletmek ve kısa zamanda iktidarı ele geçirmekti.

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın siyasi amaçla dini inançları kullanmasının sonuçları;

    Cumhuriyete ve inkılâplara karşı olanlar, kısa sürede bu parti içinde toplandılar. Parti, Meclis’teki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na mensup milletvekillerinin yaptıkları konuşmalar ve basından aldığı destek ile yeniliklerin ve ülke bütünlüğünün tehlikeye düşmesine neden oldu. Ardından, partiyi bölücülük yolunda kullanmaya ve isyan düşüncesini yaymaya başlayan İngiliz ajanlarının kışkırtmaları sonucu Şeyh Sait Ayaklanması patlak verdi.

    Şeyh Sait Ayaklanması;

    Şeyh Sait Ayaklanması, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni tehdit eden büyük bir isyan hareketidir.

    İngilizler, zengin petrol yataklarına sahip olan Musul’un her ne pahasına olursa olsun Türkiye’nin eline geçmesini istemiyorlardı. İlk olarak gizli ajanları ile Doğu Anadolu’da halkı kışkırtıcı faaliyetlere yöneldiler. Amaçları, Musul ile Türkiye arasında yeni bir devlet kurdurarak Türkiye ile Musul’un bağlantısını kesmekti.


    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na sızan ajanlar, bu partiyi bölücülük yolunda kullanmaya ve isyan düşüncesini yaymaya başladılar. Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’nde dini etkinliği olan Şeyh Sait, İngilizlerden para ve silah yardımı görüyordu. Şeyh Sait bir yandan da “Din elden gidiyor” propagandası yaparak, bölücü faaliyetlerde bulunuyordu.

    İngiltere’nin kendi çıkarları için yaptıkları çalışmalar sonucunda, 13 Şubat 1925’te Şeyh Sait Ayaklanması çıktı. Kısa sürede genişleyen ayaklanmanın bastırılmasında başarılı olamayan hükümet istifa etmek zorunda kaldı. Bunun üzerine İsmet (İnönü) Paşa yeniden başbakanlığa getirildi. Ordu birliklerinin bir kısmı bu bölgeye kaydırıldı. Bölgede sıkıyönetim ilan edildi. Yeni kurulan hükümet, isyan karşısında şu tedbirleri aldı;

    1-Bölgede seferberlik ilan edildi. Adana bölgesinden bir kolordu isyan bölgesine gönderildi.

    2-Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarıldı (Huzur ve Güvenliği Sağlama Kanunu) (4 Mart 1925).

    3-Aynı kanunla biri Ankara’da, diğeri isyan bölgesinde olmak üzere iki İstiklal Mahkemesi’nin kurulması kararlaştırıldı (17 Mart 1925).

    Alınan önlemler sonucu ayaklanma 15 Nisan’da tamamen bastırıldı. Bu kanun iki yıl yürürlükte kaldı.

    Şeyh Sait Ayaklanması’nın sonuçları;

    -Şeyh Sait başta olmak üzere, isyancıların ileri gelenleri İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanarak idam cezasına çarptırıldılar.

    -Halkın dini duygularını politik amaçlarına alet ederek Şeyh Sait Ayaklanması’nda etkin rolü olduğu tespit edilen Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ da 5 Haziran 1925’te kapatıldı.

    3-Mustafa Kemal’e Suikast Girişimi

    Terakkiperver (İlerici) Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasının ardından, Atatürk’e ve yeniliklere karşı olanlarla, eski ittihatçılar, siyasi yolla ulaşamadıkları amaçlarını silahla gerçekleştirmek istediler. Bu muhaliflere göre yeni rejim Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in kişiliği ile bütünleşmişti. Onu öldürmekle rejime istedikleri şekli verebilirlerdi. Bu düşüncelerini Gazi Mustafa Kemal’in İzmir’i ziyareti sırasında gerçekleştirmeye karar verdiler. Bu suikastta görevli kişiler suikastı gerçekleştirdikten sonra, Giritli Şevki adında bir motorcunun yardımı ile bir Yunan adasına kaçacaklardı.

    Mustafa Kemal Paşa’nın 15 Haziran’da İzmir’e yapacağı ziyaretinde geçiş yapacağı yol güzergâhı üzerinde hain planlarını gerçekleştirmek için kendilerine uygun bir yer seçtiler. Ancak, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın İzmir’e gelmesinin bir gün gecikmesi üzerine Giritli Şevki telaşlanarak 15 Haziran günü durumu İzmir Valisi Kazım Paşa’ya bildirdi. Harekete geçen güvenlik kuvvetleri suikastçıları şuç araçlarıyla birlikte ele geçirdi.

    Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya yapılmak istenen bu haince davranış, yurdun her yerinde büyük yankı uyandırdı. Halk, çektiği telgraflarla Mustafa Kemal Paşa’ya sevgi ve bağlılığını dile getirdi.

    16 Haziran 1926 günü İzmir’e gelen Gazi Mustafa Kemal, büyük bir coşku içerisinde karşılandı. Halkın bu içten sevgisi karşısında duygulanarak Türk milletine hitaben şu konuşmayı yaptı: “Alçak girişimin benim kişiliğimden çok, kutsal cumhuriyetimize ve onun dayandığı yüksek ilkelerimize yönelik bulunduğuna şüphe yoktur. Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır”

    Suikast girişimini hazırlayanlar ve bu girişimin içinde olanlar, İzmir ve Ankara’da kurulan İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanarak gerekli cezaya çarptırıldılar.

    4-Serbest Cumhuriyet Fırkası ve Menemen Olayı

    Serbest Cumhuriyet Fırkası

    1925 yılında çok partili sisteme geçiş için yapılan ilk deneme, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılışı ile sona ermişti. İkinci Büyük Millet Meclisi’nin aldığı kararla 1927 yılının Eylül ayında yeni seçimler yapıldı. Seçimlere Cumhuriyet Halk Fırkası tek parti olarak katıldı. Oluşan üçüncü Büyük Millet Meclisi’nde bazı milletvekilleri bir süre sonra hükümetin ekonomik kararlarını ve uygulamalarını eleştirmeye başladılar. Bu arada 1929 yılındaki dünyada baş gösteren ekonomik bunalımdan, Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi de etkilendi.

    Cumhuriyet Halk Fırkası’na alternatif oluşturacak ve ona dinamizm kazandıracak yeni bir parti ihtiyacı ortaya çıktı. Mustafa Kemal Paşa’da zaten, hükümetin denetlenmesi ve çok partili sisteme geçiş için yeni bir siyasi partinin kurulması gerektiği düşüncesindeydi. Eski arkadaşlarından, deneyimli devlet adamı ve Paris Büyükelçisi Fethi (Okyar) Bey’den yeni bir siyasi parti kurmasını istedi. Ayrıca Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan bazı milletvekillerinin de yeni partiye katılmalarını önerdi. Fethi Bey bu isteği olumlu karşıladı. Kız kardeşi Makbule Atadan’ da yeni kurulacak partide görev alanlar arasındaydı. Mustafa Kemal Paşa, kurulacak partinin programına karışmamakla birlikte kurucularından, Cumhuriyet’e ve yapılan inkılâplara bağlı kalınmasını istedi.

    12 Ağustos 1930’da Fethi (Okyar) Bey’in başkanlığında Serbest Cumhuriyet Fırkası adıyla yeni bir parti kuruldu. Partinin programına göre;

    -Parti, Cumhuriyetçi ve milliyetçi esaslara bağlı kalacak,

    -Seçimler tek dereceli yapılacak,

    -Kadınların siyasi haklara kavuşması sağlanacak,

    -Paranın değerini koruyacak tedbirler alınacak,

    -Vergiler halkın gücüne göre belirlenecek,

    -Yabancı sermayenin ülkeye girmesi sağlanacak,

    -Vatandaşın gücünün yetmediği yerde, devletin gücünden yararlanılacak,

    -Limanlardaki tekelci uygulamalar kaldırılacak,

    -Teşvik-i Sanayi Kanunu tümüyle uygulanacaktı.

    Mustafa Kemal Paşa, partinin kuruluşuna her türlü kolaylığı sağladı ve Cumhuriyet Halk Fırkası ile Serbest Cumhuriyet Fırkası arasında tarafsız kalacağına da söz verdi.

    Partinin kurucuları, gerçekten cumhuriyete bağlı ve laik düşünceden yana olan kişilerdi. Ancak, parti teşkilatlanmaya başladıkça cumhuriyete ve laik düşünceye karşı olanlarda bu partinin yerel örgütlerinde görev almaya başladılar. Bu kişilerin oluşturduğu hava, parti başkanı ve yöneticileri tarafından tüm çabalara rağmen bir türlü dağıtılamadı. Bunun üzerine Fethi Bey ve kurucular, durumun giderek kontrolden çıkması üzerine 17 Kasım1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kapattılar.

    Menemen Olayı

    Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasından sonra, Cumhuriyete karşı olanlar 23 Aralık 1930’da Menemen Olayı’nı çıkardılar.

    Derviş Mehmet adında biri, çevresine topladığı kişilerle Menemen’de halkın dini duygularını istismar ederek bir ayaklanma çıkardı. Kendilerine katılan kalabalıkla birlikte hükümet konağına doğru yürüyüşe geçtiler. Bu hareketi önlemeye çalışan Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay emrindeki askerlerle toplanan kalabalığı iyi niyetle dağıtmak istedi. İsyancıların dağılmamakta ısrar etmeleri üzerine, eğitim mermileri ile doldurulmuş silahlar taşıyan askerlerine isyancıları korkutmak amacıyla ateş emri verdi. Fakat isyancılar Kubilay’ın üzerine hücum ederek onu ve olaya müdahale etmek isteyen iki bekçiyi şehit ettiler.


    Olayın haber alınması üzerine Menemen’e gelen askeri birlikler duruma hakim oldular. Olayın bölgesel bir nitelik taşımadığı, Derviş Mehmet adlı kişi tarafından organize edilmiş bir şebekenin işi olduğu anlaşıldı. Suçlular yakalanarak askeri mahkeme tarafından yargılandılar. Cumhuriyet ve yenilik düşmanları mahkemenin verdiği kararla idam edildiler.

    Mustafa Kemal Paşa, Menemen Olayı’nı bir yurt gezisinde iken Edirne’de öğrendi. Kısa zamanda tedbir alınmasını isteyerek, Kubilay’ın uğradığı saldırıyı Cumhuriyetin temellerine karşı bir hareket olarak gördüğünü belirtti. Orduya gönderdiği başsağlığı mektubunda, “Büyük Türk ordusunun genç subay ve Cumhuriyetin öğretmenler topluluğunun değerli üyesi Kubilay’ın temiz kanı ile Cumhuriyet, yaşama yeteneğini tazelemiş ve güçlendirmiş olacaktır.” dedi.

    Çok Partili Hayata Geçiş Denemelerinin Sonuçları

    Çok partili hayata geçiş denemeleri Şeyh Sait Ayaklanması ve Menemen Olayı ile olumsuz sonuçlanmıştır.

    Atatürk, iki parti denemelerinin de başarısız sonuçlar verdiğini görünce, demokratik yaşam ortamının henüz oluşmadığını anladı. İnkılâpların yerleşmesi ve kökleşmesi için ülkenin bir süre daha tek parti ile yönetilmesi zorunlu görüldü.

    Türk milleti çok partili sisteme 1945 yılından sonra kavuştu.