Cumhuriyet Öğretmenlerine...

Konusu 'Güncel bilgiler' forumundadır ve Elif tarafından 16 Eylül 2013 başlatılmıştır.

  1. Elif

    Elif Yönetici Admin

    Cumhuriyet Öğretmenlerine...


    Yıl 1953..
    Bir dağ köyü, rakım 1450...
    Geldi Muallim Eşref Çakmak, başladı A-B-C... Demek için...
    Teslim etti Baba İbram ile Zarif Ana Oğulcanı Muallime...
    ''Eti senin kemiği benim'', ''Ne lazımsa yap Mullaim Beg'' dediler...

    İşte bu tek ifade bile öğretmenin değerini, kutsallığını ulaşılmaz bir değer olduğunu yansıtıyordu… Cahil bir anne baba, ama sağduyusuyla çok okumuş diplomalı cahilden daha ileri görüşlü, daha feraset sahibi, daha cumhuriyetçi ve çağdaş…
    “Eğer mümkün olsaydı da Tanrı yere inip meslek seçseydi, mutlaka öğretmenliği seçerdi” derdi Eşref öğretmen…
    Evladının etini öğretmene, kemiğini kendine bırakan bir ana baba, bir güvenin ötesi teslimiyet ruhu ve algısı…
    Bu ifade, bu tavır, bu algı öğretmene-öğretmenlik mesleğine verilen değerin, inancın, güvenin ifadesiydi...

    Onun içindir ki “Tanrı Mesleği” denilirdi öğretmenlik mesleğine; onun için öğretmen Eşref’e teslim edilen et ve kemiğe canlılk ruhu aşılanacağına inanç tamdı…
    Hayat iksiri kanın ötesinde manevi iksir olan sevgi, saygı, milli ve manevi bilinç, vefa gibi insani değerleri veriyordu, aşılıyordu…

    Saygıyı, sevgiyi, edebi ve adabı içeren bir hamurla yoğuruyordu bu et ve kemiği… Onun içine bilgi hazinelerini yerleştirip eğitimli insan yapıyor, yetiştiriyor ve topluma hediye ediyordu öğretmen…
    Kendisi bir mum olup eriyordu ama ışık veriyordu çevresine...
    Nereden geliyordu öğretmen Eşref Çakmak?
    Akçadağ Köy Enstitüsünden…
    Bilgi, bilinç ve kişilikle yaetişmişti oradan…
    Vatan, bayrak, cumhuriyet, hürriyet diyordu…
    Mustafa Kemal Atatürk diyordu, çağdaşlık diyordu, iyi öğretmen, iyi öğrenci, iyi eğitim, başarı diyordu… Köylüyü köyden kalkındırmak, eğitmek gerek diyordu…
    Çünkü O, Cumhuriyet Öğretmeniydi öğretmen Eşref…

    Prof. Dr.Ramazan Demir
    [​IMG]