Cüneydi Bağdadi Hazretleri Kimdir

Konusu 'Hayat hikayeleri' forumundadır ve Yavuz tarafından 22 Temmuz 2012 başlatılmıştır.

  1. Cüneydi Bağdadi Hazretleri Kimdir Hayatı

    CÜNEYDİ BAĞDADİ HAZRETLERİ


    Cüneyd-i Bağdadi, miladi 822 hicri 207 tarihinde Nehavend’de dünyaya gelmiştir. Künyesi Ebü’l-Kasım olup, Seyyid-üt-Taife diye de anılmaktadır. Babasının adı Muhammed el-Kavariri’dir.

    Kendisi yedi yaşlarında medresede okuduğu yıllarda bir akşam eve döndüğünde babasının ağladığını gördü. Babasının bu hüzünlü halinden etkilenerek neden ağladığını sordu. Babası : “Zekât malından dayın Sırrı Sekati’ye bir miktar gümüş para gönderdim, kabul etmemiş geri göndermiş. Ben bütün ömrümü Allah (cc) dostlarının önem vermediği tenezzül etmediği dünya malı için harcamışım ona yanıyor ona ağlıyorum” diyerek ağlamaya devam etti. Cüneyd-i Bağdadi babasını bir nebze rahatlatmak için “ babacığım ver birde ben götüreyim, belki benden kabul eder” dedi. Gümüş paraları alarak dayısının evine gitti. Kapıyı çalınca dayısı içeriden kim o diyerek seslendi. “Ben Cüneyd’im dayıcığım, Kapıyı açta babamın zekât olarak gönderdiği şu gümüş paraları kabul et. Babam bunları almadığın için çok müteessir oldu” deyince dayısı ihtiyacı olmadığını başka ihtiyaç sahiplerine verilmesini ve eve dönmesini istedi. Cüneyd-i Bağdadi bunun üzerine “ Adaleti ile babamı zengin kılan, senide ihsanı ile seçiminde özgür bırakan Allah (cc) için aç kapıyı da al bu zekât malını.” Bu sözlerden etkilenen dayısı yeğeninin meramını iyice anlamak için kapıyı açarak “ bu sözlerle ne demek istiyorsun? “ dedi. “ Babamı zengin kılarak zekât vermesini emretmiştir. Senide fakir bırakarak zekâtı alıp almamakta muhayyer kılmıştır” dedi. Bu sözlerin ezberletilmiş laflar olmadığını ve yeğeninde cevher olduğunu anlayarak “ gümüşlerden önce seni kabul ettim “ demiştir. O günden sonra Cüneyd-i Bağdadi dayısının yanında kalmış ve onun en kaliteli öğrencilerinden olmuştur. Birçok ilmi dayısından öğrenip tasavvufi konularda da kendisini geliştirmiştir. Dersin haricinde sürekli zikirle meşgul olur ve takvasına çok önem verirdi. Ayrıca, İmam Şafi’nin talebelerinden Ebu Sevr, Harisi Muhasibi, Muhammed Kassab ve başka devrin âlimlerinden dersler almıştır.
    [​IMG]
    Kendisi tasavvuf yolunda olduğu halde ulema elbisesi giyerdi. Neden ehli tasavvuf gibi giyinmiyorsunuz diye soranlara, eğer yamalı elbise ve hırka giymekle iş bitseydi kendime demirden elbise yaptırırdım, fakat itibar yanık kalbedir derdi. Bir gece uyumak istiyor uyuyamıyordu, kalkıp oturmak istiyor oturamıyordu. Dışarı çıktığında kapının önünde elbisesine bürünerek yatan birini gördü. Cüneyd-i Bağdadiyi gören adam “ beni neden bu kadar beklettiniz efendim “ dedi. Gece geç vakitte geldiniz sizden haberdar olamadım dedi. O kimse “ kalplere hareket veren Allah (cc) dan senin kalbine beni düşürmesini diledim “ dedi. Cüneyd-i Bağdadi ne istiyorsun diye sorunca, “ nefsin hastalıklarına ilaç yok mu dur “ dedi. Nefsin hastalıklarına ilaç onun istek ve arzularına muhalefet etmektir diye cevapladı Cüneyd-i Bağdadi. Adam kendi kendine ey ahmak adam bunu ben sana kaç kere söyledim. Ama sen Cüneyd’den duymayınca inanmadın diyerek kalkıp gitti. Cüneyd-i Bağdadi Hacc vazifesini yaparken bir berbere uğradı. Berber zengin ve gösterişli bir adamı tıraş ediyordu. Cüneyd-i Bağdadi selam vererek Allah rızası için benimde saçlarımı da düzeltir misin dedi. Berber hemen tıraş ettiği adama efendi müsaade et, Allah rızası için bir şey istendi mi bütün işler bırakılır ve ona bakılır dedi. Cüneyd-i Bağdadi’yi tıraş ettikten sonrada cebine biraz para koyarak ihtiyacın olur yolda kalmayasın dedi. Fakat bir müddet sonra Basra’dan beklediği parası geldi. Berbere parasını geri götürdü ve tıraş parasını almasını istedi. Berber kendisinden hiçbir parayı kabul etmeyip, benim Allah rızası için yaptığım işi dünyalıkla değişmemi mi istiyorsun diyerek kızdı. Cüneyd-i Bağdadi ihlas konusu açıldı mı hep bu örneği anlatırdı.

    Bir adam Cüneyd-i Bağdadi’ye “gözümü yabancı kadınlara bakmaktan nasıl koruyabilirim “ diye sordu. Bir kadının haram olan yerini gördüğün zaman, Allah’ın (cc) seni, senin o kadını görmenden daha yakın gördüğünü bilmelisin dedi. Sırrı Sakiti’ye derecesi hocasından yüksek talebe var mıdır diye soranlara, evet Cüneyd’in derecesi benden yüksektir derdi. Cüneyd-i Bağdadi’nin öğrencilerinden birisi iyilik ve fazilet yönünden diğerlerinden üstündü. Sonradan gelmesine rağmen diğer talebeleri geçmişti ve hocasının teveccühünü kazanmıştı. Diğer talebeler bu durumu kıskanıyorlardı. Bunu fark eden Cüneyd-i Bağdadi her talebesinin eline kuş vererek kimsenin görmediği gizli bir yerde bunu boğazlayıp gelin dedi. Bütün talebeler gizlice kimse görmeden kesip geldikleri halde sadece o talebe kuşunu kesmeden çıkıp geldi. Neden onu kesmedin gizli bir yer bulamadın mı diye sorduklarında, çok gizli yerler vardı ama Allah’ın (cc) görmediği hiçbir kuytu köşe bulamadım dedi. Cüneyd-i Bağdadi arkadaşınızın farkını gördünüz mü, artık onu kıskanmayın diyerek aralarını buldu. Bir zaman sonra talebelerinden başka birisi, şeytanın vesvesesine kapılarak ben artık kemale erdim derslere katılmama gerek yok diyerek evine çekildi. Rüyasında cennet gibi yerler görüyor yemekler yediğini görüyordu. Bu hal çok hoşuna gitti, doğru yaptığını zannetti. Arkadaşlarına gördüğü rüyaları anlatıyor, halini övüyordu. Talebelerde durumu Cüneyd-i Bağdadi’ye anlattılar. Bu duruma çok üzülerek yanına gitti. Eski talebesine gördüğün rüyada sana yemek sunuldu mu üç defa La havle ve la kuvvet ayeti kerimesini oku dedi. Talebesi bir gece aynı rüyada yemekler sunulunca hocasının sözünü hatırladı ve ayetleri okudu. O anda bütün zevkler kendisinden gitti ve yemeklerin pislikten ibaret bulunduğu yerin de çöplük olduğunu gördü. Uykudan uyanınca hemen medreseye koştu pişman olduğunu ve kendisini kabul etmesini istedi. Cüneyd-i Bağdadi sohbetlere devam et ve derslerini aksatma. Herkese bir yol gösterici mürşid lazımdır. Yoksa şeytan bizi yalnız başımıza gafil avlayabilir diyerek talebesini kabul etti.

    Cüneyd-i Bağdadi bir yolculuğu sırasında Kufe’ye uğradı ve şehrin ileri gelenlerinden birisinin sarayını gördü. Saray çok gösterişliydi, kapısında hizmetçiler vardı ve penceresinden biri “ ey saray sana hüzün gam keder girmez, sen konakların en güzelisin, senin içindekilerine hiçbir zarar ulaşamaz” manasında şiirler okuyordu. Aradan bir zaman geçmişti ki, Cüneyd-i Bağdadi’nin yine Kufe’ye yolu düştü. O sarayı merak ediyordu. Saraya geldiğinde yıkılmış ve harap olmuş gördü. Oradakilerden birine sarayın halini sordu. Sahiplerinin yakın bir zamanda öldüğünü sonrada sarayın bakımsızlıktan bu hale geldiğini, dünyaya rağbet edip ona iyilik edenlere dünyanın kötülük ettiğini söyledi. Adamın bu sözleri Cüneyd-i Bağdadi’ye çok tesir etti.

    Cüneyd-i Bağdadi son zamanlarına kadar sohbet ve derslere devam etti. Yaşlanıp iyice hastalanmıştı. Vefatından önce Ebu Muhammed Cerir yanında bekliyordu. Cüneyd-i Bağdadi hiç durmadan kur’an-ı kerim okuyordu. Ebu Muhammed Cerir “efendim zaten çok halsizsiniz, kendinizi falza yormasınız” dedi. Ona “ey Ebu Muhammed, şu anda bunlara benden daha çok ihtiyacı olan kimdir” dedi. Cüneyd-i Bağdadi vefatından önce çok üzgün bir halde zikir ve ibadete çok gayret etmeye çalışıyordu. Bu halini gören talebeleri efendim biz sizin şefaatinizi umarken bu kaygılı haliniz yüreğimizi parçalıyor dediler. Bunlara cevaben “ ey dostlarım. Ben yetmiş senelik ibadetimi, amelimi ve size hocalık yapmakla kazandıklarımın hepsini bir kıl ile asılı tüy gibi görüyorum. Öyle ki bir esinti hepsini alıp götürecek. Allah’tan başkasına güvenmeyin diyerek zikirle kur’an ile gayret halinde miladi 911 hicri 298 yılında 91 yaşında vefat etmiştir.

    Hayatın gerçeklerini anlamış bu mümtaz şahsiyetler, neyin değerli olduğunu tespit edip yatırımlarını ona göre yapmışlardır. Bize bilmediklerimizi öğreten Cenabı Allah değer yargılarımızı İslam’a göre ayarlamamızı istiyor. Allah (cc) hayatını boşa harcayanlardan eylemesin. Yaptığımız amelleri rızasına layık kılsında, boşa çıkarmasın