Dil ve Düşünce İlişkisi Nedir

Konusu 'Bilgi Zemini' forumundadır ve Ayaz tarafından 4 Nisan 2013 başlatılmıştır.

  1. Dil ve Düşünce İlişkisi Kısaca

    İnsanları diğer canlılardan ayıran özelliklerden biri de düşünme yetisine sahip olmalarıdır. Bilinçli olarak gerçekleştirilen fikir uğraşısı olan düşünce dille ifade edilir. Dil böylece düşüncenin aktarıcısıdır. Düşünce aktarımı dil dışında başka araçlarla da gerçekleşir: resim, müzik, heykel, davranış vb. Ancak dil, bunlar arasında en işlevsel olanı, insan zihnine en fazla hareket alanı bırakanıdır. Dil dışında hiçbir ifade biçimi insana karmaşık ve soyut düşüncelerini dil kadar ayrıntılı olarak ifade etme fırsatı vermez.

    Dil-düşünce ilişkisi bilim adamlarının ilgisini çekmiştir. Dil, o dili konuşanların dünya görüşünü ve algılayışını da belirler. Dilin düşünceyi belirlediği yolundaki iddia antropolog dilbilimci Edvvard Sapir ve öğrencisi Lee Whorf’a dayanır. Sapir-Whorf hipotezine göre diller düşünce biçimini de belirler ve buna bağlı olarak bir dilde mevcut olan ayrım başka bir dilde bulunamaz. Tabiatı, ancak dilimizin bize tanıdığı imkanlar ölçüsünde gösterebiliriz. Bu görüşe göre diller farklılaştıkça düşünme biçimleri de farklılaşmaktadır. Dilleri farklı olan her toplumun farklı bir düşünme sistemi vardır. Örnek olarak bir Kuzey Amerika Kızılderili dili olan Hopi’de masa’ytaka kuşun yanısıra uçabilen böcek, uçak, pilot vb. gibi her şeyi göstermek için kullanılır ki bu Türkçe konuşan biri için yadsınacak bir durumdur. Sapir-Whorf-hipotezinden hareketle, toplumların, dillerinin izin verdiği ölçüde dünyayı algıladıkları, dolayısıyla dilleriyle düşünce ve kültürlerini biçimlendirdikleri sonucuna varılabilir.

    Sapir-Whorf hipotezini, dillerin kavram alanlarını farklı derecede ayrıntılı adlandırdığı gerçeği gözardı edilemezse de ilk anlamıyla savunmak güçtür. Tek dilli bireylerin dünyayı ana dillerinin sunduğu biçimde algılamaları büyük ölçüde haklılık payı taşısa bile, çok dilli bireylerin düşünme sistemi nasıl olacaktır? Ayrıca kuram tam tersi yönde de işleyebilmekte yani düşünce de dil üzerinde belirleyici ve yönlendirici rol oynayabilmektedir. Ayrıca diller arasında başarılı çeviriler yapılabilmektedir. Dilin yapısının bu nedenle düşünceyi değil, ama algılamayı etkilediği söylenebilir. İnsan dilinin düşünceyi veya düşüncenin insan dilini sınırlayıp sınırlamadığını belirlemek imkansızdır. İnsanlar başka dilleri de başarılı biçimde öğrenebilmektedir.

    Eski Yunan düşünürleri, insanı düşünen hayvan olarak tanımlarlar. Son yüzyılda gelişen insan bilimi (antropoloji); insanın kökenini, evrimini, biyolojik özelliklerini, toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bir disiplindir. Bu bilim dalı insanın varlık yapısını irdelerken, insanı insan kılan nitelikleri şöyle sıralamaktadır: İnsan: bilgiye ihtiyaç duyar, bilgiyi üretir; güzelliğe ihtiyaç duyar, güzelliği üretir, sanat yapar, sanattan zevk alır; kendi gerçeği veya toplumsal gerçeklerle ilgili, ilkeler, görüşler ortaya koyar, bunlara bağlanır; olaylar ve olgular karşısında tavır takınır; değer duygusuna sahiptir; mutluluğu arayan bir varlıktır; daima değişim ve gelişim süreci içinde olan biricik mantıklıdır; tarihî, yani “‘dün“ü, “bugün“ü, “yarın“ı olan tek medenîdir; toplum içinde yaşayıp toplumsal sorumluluk du-yabilen tek canlıdır; âlet yapabilen ve onu geliştirebilen tek yaratıktır. Yalnız insanla ve onun varlık yapısıyla ilgili olan bütün bu nitelikler teknoloji ve ideoloji kelimeleri ile karşılanabilir. Teknoloji ve ideoloji kavramlarının bileşkesi kültürdür. Tek cümle ile. insan, kültür yapan ve yaratan bir varlıktır. İnsanın bu nitelikleri ve ayrıcalıkları yalnız ve yalnız düşünce gücüne dayanır. İnsanoğlu, dış dünyasındaki ve iç dünyasındaki nesnelerin, olayların, olguların aralarındaki ilgileri görür, karşılaştırmalar yapar, bir takım sonuçlar çıkarır. Böylece zihin gücünü anlama, kavrama gücünü: bilincini oluşturur. Evrendeki varlıklar ve olgular arasındaki ilişkilerden sonuç çıkarma işine düşünme; düşünmeden çıkarılan sonuca da düşünce denir.

    İnsan, varlığını ancak düşüncesi sayesinde anlar, bilir. Descartes’ in (1596-1650): Düşünüyorum öyleyse varım. sözünün ifade ettiği gerçek de budur.

    Düşünmenin çeşitli tanımları yapılabilir. Düşünme denince , nesneler, durumlar arasındaki bağıntıları kavrama işi, nesneleri ve durumları karşılaştırarak, aralarındaki bağlardan yararlanıp bir takım soyutlamalar, kavram oluşturmalar, problem çözmeler; yine olaylardan, durumlardan mantıkî sonuçlar çıkarmalar gibi zihnî fonksiyonlar anlaşılır; zihin denince de akıl yürütme, hüküm verme, anlama, kavrama, belleme melekeleri anlaşılır.

    Dil ile düşünce arasında sıkı bir bağ vardır. Dil, düşüncenin düşünce de dilin bir kâğıdın iki yüzü gibi birbirinden ayrılmaz parçasıdırlar. Dil düşüncenin kalıbıdır, kabıdır, taşıtıdır. Düşünceyi somutlaştıran dildir. Dille somutlaşmayan düşünce, düşünce değildir. Düşüncenin düşünce olabilmesi, düşünce değeri taşıyabilmesi için, söz hâline gelmesi, yani dillenmesi gerekir, düşüncelerimizi, dil kalıplarına; kelimelere ve cümlelere dökerek ifadelendirir, başkalarına aktarabiliriz. Ayrıca kelimeler evrendeki varlıkların dildeki karşılıklarıdır, insanoğlu evrendeki varlıkların ve hareketlerin varlığını ancak ve ancak onları adlandırarak kavrayabilir. Konuşan kişinin kullandığı kelimenin karşılığı olan varlık, dinleyenin beyninde ancak kelimenin marifetiyle belirir. Dile getirilemeyen bir varlıktan, bir düşünceden bahsolunamaz. Kelimeler, düşünme, fikir üretme aracıdır.

    Evreni insan düşüncesinin ulaşabildiği en son nokta ile insan arasındaki varlık alanı olarak tanımlarsak, evrende bir varlık âlemi bir de hareket âlemi vardır. Kelimeler bu temel öğelerin dildeki karşılıklarıdır. Varlıkların dildeki karşılıkları adlar, hareketlerin dildeki karşılıkları fiillerdir. Gerek duyu organları ile algıladığımız somut varlıkların, gerekse akıl yoluyla bulduğumuz soyut varlıkların ve hareketlerin dilde kelime olarak karşılıkları vardır. Dilde karşılığı olmayan bir varlığın veya hareketin, insan düşüncesinde de olmaması tabiîdir. Öyleyse dilde karşılığı olmayan bir şeyin insan düşüncesinde de karşılığı yoktur. Düşüncenin temel taşı kelimelerdir. Düşünce yeteneğimiz sayesinde, kelimelerle düşünürüz; dil düşüncenin evidir. sözü bu gerçeği ifade eder. Yani düşüncenin barınabilmesi, varlığını sürdürebilmesi için dilin olması şarttır.

    Dil mi öncedir, yoksa düşünce mi öncedir? yani insan konuştuğu için mi düşünür; düşündüğü için mi konuşur, sorusu yüzyıllardır tartışılmış, konuya bilimsel bir çözüm getirilememiştir. EFLATUN (İ.Ö. 427-347), Düşünme sessiz bir konuşmadır. derken dile öncelik tanıyordu. Ancak sağır ve dilsizler üzerinde yapılan araştırmalardan anlaşılmıştır ki; insanda zihin işlemlerinin kurulmasında, bir başka ifadeyle düşüncenin oluşmasında zihin etkinliğinin de rolünün önemli olduğu kabul edilmektedir(‘). Dil ile düşünce arasındaki ilişki problemi XVII. yüzyılda önem kazanmış, konu ile ilgili yeni görüşler ileri sürülmüştür. Özellikle iki Alman filozofunun, LEIBNIZ (1646-1717) ile WILHELM von HUMBOLT’un (1767-1835), görüşlerinin bilinmesi, faydalı olacaktır.

    LEIBNIZ, dilin zihnin aynası olduğunu, zihin ile dilin birim ine karşılıklı olarak bağlı bulunduğunu, kelimelerin sadece düşüncelerimizi başkalarına bildirmek için değil, kendi kendimize düşünürken de gerekli olduğunu; zihnin hem başkaları ile konuşurken, hem de düşünürken, nesnenin yerine kelimeyi koyduğunu, nesnenin yerine bu kelimeyi koyma işinin zihnin işlemesini kolaylaştırdığını; kelimelerin zihnin rakamları ve bonoları gibi olduğunu; kelimelerin ne kadar iyi, ne kadar kullanışlı, ne kadar açık, olursa; zihnin de o kadar iyi deyebileceğini; bu yüzden de dildeki kelimelerin anlaşılır ve açık seçik olmasının iyi düşüncelerin ve kanıların zihnin hizmetinde bulunması demek olacağını; yabancı kelimelerin köklerinin iyi öğrenilmediği takdirde ezbere öğrenilmiş olacağını, ezbere öğrenmenin, zihni bulandırdığını ve işlemesini aksattığını; dilin bir yandan zihnin bir anlatma aracı, öbür yanda zihni yoğuran bir şey olduğunu; dil kalıplarını hazır bulduğumuz için, bunların içinde gizli olan mantığın zihnimize şekil verdiğini, bu kalıpların açık anlaşılır ve aydınlık olmasının zihnimizin açık, aydınlık işlemesine sebep olacağını belirterek zihin dil ilişkisini açıklamaya çalışmıştır