Doğa Şiirleri Uzun

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve Merve tarafından 6 Temmuz 2012 başlatılmıştır.

  1. Uzun Doğa Şiirleri

    ORMAN
    Gölgesi serindir, havası taze,
    Yeşil yaprakları zümrüt yelpaze.
    Yazın ortasında istersen bahar.
    Bir gün ormanda kal aksama kadar.

    Tertemiz bir hava dolar içine.
    Her yer ne hoş kokar: çiçek, reçine.
    Cıvıldaşır türlü kuşlar bir yanda
    Buz gibi kaynaklar var ormanda.

    Ağaçlar uğuldar, estikçe rüzgar.
    Gönlümüze hayat verir ormanlar...
    Ormandır dağlara zümrüt bir örtü,
    Ormandır kırların en güzel süsü!...

    Orman güzellik ve zenginlik demek,
    Ormanları sevmek, korumak gerek.
    Ormansız memleket çöldür, çoraktır,
    Orman bulutlara yeşil konaktır.
    Bulutlar burada gelir oturur,
    Burada boşanır sağanaklı yağmur...

    Ormandır sulara söyleyen ninni,
    Ormandır, sulara öz anne gibi.
    Gölgelikte doğup büyür dereler,
    Yazın suyu, orman korur ve besler...

    Ormanlar yapraktan bir engin deniz,
    Burada yıkanır hava tertemiz.
    Orman sağlık, hayat dolu bir kaynak,
    Herkese bir ödev onu korumak...

    Zeki TUNABOYLU


    DOĞA
    Doğa, şarkısını söylemeye başladı
    Yeşillere büründü ormanlar
    Mavi elbisesini giydi sevgili deniz

    Doğa, ilahisini dilllendirmeye başladı
    Çeşit çeşit türde hayvan
    Renkli renkli yerde bitki

    Doğa, kavuşmak için açtı bağrını
    Sevdiğini barındırdı yüzyıllarca
    Sevmediğini ezdi geçti bir çırpıda

    Doğa, verilen gucleri sahiplendi
    Kabul edeni yaşattı sorunsuzca
    Resti çekenin, bakmadı gözyaşına

    Doğa, sevda yüklü analar gibiydi.
    Yeri geldi, merhametini gösterdi
    Yeri geldi, kırdı, yıktı, geçirdi.

    Doğa, İlah'ın kurduğu eşsiz mekan
    Milyonlarca yıldır devam eden hazine
    Kim yaşadı, kim yaşıyor, kim yaşayacak?

    Yazan: Abdülhamit Aydın


    ORMANLAR
    ormanı temiz tutalım,
    yerlere çöp atmayalım,
    temiz hava istiyorsak,
    ormanları yakmayalım.

    bak ormanı yakmışlar,
    çakmağı çimene atmışlar,
    olay yerinden kaçmışlar,
    itfaiye çağırmamışlar.

    hayvanlar can çekişmiş,
    ağaçlar yere serilmiş,
    duman havaya kalkınca,
    itfaiye yetişmiş.

    itfaiye söndürmüş,
    fakat çok geçmiş,
    canlılar ölmüş,
    köylü üzülmüş.

    ağaçlar hava verir,
    besin verir,can verir,
    bunu bilmeyenler ise ,
    bunların sonunu getirir.

    Yazan: beyza nur çetin


    DOĞA
    Nasıl gülsün, nasıl gülsün
    Doğa sana nasıl gülsün
    Hep durmadan tahrip ettin
    Doğa sana nasıl gülsün

    Denizini kirlettinse
    Yeşilini katlettinse
    Toprağını mahvettinse
    Doğa sana nasıl gülsün

    Hep ısınır vermez mola
    Bak kuraklık çıktı yola
    Çıkmadıysan sahip ona
    Doğa sana nasıl gülsün

    Durmaz verdi, hep sen aldın
    De hadi bana sen ne verdin?
    Hep aldınsa vermedinse
    Doğa sana nasıl gülsün

    Atomu sen yapmadın mı
    Tutup ona atmadın mı
    Büyük yanlış yapmadın mı
    Doğa sana nasıl gülsün

    Teknoloji deyip durdun
    Ekolojik dengeyi bozdun
    Onu çaresiz koydun
    Doğa sana nasıl gülsün

    Bak buzullar erir oldu
    Doğal afetler gelir oldu
    Anla artık isyanını
    Doğa sana nasıl gülsün

    Sanma sana olur köle
    Bir baksana kuruyan göle
    Döner oldu artık çöle
    Doğa sana nasıl gülsün...

    Yazan: Aydın İnan


    DOĞA VE BEN
    Gökyüzünde yıldız, yerde sıralıdır dağlar
    Deniz uçsuz bucaksız tinde sonsuzluk sağlar
    Ne kadar haz veriyor cana, bahçeler bağlar
    Bugün çok mutluyum başbaşayız doğa ve ben

    Doğa denen olgu bizlere öyesine giz
    Biriz hepimiz aslında hepimiz de biriz
    Ne yalnızca sen, ben, o var, ne de biz, onlar, siz
    Bilerek mutluyum, başbaşayız doğa ve ben

    İnsanlar cıvıl cıvıl yolda dolaşıyorlar
    Çocuklar sudan korkup,kaçıp ağlaşıyorlar
    Kimi dalmış denize, keyifçe yüzüyorlar
    Arındım mutluyum, başbaşayız doğa ve ben

    Kimi dalmış derin düşünceye giz çözüyor
    Kimi binmiş kayığa, suda zevkle geziyor
    Kimi utangaç tavırla kendini gizliyor
    Düşündüm mutluyum, başbaşayız doğa ve ben

    Kumla denen yerde dostlarla dinlencedeyiz
    Gülen yüzlerle sohbetlerle eğlencedeyiz
    Zaman mekan içinde dünden farklı yerdeyiz
    Bunlarla mutluyum, başbaşayız doğa ve ben

    Deniz mavi görünür, bahçemiz yemyeşil çim
    Zor günlerde belli olurmuş dost kim düşman kim
    Aşığım doğaya ben bitmez ki asla sevgim
    Severek mutluyum, başbaşayız doğa ve ben

    Zamanım özgürlük insanların beynindedir
    Gelişen değişen her şey kendi seyrindedir Doğada her olgu oluşum devinimdedir
    Sezdim ben mutluyum, başbaşayız doğa ve ben

    Yazan: Süleyman Zaman


    ORMAN
    Kestane, gürgen, palamut
    Altı yaprak, üstü bulut.
    Gel burda sen, derdi unut.
    Orman ne iyi, ne iyi,
    Aman ne iyi, ne iyi !

    Dallar kol kola görünür,
    Yaprak yaprağa sürünür,
    Kışın karlara bürünür
    Orman ne güzel, ne güzel,
    Aman ne güzel, ne güzel !

    Ormanda kuşlar, böcekler,
    Yavru ceylanlar emekler,
    Açar yedi renk çiçekler,
    Orman ne büyük, ne büyük,
    Aman ne büyük, ne büyük !

    Çamın, yaprağı dökülmez,
    Gürgenin kolu bükülmez,
    Ağaç dibinden sökülmez.
    Orman ne canlı, ne canlı,
    Aman ne canlı, ne canlı !

    İzin vermeyiz kırmana,
    Dayanamayız vurmana,
    Baltayı sokma ormana,
    Orman ne mutlu, ne mutlu,
    Aman ne mutlu, ne mutlu !

    Git, git sona varamazsın,
    Kuşak olsan saramazsın,
    Dalını koparamazsın,
    Orman ne sonsuz, ne sonsuz,
    Aman ne sonsuz, ne sonsuz !

    İlhami Bekir TEZ


    BİZİM BAĞ HARAB OLMUŞ
    Bir bağımız vardı bizim, hey dostlar,ötegeçede,
    Üzümleri tatlı, toprağı verimli...
    Hele bahar gelmeye görsün bir...
    Gözünü açar, budardık çubuklarını...
    Bellemesi bir başkaydı zaten...
    Budanan çubukları odun yapardı annem..
    Üzüme dolunca çubuklar;
    Bir başka olurdu bakışlar
    Dallara söykerdi salkımlar...
    Hey gibi bizim bağ hey

    Güz gelince bağ beklerdi küçükler.
    Eski elbise takılırdı dallara,
    Bir de ateş yakılırdı akşam dönüşünde..
    Üzümleri, tilkiler, yemesin diye,
    Aylarca beklenen bağ bozumu başlardı,
    Bir hareketlilik yaşanırdı bağ yolunda,
    Kuş cıvıltıları terkederdi yerini bizlere.
    Tenekelerle, sepetlerle toplanırdı;
    Salkım salkım üzümler...
    Kağnılarla getirirdik üzümleri köye, havtlarda ezilirdi üzümler.
    Pekmez toprağı getirirdik ocaktan,
    sabaha kadar pekmez kaynardı;
    teştlerde, kulplu kazanlarda.
    Tandırda sabahlardı, nineler, anneler!...

    Yıllar sonra köye gitmiştim ziyarete..
    Haydi... Bizim bağa gidelim dedim anneme;
    bir başka baktı annem gözlerime...ifade etmekte zorlanıyordu sanki,
    gözlerinde yaş belirdi, hüzünlü hüzünlü:
    "Bizim bağ...Bizim bağ harap oldu ey oğul" dedi...
    Şöyle bir daldım maziye....tâ yıllar öncesine döndüm...
    Oysa ki , bir başkaydı o yıllar...Heyhat!...
    Üretmek... üretken olmak, ne güzeldi sahiden...
    Kırmadı beni annem, yine gittik bizim bağa.
    Birkaç kara kütük...Bir o kadar da çubuk gözüküyordu...
    bir tek , "Armut Ağacı" kalmıştı ; harap olan bağa inat.
    "Bağ harap olduysa, BEN varım" diyordu sanki...
    dallar meyveye dolmuştu, başlar yere eğikti..
    ürün vermenin zevkini çıkarıyordu...bizim bağın bekçisiydi O...
    Bizim bağ harap olmuştu;Kuşlar da yoktu, tilkiler de!...
    Derin bir sessizlik almıştı bizim bağı
    Ey oğul! Şimdiki nesil hazırcı, zahmete katlanan nerdeee?...
    yok artık; ekşiye, pekmeze hasretiz,
    Ne idiğü belirsiz pekmeze mahkumuz diyordu annem.
    İki gözlerimiz de iki çeşme olmuştu..
    Ama, bu göz yaşları çare üretmezdi;
    harap olmuştu bizim bağ
    Bizim bağ harap olmuştu.
    Bir bizim bağ mı? Hayır... hayır!...
    bütün bağlar böyleydi bizim köyde....
    Elveda bizim bağlar...Elveda bağcılık!...Elveda.
    Ellerimizde kaynattığımız; pekmezler, ekşiler...
    Büyük sözü dinlememişti, pişmandı; genç nesiller.
    kuşlar ötüşmüyor, tilkiler koşuşmuyordu artık,
    Bizim Bağın Dere yalnızlığa itilmişti.
    Belliydi zaten;
    Bakılmazsa dağ olur demişti; Rahmetli dedem...
    Öyle oldu gerçekten!...
    Bizim bağ harap oldu velhasıl!....

    Hakkı YURTLU