Doğal seçilim nedir

Konusu 'Eğitim Desteği' forumundadır ve Nehir tarafından 7 Mayıs 2013 başlatılmıştır.

  1. Doğal seçilim ne demektir

    Charles Darwin, Galapagos adalarındaki gözlemlerine dayanarak, doğada bir yaşam savaşı olduğunu ve bu yaşam savaşında avantajlı olan bireylerin ayakta kaldığını söylüyordu. Bu ilkenin adına da “doğal seçilim-ayıklanma” adını vermişti. Bu ilkeye göre “avantajlı bireyler” avantajlarını bir sonraki kuşağa aktararak varlıklarını sürdürüyorlardı. Ancak Darwin, gözlemlerinden çıkardığı bu olağanüstü ilkeye karşılık, bu sürecin nasıl işlediğini, avantajların kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını -ebeveynler ve yavrular arasındaki genel benzerliğin farkında olsa da-, bilmiyordu.

    ”Karışımsal kalıtım” adını verdiği bir düşünceye göre bir yavru, ebeveynlerinin özelliklerinin bir bölümünü taşıyordu ve bu özellik de eşeysel özelliğin bir ortalaması gibiydi. Bu düşüncenin ( karışımsal kalıtımın) doğal seçilimle uyumlu olmadığı kısa zamanda anlaşıldı. Darwin bu kez “pangenesis” adını verdiği bir düşünce ileri sürdü. Bu düşünce Lamark’ın ileri sürdüğü düşüncelere yakındı. Lamark’ın düşüncesi edinilmiş özelliklerin kalıtılabilmesi prensibine dayanıyordu. Buna göre bireyin yaşamı boyunca edindiği özellikler kalıtımda bir değişikliğe yol açabilir ve bu da sonraki bireylere geçebilirdi. Bilinen zürafa örneğine göre, daha yüksek dallara ulaşmak için sürekli boynunu uzatmak durumunda kalan yaşlı zürafa genç zürafalara göre daha uzun boyunludur. Bu durum, -yaşam boyu edinilen bu özellik, yaşlı zürafanın yavrularını da etkileyeceği ve sonraki kuşakların yaşamlarına daha uzun boyunlu olarak başlayabileceği düşüncesine dayanıyordu. Sonuçta, hem Lamark’ın ve hem de Darwin’in ileri sürdüğü ve süreci açıklama amacı güden ve eşey hücreleriyle ilgili olan bir mekanizma olan pangenesis düşüncesi, Darwin’in kuzeni olan Francis Galton tarafından yanlışlanmıştı. Bugünün kalıtım bilgilerini Mendel’e borçluyuz. Mendel bezelye bitkileri üzerinde yaptığı araştırmada kalıtımsal unsurların bireyin deneyimlerinden etkilenmediğini, kuşaktan kuşağa “değişmeden” aktarıldığı sonucuna varmıştı. Bazı koşullar altında bu özellikler gen havuzunda geçici olarak gizli kalabiliyordu.

    Bu çalışmalar, Darwin’in ortaya attığı doğal seçilime genetik bir temel oluşturuyordu. Kuşkusuz doğal seçilim “en uygun olanın yaşamaya devam etmesi” ilkesinden çok daha fazla şey içermektedir. Doğal seçilimin gerçekleşebilmesi için herşeyden önce genetik çeşitliliğe ihtiyaç vardır. Kendi cinslerini üretebilen organizmaların kendi döllerinde zaman zaman çeşitlilik görülüyorsa, bu çeşitlilik kalıtımsal özellikler gösterebiliyorsa, bu çeşitlemelerden bazıları zaman içinde bireye bir avantaj sağlıyorsa ve rekabet içinde olan bu canlılar yaşamayı sürdürecek kadar döl verebiliyorlarsa canlılar, ancak o zaman kendi cinslerini üretmede gittikçe daha becerikli hale gelecekler ve doğa ancak bu koşullarda seçilim “görevini” yerine getirebilecektir. Doğal seçilim bu bağlamda canlıların yeni koşullara ayak uydurabilme mekanizmasıdır. Doğal seçilim olmasaydı, canlılığın gelişmesi bir yana, durmadan değişip dönüşen ve sürekli alt-üst oluşlar, yıkımlar yaşayan dünyamızda, canlılar kendi varlıklarını bile koruyamazlardı. Doğal seçilim olmasaydı biyolojik evrimin dört milyar yıl öncesinden başlayan serüveni de olmazdı. Yaşam evrimin bir ürünü, doğal seçilim de onun temel mekanizmasıdır.