Dostluk ile ilgili deyimler ve anlamları

Konusu 'Eğitim Desteği' forumundadır ve Demir tarafından 4 Ağustos 2014 başlatılmıştır.

  1. Dost ile ilgili deyimler

    -Aralarından su sızmamak: Çok iyi, çok yakın dostluk veya arkadaşlık kurmak, ahbap olmak.”Şunlara bak, aralarından su sızmıyor.”
    -Can yoldaşı: Yalnızlıktan kurtulmak için birlikte yaşanılan kimse.”Her insanın bir can yoldaşına ihtiyacı vardır.”
    -Dert ortağı: 1. Aynı derdin, sıkıntının içinde bulunanlardan her biri. 2. Bir kimsenin derdini paylaştığı, anlattığı yakın dostu.”Onlar yıllar yılı birbirlerinin dert ortağı olarak yaşamışlardı.”

    -dostluk etmek
    -dostluk kurmak
    -dostlar başına
    -bir dostluk kaldı:mal azaldığında satıcıların kullandığı bir müşteriyi özendirme sözü.
    -dost edinmek
    -dost kazanmak: “Yolda iki dost edinip on gün birisinin, on gün ötekinin erzak torbasından karnını doyurdu.”
    -dosta düşmana karşı:“dostlara üzüntü vermemek, düşmanları da sevindirmemek için, ele güne karşı” anlamında kullanılan bir söz.
    -dostlar alışverişte görsün (diye):“gösteriş olsun, iş görüyor densin (diye)” anlamında kullanılan bir söz.
    - dostlar başına: bir şeyi dostları için de dilemek amacıyla kullanılan bir iyi dilek sözü: “Doğrusu böyle bir düğün dostlar başınaydı. Arkadaşları arasında, günlerden beri hep bunun lafı ediliyordu.”
    -dostlar başından ırak
    sözü edilen kötü bir durumla yakınların karşılaşmaması için söylenen iyi dilek sözü.
    - dostlar şehit, biz gazi
    alay tehlikeli işleri başkalarına bırakıp kendileri sonuçtan yararlanmak için bir kenara çekilenlerin bencilliğini anlatan bir söz.
    - dostlar şehit, biz gazi
    alay tehlikeli işleri başkalarına bırakıp kendileri sonuçtan yararlanmak için bir kenara çekilenlerin bencilliğini anlatan bir söz.
    -düğün aşıyla dost ağırlanmaz
    “ağırlamanın değeri, özel olarak hazırlanmasında, bir fedakârlık yapılmasındadır” anlamında kullanılan bir söz.
    -düğün pilavıyla dost ağırlamak
    başkasının kesesinden veya elinden ikramda bulunmak.
    -iyi gün dostu olmak
    sadece iyi günlerde görünmek.
    -adam içine çıkmak
    topluluğa karışmak, insanların bulunduğu yerlere gitmek, eşe dosta gitmek.
    - araları şekerrenk (serin) olmak
    iki kişi arasında dostluk ilişkileri bozuk olmak: “Vergi kâtibi ile de araları şekerrenk olmuştu.”
    - aralarına kara kedi girmek
    iki dost birbirine gücenmek, iki dostun arasına soğukluk girmek
    -arasını (aralarını) açmak (bozmak)
    iki kişi arasındaki dostluğu, ilişkiyi bozmak.
    - arayı soğutmak
    eski yakınlık, dostluk kalmamak
    - (birine) kollarını açmak
    1) içtenlikle karşılamak veya kucaklamaya hazırlanmak, sevgisini ve dostluğunu göstermek: “O gün … bütün bir yıl dargın durduklarına kollarını açarlardı.” -H. Taner. 2) korumak, yardım etmek
    - (birini) defterden (defterinden) silmek
    adını anmaz olmak, dost saymaz olmak
    - (biriyle) geçmişi olmak
    1) aralarında eskiye dayanan dostluk, arkadaşlık olmak; 2) aralarında kırgınlığa yol açacak bir durum geçmiş bulunmak
    - büyükle büyük, küçükle küçük olmak
    her yaş ve durumdaki kişilere karşı dostça, arkadaşça davranmak
    -darısı … başına (darısı başına)
    bir başarı, bir mutluluk başkası için istendiğinde söylenen bir söz: “Geçenlerde, darısı dostlar başına, kızını everdi.”
    - hakikatsiz çıkmak
    yakınlığı ve bağlılığı sürekli olmamak: Dost bildiğim insan hakikatsiz çıktı.
    - iki satır laf etmek (konuşmak)
    dostça biraz söyleşmek.
    -kenet gibi yapışmak
    çok yakın dost olmak, sıkı fıkı olmak: “Bu mevsimde kızlar ikişer, üçer kişilik gruplara ayrılır ve birbirlerine kenet gibi yapışırlardı.” -R. N. Güntekin.
    -ünsiyet peyda etmek
    dostluk, arkadaşlık kurmak, samimi olmak.
    - yaya bırakmak
    1) yarışma söz konusu olan durumlarda geride bırakmak: “Özellikle süper devletler, kendi çıkarları için kendilerine muhtaç dostları bir çırpıda yaya bırakıverirler.” -T. Halman. 2) yarı yolda bırakmak.
    - yüze gülmek
    1) yalandan dost görünmek; 2) sevimli, alımlı görünmek.
    -yüzüne gülmek
    1) dostmuş gibi görünmek: “Köylünün yüzüne gülüp arkadan jurnalliyormuş.” -E. Işınsu. 2) dostluk göstermek, ilgi göstermek, alakalanmak: “Köyde, ondan başka yüzümüze gülen, bize yol gösteren olmadı.” -Ö. Seyfettin. 3) temizliği, yeniliği dolayısıyla ferahlık vermek: “Banyo, tuvalet, vesair kısımlar, o ne temizlik, o ne genişlik, insanın yüzüne gülen o ne ferahlıktı.” -H. R. Gürpınar.