Dudaktan Kalbe Kitabının Geniş Özeti

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve Nehir tarafından 8 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Dudaktan Kalbe Kitap Özeti

    İzmir’de zaman zaman belediye reisi olan Saip paşa’nın yeğeni Hüseyin Kenan, Bozyaka bağlarında büyümüştü. Dayısının bütün nüfuzuna rağmen zar zor mühendis çıkabilmişti. Ama, bütün hevesi müziğe karşıydı. Nitekim annesinin babadan kalma dükkanını sattırıp parası ile Avrupa’ya gitmiş, besteleriyle ülkesinden önce yabancı diyarlarda adını duyurmuş, kendini tanıtmıştı. Güzel keman çalıyordu. Dayısının ısrarları karşısında birkaç ay için İzmir’e geldi.

    Kenan, küçük Kınalıyapıncak’ı işte bu gelişinde tanıdı. Bir akraba kızıydı bu. Kaldıkları evler aynı bahçeye bakıyordu. Lamia, annesini, babasını kaybettikten sonra oraya, amcasının yanına gelmişti. Kenan, evli bir kadın olan Nimet Hanım’la gezerken, Kınalıyapıncak’tan epey faydalanmıştı. Her gittikleri yere onu beraber götürerek dedikoduların önünü alıyorlardı. Lamia (Kınalıyapıncak) ise bu macerayı biliyor, evli bir kadın olan Nimet Hanım yüzünden Kenan’ın ıstırap çektiğini sanarak ona acıyordu. Hayalinde çocukça ve acıklı bir macera icat etmişti. Aslında bunun alelade bir hikaye olduğunu anlayınca, fena bir kırgınlığa Uğradı. İnsanlara, bilhassa çok sevdiği, kemanını geceleri gizli gizli dinlediği Kenan’a karşı inancını kaybetti.

    Yaz sonunda Kenan İstanbul’a, Prens Vefik Paşa’nın Rumelihisarı’ndaki yalısına gelmişti. Prenses Cavidan’la kasıma doğru evleneceklerdi. Onlar Mısır’dan gelmeden Kenan, yaz başında tekrar İzmir’e döndü. Kınalıyapıncak’la yazın en sıcak bir gününde, havuz başında buluştular.

    Bundan sonra aralarında sevdaya benzer bir ilişki başladı. Geceleri Kınalıyapıncak, odasını içeriden kilitliyerek pencereden çardağa, oradan bağa atlıyor, Kenan’a geliyordu. Saatlerce bağda dolaşıyor, sadece konuşuyorlardı. Fakat bir gün, bir eğlence gecesi Lamia bağ köşküne gelmişken herkesin dışarıda olması Kenan’ı zaafa sürükledi…

    Lamia Kenan’ın tamamen sorumluluk duygusu ile yapılan evlenme teklifini reddetti. Üç aylık hamile olunca, eniştesinin tabancası ile kendini öldürmeye kalkıştı. Zamanında farkedilerek kurtarıldı. Onu Kütahya’ya bir akrabasına gönderdiler Orada ıstırap içinde yaşadı. Pek çok imaya, dedikoduya katlandı. Mebrure adını koyduğu çocuğunu orada dünyaya getirdi, bir binbaşıyla evlendi.

    Bu sırada, kocasının yeğeni Doktor Vedat, sürgün edilerek Kütahya’ya gönderilmişti. Kenan’ın Prenses Cavidan’la evlendiğini ondan öğrendi. Vedat’la aynı odada görüldüğünden yeniden lekelendi. Kocası yok yere onu boşadı. Vedat onu almak istediyse de Lamia reddetti. Kızıyla İstanbul’a, Beylerbeyi’ndeki yalıya geldi. Kısa bir zaman sonra Doktor Vedat da İstanbul’a dönüyordu. Bir gün muayenehanesinde eski arkadaşı Kenan’la Lamia’yı birbirlerine tanıştırmak zorunda kaldı. Neden sonra, onların zaten tanıştıklarını hatırladı. Kenan, evlilik hayatında mutlu olmamıştı. Çünkü Lamia’yı seviyordu. Gene bir gün, arkadaşını muayenehanesinde görmeye gelmişti. Vedat evlenmek üzere olduğunu bildirdi, sonra anlattı.

    — “Kiminle evleniyorum, bilir misin? Tanıdıklarından biri… Hani İzmir’de tanıdığın… Lamia Hanım… Eski kocası yakın akrabamdı Lamia Hanım’ın ayrılmasına ben sebep olmuştum. Münasebetsiz bir dedikoduya uğramıştık kesinlikle kalbimde birşey yoktu dersem, yalan olur, Kenan. İstersen buna bir sevda da diyebiliriz.Fakat gizli, adı konmamış bir sevda… Reddediyor, eşim olmak istemiyordu. Sebep olmak üzere şu hiç değişmiyen sözleri söylüyordu: “Biliyorsunuz ki benim eski bir sevgilim var… Bu adeta çaresiz bir hastalık oldu tamamen iyi oldum sanıyorum, fakat ya değilse, Vedat Bey? Ya bu hastalık geçmediyse?”

    Görüyorsun ya, Kenan… Bu kadın ne kadar temiz ve asil… Halamda kaldığım gecenin sabahıydı. Evden çıktığımız vakit bir hastayı ziyaret bahanesiyle senden ayrıldım. Sen iskeleye indin. Ben yandaki dar sokaktan tenha bir meydanlığa saptım. Lamia Hanım’ın bu saatlerde, tavsiyem üzerine çocuğuna güneş banyosu yaptırdığını biliyordum. Gene orada idi. Konuşmaya başladık Senden bahsettim: “Kemanı kimin çaldığını tabii anladınız” dedim.

    — “Vedat Bey” diyordu, “beni hala istiyorsanız artık size cevap verebilirim. Hastalığım geçti. Bundan eminim. Eğer geçmeseydi bugün mutlaka nüksetmiş olurdu. Eski sevgimden aşkımdan içimde hiçbir iz kalmamış. Bir mehtaplı yaz gecesinde, uzak bir keman sesinden doğan bu genç kız sevdası beş sene sonra gene aynı sesler içinde söndü”.

    Bu itiraf, Kenan için en son ve en ağır darbe olmuştu. Şimdi onların taşındığı Bebek semtinde dolaşan Kenan, İstanbul’da geçireceği son günü kızı Mebrure’yi görmeye hasretti. Dolayısıyla geldiği Bebek bahçesinde onu son bir defa görmeye gitti. Kenan, kızının orada, kendi bebeğine, vaktiyle kendisinin Kınalıyapıncak’a Beykoz’da kemanla çaldığı ninniyi söylediğini görerek perişan oldu, Sonra İzmir’e hareket etti. Oradan Seydiköyü’ne, kızkardeşine gitti, annesinin mezarını ziyaret etti. Altı ay sonra, İzmir gazetelerinde şu haber okundu:

    “Belediye başkanı Saip Paşa’nın yeğeni Hüseyin Kenan Bey’in dün, vefat ettiğini üzülerek öğrendik. Ruhsal bir rahatsızlıktan mustarip bulunan Kenan Bey, birkaç aydan beri dayısının Bozyaka’daki bağında dinleniyordu”