Duygusal Takıntılar

Konusu 'Türkçe edebiyat' forumundadır ve Elif tarafından 27 Temmuz 2013 başlatılmıştır.

  1. Elif

    Elif Yönetici Admin

    Duygusal Takıntı...

    Her insanın bir yarımı mutlaka vardır; diğer yarısı bütünler onu… Bir elmanın iki yarısı gibi…

    Yarımlardan biri “ham” olabilir mi, olabilir; zira elmanın güneş gören tarafı çabuk olgunlaşır; hamlık varsa yarımda bütünleşme olmaz (insan kastı), gerçek yarım bütünlüğü sağlayamaz tek başına; bütünlük bozulur elde kalan bir enkaz olur.

    Duruldukça duygulanan gerçek yarım, duygularla yüklenir ve duygu yükü altında erir… Eriyiş, muma benzer; can ipliğinden tutuştur, bedeni eridikçe gözyaşları gölcükler oluşturur… Ruhu olgunlaşmayan yarımlar, huzur ve mutluluk arayışı için “ham” duygular denizinde çırpına durur sadece…

    Çok narin olan kırılgan duygular açıldıkça çabuk kırılabilir, tıpkı çok ince bir cam vazo gibi… Korumak, çok sağlam ve emin bir şekilde saklamak gerek, değerini bilen gerçek yarıma vermek gerek… Bunu başarabilirse insan doğru yarımı bulma yolu da bulabilir… Ya da duyguları kırılmasın diye, ehil olan sahibine feslim etmek için bekletir iç dünyandaki saklı çeyiz sandığında…

    Çare midir saklamak? Kimine göre değil; zaman gelir o gizlilik bireyi mutsuz eder... Bir yerde volkan olur patlar... Sakladığı “sır” şeyler olacak ama duyguların saklanması, duyguya haksızlık olmaz mı? Saklayarak korumak çok önemli; sağlam ve emin bir yerde saklamak… Evet duyguların değerini bilene vermek…

    Prof. Ramazan Demir