Edebiyat tarihi hangi bilim dallarıyla ortak çalışma alanına sahiptir

Konusu 'Soru Bankası' forumundadır ve Demir tarafından 3 Ağustos 2014 başlatılmıştır.

  1. Edebiyat tarihi hangi bilim dalları ile ortak çalışma alanına sahiptir

    Edebiyat, güzel sanatlardan biri olması yanında oluşturduğu sanatın kuralları ve ürünleriyle uğraşan bir bilim dalı olarak da değerlendirilebilir. Edebiyat, ürünlerini ortaya koyarken ve bu ürünleri incelerken çeşitli bilim dallarıyla ilişki kurar.
    a) Edebiyat ile Tarih Arasındaki İlişki
    İç içe girmiş olan bu ilişkiyi üç yönde inceleyebiliriz. Her edebî metnin, içinde oluştuğu tarihî bir dönem vardır ve edebî metinlerin hepsinde bu tarihî dönemlerin izlerini görmek mümkündür. Edebî metinlerin temasını tarihî dönemler etkiler, bu eserleri doğru yorumlayabilmek için o dönemin tarihî olaylarını iyi bilmekgerekir. Bazı edebî metinler, oluştuğu dönemin izlerini taşırken, bazıları da konusunu tamamen tarihî gerçeklerden alabilir. Bu tür metinler, tarihe ışık tutabilir, tarih bilimine kaynaklık edebilir. Göktürk Kitabeleri'ni bu duruma örnek olarak gösterebiliriz. Edebî eserler ve yazarları dönemleri ile birlikte inceleyen edebiyat tarihi, tarih biliminin metodundan yararlanır.
    İnsanlığın toplumsal, kültürel, ekonomik gelişmesini belgelere dayanarak anlatan bilim dalına "tarih" denir. İnsanın geçmişe karşı duyduğu merakın, yarına ait endişelerinin ve varlığını sürdürebilmek için gösterdiği çabaların bir ürünü olan tarih, insan topluluklarının yer-zaman göstererek hayatını, kültür ve uygarlıklarını anlatır.
    İnsanı ilgilendiren her şey, tarihin içindedir. Edebiyat tarihi araştırmalarının temeli olan edebî eserin konusu da insandır. Her ikisinin ortak noktası ise insanla ilgili gerçekleri vermeye çalışmasıdır.
    Edebiyat tarihçisi ve tarihçi "geçmiş" üzerinde çalışır; Ama aynı yöntemi kullanmakla birlikte, uygulamada birbirlerinden ayrılır. Tarihçinin üzerinde çalıştığı geçmiş, artık devrini tamamlamış, tarihin malı olmuştur. Edebiyat tarihçisinin konusu olan geçmiş ise sanat eserleriyle varlığını sürdürmektedir.
    Tarihçi, kişiler üzerinde olaylarla ilgisi oranında dururken; edebiyat tarihçisi, sanat eserlerini oluşturan belirli kişiler üzerinde durur.
    Edebiyat tarihçisi, sanatçının özelliklerini ve onun incelediği çağın dilini, zevkini, edebî karakterini inceler. Bu bağlamda sanatçının özelliklerini ve çağdaşlarından ayrıldığı noktaları saptar. Edebî eserlere yönelik araştırmalar yapar. Tarihçi, incelediği eserlerdeki kişisel görüşleri bir yana bırakmak zorundayken, edebiyat tarihçisi bu bölümleri değerlendirerek yazarı eserinden hareketle tanımaya çalışır.
    Tarihçi ve edebiyat tarihçisinin değerlendirmeye alınan kaynaklar karşısındaki tutumları da farklıdır. Kaynaklar tarihçi için yanıltıcı ve taraflı yazılmış olabilir. Hâlbuki sanat eserleri kendilerini olduğu gibi yansıtır.
    Tarih, toplumların geçmişteki yaşamını inceler. Çevre, kültür, ekonomi, güzel sanatlar gibi insanı ilgilendiren her şey onun ilgi alanına girer. Edebiyat tarihinin konusu ise edebî eser, o eseri ortaya koyan sanatçı ve edebî eserin ortaya konduğu dönemdir. Edebiyat tarihi, sanatçıyı, eseri ve eserin ortaya konduğu dönemi inceleyerek belli bir dönemin sanat anlayışını ortaya çıkarır. O dönemde beğenilen eserleri, eserlerin etkilendiği akımları belirler.
    Edebiyat tarihi aslında tarihin edebiyatı etkileyen, şekillendiren yönüne eğilir. Tarihin alt koludur. Ancak tarihçilerin yaptığı gibi, olaylar neden - sonuç ilişkisi içinde incelenmez. Bu yönüyle de edebiyat tarihi, genel tarihten ayrılır.
    Tarihin incelediği olay bitmişken, tarihe geçmişken; edebiyat tarihinin konusu olan edebi eser canlıdır ve bugüne ulaştığı için hâlâ yaşamaktadır. Türk toplumu açısından baktığımızda "Orhun Abideleri"nde anlatılan olaylar çoktan olup bitmiş, tarihe mal olmuştur. Olaylar bugün varlığını sürdürmemektedir. Ancak "Orhun Abideleri" fiziksel olarak hâlâ vardır ve önemli bir edebî değerdir. Yani Orhun Abideleri edebî eser olarak canlıdır.
    Tarihçinin tarafsız olma zorunluluğunun yanında, edebiyat tarihçisi, bir edebî eseri incelerken, onun taşıdığı sanat tazeliği karşısında tarafsız ve heyecansız kalamaz. Sanatçılar eserlerine kendi duygu ve düşüncelerini yansıtırlar. Ortaya çıkan edebî eser sanatçıdan derin izler taşır. Edebî eserin en önemli özelliklerinden biri de "etkileyicilik"tir. Bu bağlamda edebî eseri inceleyen edebiyat tarihi de edebî eserden etkilenir. Dolayısıyla edebiyat tarihinin tarafsızlığını koruması çok zordur. Oysa tarih, olaylardan etkilenmez. Tam bir tarafsızlıkla olayları inceler. Olayları neden- sonuç ilişkisi içinde ortaya koyar. Bunu da kanıtlarını açıklayarak yapar.
    Edebiyat tarihinin amacı, edebî eseri incelemektir. Bu bağlamda onun amacı sanatsaldır. Oysa tarih için önemli olan bilgidir. Bu bilgi sanatsal bir nitelik taşımayabilir. Edebiyat tarihi için edebî eserin kendisi önemliyken, tarih için eserden elde edilecek bilgi önemlidir.
    Tarihî olayların ise edebiyat üzerinde etkisi büyüktür. Edebî eserleri yazıldığı dönemin tarihi bilinmeden tam olarak anlayabilmek ve yorumlayabilmek mümkün değildir. Ancak sanatçının, tarihî bilgileri aynen kullanmak zorunda olmadığı; gelecekte tarih kavramlarını kullanmak ve olay örgüsünü istedi gibi düzenlemek bakımından özgür olduğu unutulmamalıdır.
    Bütün bu farklılıklara rağmen tarih ile edebiyat tarihi arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Edebiyat tarihi ve genel tarih birbirini tamamlar. Birtakım yöntemsel farklılıklar bu gerçeği değiştirmez. Bir ulusun geçmişteki duygu, düşünce ve kültür hayatını yansıtan uygarlık tarihi, genel tarihin önemli bir koludur. Aynı amaca hizmet eden edebiyat tarihleri, tarihçilerin başvuracağı önemli kaynaklardan biri sayılmaktadır. Bazı edebî eserler, tarihi aydınlatma bakımından büyük önem taşır. Tarih öncesi dönemleri aydınlatmada kaynak görevi gören "destanlar"; siyasal, sosyal ve ekonomik hayat hakkında bilgiler veren "gazavatnâme, seyehatname, sefaretname, siyasetname, hatıra ve tezkireler" tarih araştırmalarında başvurulacak kaynaklardır. Örneğin bir edebî eser olan Evliya Çelebi'nin "Seyahatname"si, tarihçiler için de önemli bir kaynaktır. Toplumların ilk edebî ürünleri olan destanlar da tarih bilimi için önemli kaynaklar arasında yer alır. "Yaratılış, Göç, Ergenekon, İlyada ve Odysseia, Şehname, Kalevela" gibi destanlar incelenerek toplumların yaşamları, kültürleri, inançları hakkında bilgiler edinilir. Örneğin Oğuz Kağan Destanı'nı incelerken o dönemin tarihi ile ilgili önemli bilgilere ulaşılır. Yani edebî eser bir anlamda tarihî belge niteliğindedir. Tarihin önemli kaynaklarından biridir. Bu eserler, iki bilim dalı için vazgeçilmez kaynaklardır.
    Tarihi Metinlerle Edebi Metinlerin Farkları
    Bir sanatçı herhangi bir edebî türde eser verdiğinde ortaya çıkan metne "edebî metin" denir. Edebî metinler toplumların ortak malı da olabilir. Özellikle "efsane, destan, masal, türkü ve halk hikâyeleri"nin oluşturduğu edebî metinlerin belli bir yaratıcısı yoktur. Böyle metinler toplumların yaşayışından doğar ve toplumların ortak değerlerini yansıtır.
    Edebî metinler gerçek bir olaya dayansa da temelde kurgusaldır. Onu ortaya koyan kişinin ya da toplumun duygularını, düşüncelerini, hayallerini, özlemlerini yansıtır. İçinde gerçek olmayan; hatta akıl dışı unsurlar barındırabilir. Edebî metinler insanların veya toplumların yaşamı içinde ortaya çıkar. İnsan düşünür, hisseder, hayal eder ve bunları edebî ürün olarak ortaya koyar. Bu bağlamda edebî metin, ortaya konduğu dönemin bakış açısını ve özelliklerini yansıtır. Edebî metinde bir olay anlatılırken anlatıcının duyguları, sezgileri, hatta hayalleri işin içine girer. Örneğin destanlarda olağanüstü pek çok kişi ve olaya rastlanır.
    Tarih ise, insanlığın toplumsal, kültürel, ekonomik gelişmesini belgelere dayanarak anlatır. Bunu her şey olup bittikten çok sonra yapar. Tarih, bir bilim olduğu için tarihî metinler de bilimsel metnin özelliklerini taşır. Bu metinlerde gerçek dışı unsurlara rastlanmaz. Hayaller, duygular, özlemler, hisler yer almaz. Tarih, nesnel olmaya çalışır. Tarihî metinlerde bireysel veya toplumsal yaratıcılık aranmaz. Tarihî metinler olanı yansıtır. Olayların fotoğrafını çeker. Bunu da delilleriyle ortaya koyar. Tarihî metinler bir araştırma ürünüdür. Ortaya konduğu dönemin bakış açısına göre oluşturulur. Hiçbir şeyi değiştirmez, var olanı ortaya koymaya çalışır. Bilim adamı tarihî metinleri oluştururken işin içine kendi duygularını, hayallerini katmaz.
    Örneğin Orhun Abideleri edebî metin olarak, ortaya konduğu dönemi günümüze taşır. Bu abideler, tarih bilimi açısından incelendiğinde ise o dönemle ilgili bilimsel yargılara ulaşmayı sağlayan kaynak niteliğine bürünür. Bilim adamlarının o dönem ile ilgili çalışmalarına kaynaklık eder. Yani edebî metin tarihten günümüze bir köprü kurarken, tarih de günümüzden geçmişe bir pencere açar. Dolayısıyla edebî metin bir sanat eseridir, tarihî metin ise bilimsel bir üründür.
    Edebî metinlerde estetik zevk esastır. Bu metinler okuyanları, dinleyenleri etkilemeyi amaçlar. Bunu yaparken "yaratıcılık'tan ve "hayal gücü"nden alabildiğine yararlanır. Tarihî metinler ise "yararlılığı" esas alır. Geçmişi öğrenmeye yönelik bir etkinliktir. Bu nedenle tarihî metinlerde "hayal gücü" ve "yaratıcılık" gibi niteliklere rastlanmaz.
    Edebî eser, bir sanat ürünüdür. Sanat ürünü bilgi vermeyi amaçlamaz. Onun öğretici olma zorunluluk yoktur. Oysa bilimin temel nitelikleri arasında "yararlılık" ve "öğreticilik" de vardır. Bir bilim dalı olan tarih de bu nitelikleri dikkate almak zorundadır. Dolayısıyla edebî metin ile tarihî metinler bu noktada da farklı özelliklere sahiptir.
    Edebiyat tarihi, bir bilim dalı; edebiyat ise bir sanattır. Bilim, genel konularla ilgilenir. Deney ve gözleme, istatistik verilere dayanarak her zaman, her yerde geçerli olan kurallar belirler. Öğretmeyi, bilgilendirmeyi amaçlar. Edebiyat ise yer ve zamana göre değişen özel konuları sezdirici, duyurucu bir tutumla ele alır. Gerçekte o, değişen olgular arkasında değişmeden kalan "aşk, ölüm, özlem, yaşama sevinci" gibi evrensel değerleri işler. Bir edebî eseri yaşatan da bu kalıcı değerlere dayanması ve iyiden de öte güzel yazılmış olmasıdır. Bu bağlamda, edebî metinler sanatsal; tarihî metinler ise bilimsel niteliklere sahiptir.