Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan İnkılaplar Konu Anlatımı

Konusu 'Tarih konu anlatımı' forumundadır ve Suga tarafından 3 Ağustos 2016 başlatılmıştır.

  1. Suga

    Suga Süper moderatör Yönetici

    Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan İnkılaplar Konu Anlatımı
    1- Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924).
    Bu yasayla ülkemiz dahilindeki tüm bilim ve öğretim müesseseleri Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.
    2- Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki ile İlgili Kanun ( 1 Kasım 1928).
    3- Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin Kuruluşu (12 Nisan 1931).
    Cemiyet daha sonra Türk Tarih Cemiyeti ismini almıştır (3 Ekim 1935). Kültür kapsamında yepyeni bir tarih savını anlatan müessesenin kuruluşuyla ümmet tarihi anlayışından millet tarihi anlayışına geçilmiştir.
    4- Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kuruluşu (12 Temmuz 1932). Cemiyet daha sonra Türk Dil Kurumu adını almıştır (24 Ağustos 1936). Müessesenin maksadı , Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini ortaya çıkarmak, onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir.
    5- İstanbul Darülfünunu’nun kapatılmasına Milli Eğitim Bakanlığı’nca yepyeni bir üniversite kurulmasına dair kanun (31 Mayıs 1933). İstanbul Üniversitesi 18 Kasım 1933 bugünü öğretime açılmıştır.
    Bu reformlardan bir bölümü Türk toplumunu modern uygarlık düzeyine eriştirmek amacıyla Türk insanının duyuş, düşünüş ve yaşayış bakımından batılı olmasını sağlamak, başka bir deyişle, onda bir kafa devrimini, bir zihniyet devrimini gerçekleştirmek gayesini güden devrimlerdir. Nedeni ise M. Kemal için yapılmış durumda olan devrimlerin sağlam ve sürekli olması onları yaşatacak ve savunacak bireyin zihniyetinde, kafasında bir devrim yapmakla mümkündür. Öbür kısmı ise Türk toplumunu milli şuura, milli benliğine kavuşturmak isteyen devrimlerdir.
    1- Öğretim ve Eğitimin birleştirilmesi ve Laikleştirilmesi:
    Tanzimattan Mustafa Kemal’e gelinceye kadar her alanda olduğu gibi , Öğretim ve Eğitim alanında da ikilik vardı. İslami öğretim ve eğitimle milli ve laik öğretim ve Eğitim birlikte uygulanmak istenmişti. Atatürk Devrimi ise, laiklik prensibinin gereği olan yalnız milli ve laik bir Eğitim ve öğretim sistemini gerçekleştirmiştir. Bu mahiyette bir sistemin gerçekleşebilmesi amacıyla de şuanki dini Eğitim ve öğretim kurumlarının kaldırılması ve Eğitim ve öğretimin milli ve laik durumda olan bir tek temel üzerine oturtulması şarttı. Nedeniyse dini Eğitim ve öğretim milli duyguların gelişmesine engel olmakta, ümmetçilik, milliyetçiliği boğmakta idi. Atatürk bunu 1 mart 1924’de TBMM’yi açış nutkunda açıkca belirtmişti. Esasen o tarihe kadar yaptığı farklı konuşmalarında milli ve laik bir öğretim ve eğitimin lüzumu üstünde ısrarla durmuştur. 25 Ağustos 1924’de Ankara’da bir araya gelen Muallimler Birliği Umuml Kongre’ sinde delegelere «milli ahlakımız, uygar esaslar ve özgür fikirlerle beslenmelidir. Cumhuriyet sizden fikri hür , vicdanı hür nesiller ister» demesi dikkate şayandır. Mustafa Kemal Atatürk’ün milli ve laik bir Eğitim ve öğretim sistemi hakkındaki görüşleri nihayetinde 3 Mart 1924 tarihindeki ve 429, 430 sayılı yasalarda ifadesini bulmuştur. Nedeni ise bu 2 yasayla Şer’iye ve Evkaf Vekaletleri kaldırılmış, «Tevhid-i Tedrisat» başka bir deyişle öğretimin birleştirilmesi ve laikleştirilmesi sağlanmıştır. Şer’iye ve Evkaf Vekaletine ilişkili durumda olan ve dini esaslar üzerine Eğitim ve öğretim yapan medreseler kaldırılmış ve her derecedeki okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.

    2- Türk toplumunu ulusal bilince kavuşturma hedefini güden reformlar:

    M. Kemal Atatürk 1923’de şu şekilde söylüyordu: “Bizim milletimiz milliyeti ile ilgili gaflet içerisinde olmasın bir sürü acı cezalarını gördü. Osmanlı İmparatorluğu içerisinde bulunan farklı kavimler hep ulusal akidelere sarılarak, milliyet ülküsünün kuvveti ile bizzat kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, onlardan farklı , onlara bir başka millet olduğumuzu sopa ile içlerinden kovulunca anladık. Kuvvetimizin zayıfladığı anda bizi tahkir ettiler, aşağılanan gördüler. Anladık ki, kabahatimiz kendimizi unutmaklığımızmış. Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak evvela biz bizzat benliğimize ve milliyetimize saygı duyduğumuzu fikirce, fiilen tüm fiil ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki ulusal benliğini bulmayan milletler başka milletlere av olabilir .” Atatürk işte bu şekilde bir anlayışla Türk toplumunun ulusal benliğine kuvvetle sahip olmasının zorunluğuna inandığı içindir ki:

    a) Lisan devrimini yapmış,

    b) Ortaya yepyeni bir tarih anlayışı atmıştır.

    a) Dil devrimi:
    Bu devrim ulusal bir kültürün yaratılması için ulusal bir dilin ortaya gelmesi gerektiği prensibine dayanmaktadır. Çünkü ulusal kültürün muhtaç olduğu birliği sağlamak halkla aydını birbirinden ayıran dili sonlandırmak , buna da dilimizi inanç vasıtasıyla işgal eden Arap ve Fars kelimelerinden arındırmak şarttır. Atatürk’ün deyimi ile, “Türk dilinin bizzat benliğine, aslındaki zerafet ve zenginliğe” kavuşması lazımdı. Atatürk bu maksatla 1932’de “Türk Dilini Tetkik Cemiyeti”ni kurdu ve bu cemiyet yine aynı yıl “Türk Dil Kurumu” adını aldı ve çalışmalarını Atatürk’ün yakın alakası ile devam ettirdi ve halen sürdürmektedir.

    b) Tarih anlayışında devrim:

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1928’de, “Türkler bir aşiret olarak Anadolu’da İmparatorluk kuramaz. Bunun başka çeşitli bir açıklaması gereklidir .” diyordu. Atatürk’ün getirdiği yepyeni tarih anlayışının temelinde Atatürk’ün bu inancı yatmaktadır. O takdirde , yeni tarih anlayışının birinci hedefi, Türk milletinin, yabancıların hep iddia ettikleri gibi , yalnızca Anadoluy’a Orta Asya’dan göç eden ve bu yüzden oradan ergeç atılmaya mahküm olan istilacı Türk aşiretlerinin çocukları olmadığını, bu topraklarda binlerce yıl öncesinde yaşamış medeniyetlerle bağlılıkları yer aldığını kanıt etmek , Türk milleti ile Türk vatanı Anadolu arasındaki bağlılığın, toprak ve uygarlık yönlerinden, sanıldığından çok daha eski olduğunu ve böylelikle Türk milletinin bu toprakların asıl sahibi olduğunu ortaya çıkarmıştır. İkinci hedefi, ulusal tarihimizi yapmaktır. Çünkü Osmanlı tarihi tek Osmanlı Sultanlarının zaferlerini ifade eden bir “hanedan tarihi”nden bir başka birşey değildir. Oysa bilimsel bağlamda tarih, ayrılmaz birer bütün olan milletlerin ayrı ayrı tarihidir. İnsanlık tarihi ise ulusal tarihlerin sentezidir. Üçüncü hedefi, milletimizin bizzat varlığını ve uygarlık tarihi içerisinde bulunan yerini dünyaya tanıtmaktır. İşte Atatürk bu üç hedefe erişmek için gereken bilimsel çalışmaları inşa etmek üzere 1931 ‘de,”Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti ” ni kurmuştur.