Fazıl Hüsnü Dağlarca şiirleri uzun

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve webkolik tarafından 25 Ağustos 2012 başlatılmıştır.

  1. webkolik

    webkolik Süper moderatör Yönetici

    Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın uzun şiirleri


    Mustafa Kemal'in Kağnısı

    Yediyordu Elif kağnısını
    Kara geceden geceden
    Sanki elif elif uzuyordu inceliyordu
    Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar
    İnliyordu dağın ardı yasla
    Herbir heceden heceden

    Mustafa Kemal'in Kağnısı derdi kağnısına
    Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı
    Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifcik
    Nam salmıştı asker içinde
    Bu kez herkesten evvel almıştı yükünü
    Doğrulmuştu yola, önceden önceden

    Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
    Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar
    Kocabaş çok ihtiyardı çok zayıftı
    Mahzundu bütün Sarıkız, yanısıra
    Gecenin ulu ağırlığına karşı,
    Hafiftiler, inceden inceden

    İriydi Elif kuvvetliydi kağnı başında
    Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri
    Kınalı ellerinden rüzgar geçerdi daim
    Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına
    Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti
    Niceden niceden

    Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu.
    Nazar mı değdi göklerden, ne?
    Dah etti, yok. Dahha! dedi, gitmez.
    Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gıcır gıcır
    Nasıl durur Mustafa Kemal'in Kağnısı
    Kahroldu Elifcik, düşünceden düşünceden

    Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş,
    Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni.
    Geçer, götürür ana çocuk mermisini askerciğin
    Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım
    Bak hele üzerimden ses seda uzaklaşır
    Düşerim gerilere iyceden iyceden

    Kocabaş yığıldı çamura
    Büyüdü gözleri büyüdü, yürek kadar
    Örtüldü gözleri örtüldü hep
    Kalır mı Mustafa Kemal'in Kağnısı bacım
    Kocabaşın yerine koştu kendini Elifcik
    Yürüdü düşman üstüne yüceden yüceden

    Fazıl Hüsnü Dağlarca şiirleri uzun



    YALNIZLIĞIM ŞİİRİ


    Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım,
    Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir.
    Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir,
    Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım

    Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa,
    Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi
    Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi,
    Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa.

    Bir camın arkasında açılıyor güllerim,
    Havuzum pırıl pırıl... yıkar bakışlarımı.
    İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı;
    Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim

    Rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım
    Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde
    Belki bu mısralarım esecek gönüllerde
    Fakat herkese uzak kalacak,yalnızlığım.


    DENİZ FENERİ

    Uzanmış koca burun açık denize doğru,
    Lacivert ve gri gecenin değerinde.
    Karanlıkla başlar bir dünya sevgisi,
    Deniz feneri parlar,
    Talihe aldırmadan kayalar üzerinde.

    Bulutlar birleşir alaca düzlüklerde,
    Çöker uzak limanlardan bir sis.
    Bir sıkıntı başlar karanlığında kaderin,
    Bildirir, yanınca yanınca,
    Ömrün neresindesiniz, aşkın neresindesiniz?

    Yüreğin mi daralıyor, yıldız ışığında,
    Bırak anılar gitsin biraz daha geri.
    Ruhu götürmeden vakit yürüyebilir,
    Düşün nasıl durmuş sabırla yüzlerce yıl,
    Hep bu benekte bu deniz feneri.

    Bak deniz savaşlarına, yaşlı korsanlara,
    Uçan dalgalara, uyuyan rüzgara bakmış,
    Bir tek göz kadar kara ve mavi,
    Enginle boş,
    Kısmetsiz balıkçılara bakmış.

    Saçlarında tuz kokan, ölü kokan bir serinlik,
    Yüzünde bir fırtına tadı.
    Durursun yorgun, umutsuz,
    Birden bir daha yanıp söner, sevinçle titrersin,
    Bir şey, belki de yaşaman uzadı.



    GERİ VERİN

    Peki alınız sizin
    Daha istemiyorum
    Bu el bu ayak
    Bu duyu bu düşünce
    Sizin
    Daha istemiyorum
    Dallarda göklerde sularda
    Açılarım bir denklemle uykusuz
    Belki anlarlar beni
    Sevindirirler umdururlar ama
    Sizin
    Daha istemiyorum

    Ta çocukluğumdan beri
    Yanım sıra yürüyen
    Sevince acıkınca
    Konuşunca yazınca duyduğum şey
    Sizin
    Daha istemiyorum

    Gece koyu karanlıklar büyür
    Alır tasalarımı yollarda
    Alır güzelliğimi dağlardan
    Peki sizin bu doldurduğum boşluk
    Sizin
    daha istemiyorum

    Hepsi taş toprak orman deniz
    Işıksızlığını yaşadığım varlık
    Yokluğunda ağrıdığım ölüler
    Hepsi hepsi
    Sizin
    Daha istemiyorum


    SAMSUNDAN ANKARAYA

    - Ordunun silahları alınmış
    ve alınmakta

    Atım acından hasta, çalmışlar kılıcımı,
    Üşürüm.
    İçimde silah sesleri,
    Sabaha kadar, tövbe tövbe,
    Gecelerle dövüşürüm.

    Kabzelerim vardı parıl parıl,
    Altın elmas.
    Getirmiştim ta Orta Asyadan,
    Ta batı Avrupa hayran olmuştu,
    Kalmış ağırlıklarınca avuçlarımda yas.

    Hepsi bir başka biçimdeydi,
    Ama kardeşti tüfekle yay.
    Onlarla yaşamam hızlanırdı,
    Duyulurdu suyun ekmeğin lezzeti daha hoş,
    Daha kolay.

    Çalmışlar kılıcımı,
    Vaktim bir ateşle kızıllaşır önce.
    Sonra tarihler tarihler döğer içimizdekileri,
    O kadar hafif, o kadar yalın,
    Kılınç olur düşünce.


    AĞIR HASTA


    Üfleme bana anneciğim korkuyorum
    Dua edip edip, geceleri.
    Hastayım ama ne kadar güzel
    Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.

    Niçin böyle örtmüşler üstümü
    Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
    Ağarırken uzak rüzgarlar içinde
    Oyuncaklar gibi şehir.

    Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
    Ağlıyorsun, nur gibi.
    Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
    Duvardaki resimlerle, nasibi.

    Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
    Büyüyor göllerde kamış.
    Fakat değnekten atım nerde
    Kardeşim su versin ona, susamış.

    FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA