Fermi Paradoksu Nedir? Kısaca

Konusu 'Biyoloji' forumundadır ve Chanyeol tarafından 29 Temmuz 2016 başlatılmıştır.

  1. Chanyeol

    Chanyeol Süper moderatör Yönetici

    Fermi Paradoksu

    Fermi Paradoksu, Başka gezegenlerde yaşayan varlıkların olabilirliğinin çok yüksek olduğuna ait düşüncelerin var olması ile bu düşünceleri ispatlayacak hiçbir kanıtın veya temasın olmaması arasındaki çelişkiyi ifade etmektedir. Fermi Paradoksuna göre evrenin çok büyük yaşlarda olması ve çok büyük sayılarda yıldızın olması ile beraber, yaşam için dünyanın sadece bu gezegenlerden bir tanesi olduğu düşünüldüğünde, dünyadan başka gezegenlerde de yaygın derecede yaşam olması gerekmektedir. Bu fikir Enrico Fermi isimli bir fizikçiden çıkmış, daha sonra ise Michael H. Hart 1975 senesinde bu konuyu daha detaylı incelemiştir. Bu sebeple de paradoks, bazı zamanlar Fermi–Hart paradoksu ismi ile adlandırılmıştır.
    Fermi paradoksunu uzaylıların varlığı ile ilgili kanıtları araştırarak veya bu şekilde bir yaşamın insan algısının ötesinde var olabilmesi düşüncesini savunarak çözmeye çalışanlar olmuştur. Bu çalışmanın karşısında duran kişilerde, zeki dünya dışı yaşamın yok olduğunu veya dünyada yaşayan kişilerin kesinlikle temas halinde olamayacağı kadar az olduğunu savunmuşlardır. Hart’ın yazdığı makalenin ardından dünyanın ötesinde yaşam ile ilgili bilimsel teori ile olası modeller üretme ile ilgili araştırmalar için çok fazla çaba harcanmaya başlanmıştır. Verilen bu emeğin birçoğunda teorik referans noktası Fermi paradoksu olmaktadır. Bu sorunu direkt olarak ele alan birden fazla çalışmanın yanı sıra, bu sorun ile ilgili farklı soruların cevapları ise biyoloji ve felsefe gibi farklı disiplinlerde aranmıştır. Daha sonrasında astrobiyolojinin de ortaya çıkması ile bu paradoks ve uzaylıların varlığı sorusuna disiplinler arası bir yaklaşım ile çözüm getirilmeye çalışılmıştır.
    Fermi Paradoksunun Temeli
    Fermi paradoksu, çok fazla büyüklük ve dünya dışı yaşamın var olma olasılığının çok fazla olmasına rağmen, bunun ile ilgili kanıtların olmamasından kaynaklanmaktadır. Paradoksun temel tanımını şu şekilde yapmak mümkündür:
    Evrenin çok büyük olması ve yaşının çok eskiye dayanması, gelişmiş teknolojiye sahip durumda olan çok fazla uzaylı uygarlığının da olmasını gerektirmektedir. Fakat ortaya atılan bu iddia kendisini destekleyecek hiçbir delilin var olmaması sebebi ile çelişkili gözükmektedir. Bu paradoks iki farklı soru şekli ile sorulabilmektedir. Bunlardan birincisi, “Niçin dünya dışı varlıklara veya bu varlıklar tarafından yapılan dünyada fiziksel olarak denk gelmiyoruz?” Sorusudur. Yıldızlar arası seyahatin mümkün olması durumunda, dünyada bulunan günümüz teknolojisi ile yavaş bir seyahatin neredeyse yapılabilirliğinin var olduğuna bakıldığında, bütün saman yolunu işgal etmek 5-50 milyon yıllık bir zaman dilimi içinde gerçekleşecektir. Jeolojik zaman olarak ölçüldüğünde dahi bu süre kısa bir zaman dilimidir. Kozmolojik ölçekte bakıldığında ise çok daha kısa bir süredir. Buna göre ve güneşten bile daha eskiye dayanan gezegenlerin var olduğu bilindiğinde ve zeki yaşamın galaksinin farklı bir tarafında daha önce oluşmuş olma ihtimali göz önünde tutulduğunda bu soru, saman yolu galaksisinin niçin hala işgal edilmediği şeklinde sorulabilmektedir. Dünya dışı varlıklar işgal etmeyi gerekli görmüyor ya da istemiyor olabilmektedir, ancak yine de evrenin keşfedilmesine yönelik detaylı araştırmalar yapılmış olması gerekmektedir. Fakat günümüze kadar buna dair bir araştırmanın izine rastlanmamıştır.

    Paradoksun Deneysel Çözümü


    Fermi paradoksunun çözüm yollarından bir tanesi, dünyanın dışında var olan zekalar ile ilgili kesin delillerin bulunmasıdır. 1960 senesinden günümüze kadar bu delillerin bulunması ile ilgili yapılan çalışmalar mevcuttur ve yapılmaya devam etmektedir. Dünya üzerinde günümüze kadar yıldızlar arasında seyahat yapacak kadar gelişmiş bir teknoloji henüz üretilebilmiş değildir. Bu sebeple de bu araştırmalar, çok büyük uzaklıklar ve küçük ispatlar üzerinde yapılan dikkatli incelemeler ile yürütülmeye çalışılmaktadır. Böyle bir durumda yalnızca çevrelerini büyük ölçüde farklılaştırabilen veya çok uzaktan dahi tespit edilebilen etkiler ortaya koyan yaşamların bulunabilmesini olanaklı kılmaktadır. Teknoloji bakımından gelişmeyen dünya dışı yaşamların ise, dünyada yaşayan insanlar tarafından yakın zamanda bulunabilmesi çok da olası gözükmemektedir.