Göç Destanının Kısaca Özeti

Konusu 'Bilgi bankası' forumundadır ve Ayaz tarafından 11 Haziran 2013 başlatılmıştır.

  1. Göç Destanı Özeti Kısaca

    Uygur Ülkesinde , Tuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Kumlançu denilen bir tepe vardır . Yerine Hulin Dağı derlerdi .
    Hulin Dağlarında da , birbirine bir sürü yakın 2 ağaç büyümüştü . Biri kayın ağacıydı . Bir gece , kayın ağacının üst kısmına gökyüzünden bir mavi ışık düştü , 2 ırmak içinde yaşamını sürdüren halk bu ışığı gördü ve ürpererek izledi . Kutsal bir ışıktı . Kayın ağacının üstünde aylar ayı kaldı . Kutsal ışık , kayın ağacının üstünde kaldığı zaman bünyesinde kayın ağacının gövdesi kalınlaştıkça büyüdü , kabardı . Oradan bir sürü süper türküler gelmeğe başladı . Gece oldu mu , ağacın otuz adım ötesinden tüm çevre ışıklar bünyesinde kalıyordu!

    Bir gün ağacın gövdesi ansızın yarıldı , içinden 5 ufak çadır , 5 ufak odacık görünümünde meydana çıktı . Her odacığın bünyesinde bîr genç bulunmaktaydı . Çocukların ağızlarının üstünde asılı birer emzik vardı , onlar bu emziklerden süt emiyorlardı . Işıktan doğmuş durumda olan bu kutsal çocuklara halk ve milletin ileri gelenleri bir sürü büyük hürmet gösterdiler .
    Çocukların en küçüğünün adı Sungur Tekin’di , ondan sonrakinin adı Kutur Tiğin , üçüncüsünün ki Türek Tekin , dördüncüsünün Us Tekin , beşincisinin adı Buğu Tekin’di . 5 çocuğun beşinin de Tanrı için gönderildiğine inanan halk , içlerinden bir tanesini hakan yapmak istediler . Buğu Han en büyükleri idi; ötekilerden daha süper , daha zeki , daha yiğit görünüyordu . Buğu Tekin’in hepsinden üstün olduğunu anlayan halk onu hakan olarak seçtiler . Büyük bir törenle Buğu Hanı tahta oturttular .
    Böylece yıllar senesi kovalamış , bir gün gelmiş Uygurlara bir başkası hakan olmuş .
    Bu hakanın da Gah Tekin isminde bir oğlu varmış .
    Hakan oğlu , Gah Tekin’e , Çin prenseslerinden bir tanesini , Kiu – Lien’i almağı uyum gösteren görmüş .
    Evlendikten ardından Prenses Kiu – Lien , sarayını Hatun Dağında kurdu . Hatun Dağının çevre yanı dağlıktı; bu dağlardan birinin adı Tanrı Dağıydı , Tanrı Dağının güneyinde Kutlu Dağ derler bir ecnebi dağ vardı , büyük bir kaya parçası .
    Bir gün Çin Elçisi , falcılarıyla beraber Kiu – Lien’in sarayına geldiler . Bizzat arasında konuşup dediler ki:
    - Hatun Dağının varı yoğu , tüm bahtiyarlığı Kutlu Dağ denilen bu kaya parçasına bağlıdır . Türkleri yıkmak istiyorsak bu kayayı onların elinden almalıyız .
    Bu konuşmadan ardından varılan hüküm üst kısmına Çinliler , Kui – Lien’e cevap olarak o kayanın kendilerine verilmesini istediler . Yepyeni Hakan , isteğin nereye varacağını düşünmeden ve umursamadan Çinlilerin arzusunu kabul buyurdu , yurdunun bir parçası durumda olan bu kayayı onlara verdi . Oysa Kutlu Dağ bir kutsal kayaydı; tüm Uygur Ülkesinin mutluluğu bu kayaya bağlıydı . Bu tılsımlı taş Türk Yurdunun bölünmez bütünlüğünü temsil ediyordu; düşmana verilirse bu bütünlük parçalanacak Türklerin tüm saadeti yok olacaktı .
    Hakan kayayı vermesine verdi ama kaya öyle pratik kolay sökülüp götürülecek türden değildi . Bunu anlayan Çinliler , kayanın çevresine odun kömür yığıp ateşlediler . Kaya iyice kızınca üst kısmına sirke döküp paramparça ettiler . Her bir parçayı aldılar , ülkelerine taşıdılar .
    Olan o zaman oldu işte . Türkelinin tüm kurdu kuşu , tüm hayvanları dile geldi , bizzat dillerince kayanın düşmana verilişine ağladılar . 7 gün ardından günahı bağışlanmaz durumda olan bu düşüncesiz hakan öldü . Ancak Onun ölümüyle ülke felâketten kurtulamadı . Bir Çin prensesi uğruna çekinmeden bağışlanmış durumda olan yurdun bir kayası , Türkelinin felâketine neden oldu . Halk huzurlu huzur yüzü görmedi . Irmaklar birbiri ardınca kurudu . Göllerin suyu buhar olup uçtu . Topraklar yarıldı , ürün yeşermez oldu .
    Günlerden ardından Türk tahtına Buğu Han’ın torunlarından biri hakan olarak oturdu . O zaman dinamik cansız , evcil yaban , çoluk genç tüm yurtta nefes alan almayan ne varsa tümü birden:
    - Göç! . Göç! , diye bağırmaya başladı . Derinden , iniltili , üzüntü dolu , eli böğründe kalmış bir çığrışmaydı bu .
    Yürekler dayanmazdı .
    Uygurlar bunu bir ilahî emir diye bildiler . Toparlandılar , yollara düzüldüler; yurtlarını yuvalarını bırakıp bilinmedik ülkelere gerçek göç etmeğe başladılar . Bitiminde bir yere gelip durdular , orada sesler de kesildi . Uygurlar , seslerin kesilip duyulmaz olduğu bu yerde kondular , 5 mahalle kurup yerleştiler; buna bu yerin ismini da 5 – balık koydular . Burada yaşayıp çoğaldılar .