Halifeliğin Tarihçesi

Konusu 'Zengin Bilgiler' forumundadır ve Nehir tarafından 10 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Halifeliğin Tarihi gelişimi

    Hz. Muhammed, din ve dünya işlerinin lideri ve aynı zamanda İslam Devleti’nin devlet ve hükûmet başkanıydı. Hz. Muhammed’in 632’de vefatından sonra, aynı işleri görmek için görevlendirilen kişilere “halife” dendi. Halifelik siyasi anlamda, devlet başkanlığını ifade etmektedir. Hz. Muhammed’den sonra Arap ileri gelenleri arasında yapılan bir seçimle iş başına gelen halifeler İslam Devleti’ni yönetti. 661 yılında da Emevî ailesinden Muaviye, daha sağlığında oğlu I. Yezid’i veliaht tayin ederek halifeliği, babadan oğla geçen saltanat durumuna getirdi.

    750 yılında Abbasîler, Emevî Devleti’ne son vererek Bağdat’ta yeni bir devlet kurdular.İlk Abbasî hükümdarı Ebul Abbas Abdullah, halife ilan edildi. Daha sonra Endülüs Emevî Devleti ve Fatimî Devleti hükümdarları da kendilerini halife olarak ilan ettiler. Böylece, İslam dünyasında üç ayrı halifelik ortaya çıktı. Görüldüğü gibi halifelik, giderek dinî özelliğini kaybetmeye ve siyasi bir nitelik kazanmaya başlamıştı.

    1258’de Moğol hükümdarı Hülâgu, Bağdat’ı ele geçirip Abbasî halifesini öldürerek bu devlete son vermiştir. Abbasî ailesinden olduğunu ileri süren biri, Mısır’daki Kölemen (Memlük) Devleti’ne sığınmıştır. Kölemen sultanları, bu kişiyi halife olarak kabul etmekle beraber, devlet işlerine karıştırmamışlardır.

    1517’de Mısır’ı fetheden Yavuz Sultan Selim, Halife Mütevekkil’i beraberinde İstanbul’a getirmişti. Mısır seferi sonucunda Hicaz, Osmanlı topraklarına katılınca, buradaki kutsal emanetler de Yavuz Sultan Selim’e teslim edilmişti. Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu dönemlerde Osmanlı padişahları, halifelik makamının getirdiği güçten yararlanma gereği duymadılar.

    XVIII. yüzyıl sonlarında Osmanlı Devleti’nin giderek zayıflaması karşısında Osmanlı padişahları, halifelik gücünden yararlanmak istediler. Fakat devletin sınırları dışındaki Müslümanlar üzerinde etkili olamadılar.

    II. Abdülhamit zamanında parçalanmakta olan devlet, İslam birliği düşüncesi etrafında bir arada tutulmak istenmişse de Osmanlı Devleti’nin dağılması önlenememiştir. Birinci Dünya Savaşı’na girildiğinde Padişah V. Mehmet Reşat, halife olarak “cihat” ilan etti. Ancak bu çağrıya katılan hiçbir Müslüman topluluk olmadı.

    Kaynak: Kemal KARA, Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, İstanbul 2008, s.192