Hasan El Basri Hazretleri

Konusu 'Hayat hikayeleri' forumundadır ve Yavuz tarafından 11 Mayıs 2012 başlatılmıştır.

  1. HASAN EL BASRİ KİMDİR HAYATI



    Hayatından söz eden eserlerin hemen hepsinde çocukluk dönemini Medine’nin kuzeyinde kalan Vadil-Kura denilen yerde geçirdiği aktarılmaktadır. Birçok sahabenin duasını alan ve düşünceleri daha çok Hz.Ömer (ra)’in fikirlerine benzetilen Hasan el-Basri’nin on iki yaşında Kur’an’ı ezberlediği söylenir. Hz. Osman, Ali, Aişe, Talha, Zübeyr, Ebu Musa el-Eş’ari ve Enes b.Malik gibi önde gelen sahabelerin yaşamlarına tanıklık etmiş olup, ilimlerinden de faydalanmıştır. Yetmişi Bedir gazisi, beş yüz sahabe ile görüşme imkanı bulduğu söylenmektedir.

    [​IMG]
    Hicri 21 senesinde Medine de dünyaya geldi. Hasan el-Basri, Müslümanlar Meysan’ı fethettiklerinde köle edinilen bir hıristiyanın oğludur. Onun babası olan Yesar, Ensar’dan İbranice ve Süryanice bilen, Perygamber efendimizin (as) katibi ve tercümanı ünlü sahabe Zeyd bin Sabit’in azatlı kölesidir. Annesi Hayra ise, Rasulullah (as)’ın eşi Ümmü Seleme (ra)’nin azatlısıdır ve uzun yıllar onun hizmetinde bulunmuştur.Asıl adı, Ebu Said el Hasan b. Ebil Hasan Yesar el Basridir.

    Tabii döneminin ilim ve ahlak bakımından önde gelen şahsiyetlerinden olan Hasan el-Basri, bir yandan Peygamber (as)’in rehberliğinde yetişen sahabenin takva yaşantısına tanıklık ederken, öbür yandan yavaş yavaş islami hassasiyetten uzaklaşan bir toplumun yaşantısına şahit olmuştur. Sahabe hakkında, “siz onları görseydiniz deli sanırdınız, fakat onlar sizin iyilerinizi görseydi artık ahlakın kalmadığına hükmeder, kötülerinizi görselerdi bunların hesap gününe bile inanmadığını söylerlerdi” ; “ şayet sizler benim gördüğüm kimseleri görseydiniz geceniz gündüzünüze karışır, her zaman hüzün ve keder içinde olurdunuz. Aynı şekilde sizden ciddi görünenlerin ne kadar ciddiyetsiz, çok çalışkan görünenlerin ne kadar az çalıştığını anlardınız ve mescidin kapısından bir sahabe girip yanımıza gelse kıblemizden başka hiçbir şeyimizi tanıyamazdı.” Şeklindeki sözleri durumun vehametini yansıtıp, bu günkü uçurumu bizlere farkettirmektedir.

    Fazilet yönüyle kendi döneminde örnek bir şahsiyet olan Hasan el-Basri züht, takva ve abidliğin yanında, mücahitliği ile de öne çıkmıştır. Yetişkinliğinde Afganistan dolaylarında Doğu İran’ın fethine katılmıştır. Doğu İran seferinden kısa bir süre sonra da Horasan valisi Rebi b.Ziyad’ın katipliğini yapmış, Ömer b.Abdülaziz döneminde kısa bir süre Basra kadılığı yapmıştır. Fakat yaptığı bu göreve karşılık ücret almayı reddetmiştir. Daha sonra bu görevinden istifa ederek ilim ve vaazla meşgul olmuş, hayatının sonuna kadar kendisine yapılan kadılık tekliflerini geri çevirmiştir. Yezid b.Abdülmelik’in halifeliği döneminde Irak’ valisi olan Ömer İbn Hubeyra el-Ferzari göreve başladıktan sonra Hasan el-Basri’yi yanına çağırmış ve halifeden gelen emirler hakkında nasıl davranması gerektiğini sormuştur. Hasan el-Basri valiye cevabında hiç çekinmeden, Yezid hakkında Allah (cc)’dan korkmasını, fakat Allah (cc) hakkında Yezid’den korkmamasını, çünkü Allah (cc)’nün kendisini Yezid’den koruyacağını fakat hiç kimsenin onu Allah (cc)’dan koruyamayacağını, ahirette ancak salih amellerin kendisine faydalı olacağını bu sebeple insanlara zulmetmemesini, zira Yaratan’a isyanın söz konusu olduğu yerde yaratılana itaat edilemeyeceğini söylemiştir.

    Hasan el-Basri Basra’ya geldikten sonra mescitte ders vermeye başlamış ve bu dersleri farklı gayelere sahip birçok talebe takip etmeye başlamıştır. O bir çok ilmi kendisinde toplamış camii bir alim olduğundan, derslerinde birbirinden farklı konuları işleyerek geniş kapsamlı ders halkaları oluşturmuştur. Tefsir, hadis, gramer, kelam dersleri verdiği gibi sürekli sohbet cemiyetleri kurmuştur. Ders halkası, farklı görüşlerin buluştuğu, kaynaştığı ve zaman zaman da çarpıştığı bir üniversite görünümü arz ediyordu. O ilme ve ilim adamlarına verdiği değerden olsa gerektir ki, ilim adamlarının ilmin şerefine layık bir hayat geçirmesini sağlamak amacıyla halifenin veya sultanın ilim ehline verdiği ihsanları kabul etmesinin caiz olduğu kanaatine varmıştır. Kendi döneminde Ebu Hanife ve Süfyani Sevri gibi büyük alimlerin, sultan ve halifenin malından bir şey almayı caiz görmedikleri ve kendilerine teklif edildiğinde şiddetle geri çevirdikleri halde, Hasan el-Basri sözü edilen alimlerin görüşünün tam aksini düşünmüştür. O ilim adamlarını tıpkı askerler konumunda görmüş, nasıl askerler memleketi düşmandan korumak için kendilerini vakfedip vatanı savunuyorlarsa, aynı şekilde alimleri de sapıklığı, bid’at ve hurafeleri önlemek, dinde bir gedik açılmaması ve ümmetin bütünlüğünün bozulmaması için çalışan kimseler olarak kabul etmiştir.

    Onun yetiştirdiği talebeler arasından en meşhurları şunlardır. Katade b.Diame, Eyyub es-Sıhtiyani, Vasıl b.Ata, Humeyd et-Tavil, Yunus b.Ubeyd, Amr b.Ubeyd, Hişam İbni Hassan el-Ezdi, İbn Avn, Yezid b.İbrahim et-Tusteri, Osman et-Tavil, Cerir b.Hazim bunlardan bazılarıdır.

    Hasan el-Basri bir asra yaklaşan ömürünün sonlarında hastalanmış, son günlerini hastalıkla mücadeleyle geçirmiştir. Ölüm döşeğindeyken sürekli olarak “ Biz Allah (cc)’nün kuluyuz, sonunda ona döneceğiz “ mealindeki ayeti okuduğu rivayet edilmiştir. Vasıl b.Ata, Hocası Hasan el-Basri ‘nin ölüm anını şöyle anlatmıştır. “ Hasan el-Basri son sözlerini söylerken kendi kendine eseflendi ve şöyle diyordu ; Allah’ım artık yükümü hazırlamış, yolculuk vaziyeti almış ve kabirdeki yerime doğru yola çıkmış bulunuyorum. Ben öldükten sonra beni muaheze etme. “ Kaynaklarda aktarılan bilgilere göre Hasan el-Basri vefat etmeden önce şöyle bir vasiyetin yazılmasını istemiştir. “ Hasan b.Ebil-Hasan , Allah (cc)’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed (as)’in O’nun Resulu olduğuna şehadet eder.” Zira Muaz b.Cebel’in , Rasulullah (as)’dan, “ sizden kim böyle bir vasiyette bulunursa Cennet’e girer” dediğini ve ölümünden önce bu şekilde vasiyette bulunduğunu rivayet etmiştir. Humeyd et-Tavil’den nakledildiğine göre Hasan el-Basri Hicri 1 Recep 110 Perşembe akşamı 88 yaşında vefat etmiştir.

    İnsanlar inandıkları gibi yaşamadıkları zaman, yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar. Hasan el-Basri insanlardaki menfi değişimi gördükçe, üzülüyor ve islamın aslına dönmeleri için mücadele ediyordu. Fakat menfi değişim insanlarda ahlak halini aldıkça, islamdan uzak yaşam tarzı herkese normal gelmeye başlıyor. Bunun önüne geçmek Müslüman kadın erkek her ferdin toplumda bir görev üstlenmesi ve omuzladığı görevi kendi nefsinde mutlaka yaşaması gerekmektedir. Çünkü Müslümanlar insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmettir. Onlar toplum içindeki sosyal alanlarında hayra öncülük ederler. İnsanları iyiliğe ve islama çağırır ve ilk önce kendileri koşarlar. Kötülüğün bertaraf olması için yardımlaşırlar. Mahşer günü yüzü aydınlık olarak Peygamber efendimizin (as) sancağı altında, güzide ashabıyla birlikte toplanıp ne mutlu biz Müslümanlara ki; geçici dünya hayatının hevesine kapılıp bu günümüzü mahvetmemişiz, diyebilmemiz için bu gün kendimizi sahabe kadar istekli olarak islama adamamız gerekmektedir. Allah (cc) yar ve yardımcımız olsun.

    Yawux