Hastalık Etkenlerine Karşı Vücudun Doğal Engelleri

Konusu 'Bunları biliyormuydunuz' forumundadır ve Elif tarafından 26 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Elif

    Elif Yönetici Admin

    Bağışıklık eski çağlardan bu zamana kadar insanların ilgisini çekmiştir. Örneğin tarihçi Tukidides MÖ 430 yılında Atina'da görülen veba salgınında daha önce veba geçirmiş insanların bu hastalığa yakalanmadığını yazmıştır. Bir başka tarihi bilgide ise XV. yüzyılda Çinliler ve Türklerin çiçek hastalığına karşı bağışıklık kazandıkları belirtilmiştir. Bu insanların çiçek yaralarındaki kabukları toz haline getirerek burunlarından çektikleri ya da bu tozu derilerini çizerek oluşturdukları yaraya sürerek bağışıklık kazandıkları bilinmektedir.

    Vücudumuz, hastalık etkenlerine karşı kendini korumak için çeşitli savunma hatlarına sahiptir. Bu hatlardan ilk ikisi özgül değildir yani bir hastalık yapıcı etkeni diğerinden ayırt edemezler. Buna genel savunma da denir. Genel savunmanın birinci hattı hastalık etkeninin vücuda girişini engeller. Bu ilk hat; ağız, burun, göz, mide, deri, epitel doku ve bunların salgılarından oluşur.
    Savunmanın birinci hattında;
    • Derinin mikropların girişini engellemesi ayrıca salgıladığı ter ve yağ ile pH'ı düşürerek mikropların yerleşmesini önlemesi,
    • Ağız yoluyla alınan mikroorganizmaların midedeki asit salgısı ve enzimlerle yok edilmesi,
    • Solunum yoluyla alınan mikroorganizmaların burun içi kıllarına veya solunum yollarındaki mukusa yapışarak dışarı atılması,
    • Göz yaşında, solunum kanalında ve sindirim kanalında bulunan lizozim enzimi, mikroorganizmaların vücuda girişini önler.
    • Birinci hattı geçmeyi başarabilen mikroplar savunmanın ikinci hattı ile karşılaşır. Fagositik hücreler, doğal kâtil hücreler, iltihaplanma (yangısal tepki), antimikrobiyal proteinler, savunmanın ikinci hattında yer alır.
    Akyuvar hücrelerinden bazıları fagositik hücrelerdir. Bunlardan nötrofiller, fagositoz yapan hücrelerin yaklaşık % 60-70 kadarını oluşturur. Enfeksiyonlu dokuya giren nötrofiller buradaki mikropları içine alarak parçalar. Ömürleri sadece birkaç gündür. Monositler ise fagositoz yapan hücrelerin % 5'ini oluşturur. Bu hücreler oluştuktan birkaç saat sonra dokulara giderek burada makrofajlara dönüşür. Makrofajlar büyük ve uzun ömürlü hücrelerdir. Bazı makrofajlar vücutta dolaşır. Bazıları ise akciğer, karaciğer, böbrekler ve beyin gibi organlarda sürekli kalır. Örneğin karaciğerdeki Kupffer hücreleri, akciğerdeki makrofajlar bulundukları yerde sürekli kalan ve mikropları fagosite eden özel hücrelerdir. Eozinofiller, fagositoz yapan hücrelerin sadece % 1,5'ini oluşturur. Bu hücreler, kan trematodu (Schistosoma mansoni) gibi büyük parazitleri
    yok eder. Özgül olmayan savunmanın ikinci hattında bulunan diğer bir savunma hücresi ise doğal kâtil hücrelerdir. Doğal kâtil hücreler mikroorganizmaları fagosite etmez. Bunlar salgıladıkları lizozim enzimleri ile yapıştıkları virüs bulaşmış ya da kanserleşmiş hücreleri parçalayarak yok eder.
    Çeşitli şekillerde zarar görmüş ya da mikroorganizmalar tarafından enfekte edilmiş dokularda yangısal tepki (iltihaplanma) ortaya çıkar. Yaralanma durumunda dokuda bulunan bazofiller ve mast hücreleri ortama histamin verir. Histamin, damar geçirgenliğini arttırır, bu da yaralı dokuya kan akışının hızlanmasını sağlar. Böylece kılcallardan doku sıvısına kan sıvısı ve pıhtılaşma faktörlerinin geçişi artar. Bunun sonucunda dokuda kızarıklık ve ödem oluşur. Ortamda bulunan hastalık etkeni bakteriler ve yaralı dokudan salınan çeşitli maddeler, nötrofil ve makrofaj gibi fagositoz yapan akyuvar hücrelerini uyarır ve yaralı dokuya geçmelerini sağlar. Akyuvarlar, burada bulunan hastalık yapıcı bakterileri (patojen) yok eder. Bu sırada fibrinojen ve pıhtılaşmada rol oynayan diğer proteinler de pıhtı oluşturarak mikropların sağlıklı dokuya yayılmasını önler.
    Virüsle enfekte olmuş hücreler interferon adı verilen antimikrobiyal proteinler salgılar. İnterferon, komşu hücrelere sızarak bu hücrelerde virüslerin çoğalmasını engelleyen başka kimyasal maddeler üretilmesini sağlar. Bu yolla interferonlar nezle, grip gibi enfeksiyonlarda virüslerin hücreden hücreye yayılmasını engeller. Aynı zamanda interferonlar fagositoz yapan hücreleri uyararak mikroorganizmaların fagositozla yok edilmesini sağlar.