Her günahın tövbesi var mıdır

Konusu 'Kısa Özet Bilgiler' forumundadır ve Demir tarafından 14 Ağustos 2014 başlatılmıştır.

  1. her günahın tevbesi var mıdır

    Allahu Teala buyurur ki:

    "De ki: Ey günahlara dalıp haddi aşan kullarım! Allah';ın
    rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.
    Şüphesiz O, çok bağışlayan, çok acıyandır. Size azap gelip çatmadan önce
    Rabbinize dönün ve O'na teslim olun."

    Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, meâlini verdiğimiz bu ayet hakkında
    buyurmuştur ki:

    ";Bana, dünya ve içindekiler verilseydi, bu ayet kadar
    sevinmezdim.";

    Hiç şüphesiz Efendimizin bu sevinci ümmeti içindir. Çünkü
    Cenab-ı Hakk O'nun, makamına göre kusur sayılacak bütün hatalarını
    affettiğini müjdelemiştir.

    Tövbe kapısı kula ölüm gelene kadar açıktır. Bu açık kapıdan,
    Allah'tan korkarak, O'nun rızasını arayarak, kul olduğunu
    anlayarak kim girerse, tövbesi geçerli olur, günahı affedilir.

    Küfür ve şirk dahil her günahın tövbesi vardır. Akıllı olup büluğa eren
    her insanın Yüce Allah'a iman etmesi, hükümlerine teslim olması,
    emirlerine uyması ve kusurları için tövbe etmesi farzdır. Bu iman,
    teslimiyet ve tövbe sevgi ve iradeyle ölmeden evvel olmalıdır. Tövbe
    sadece Allah'tan korkulduğu için yapılmalıdır. Allah rızası
    düşünülmeyen pişmanlıklar faydasızdır. Kul, kusurlarına kalbini
    Allah'tan perdelediği için pişman olmalıdır. Çünkü, insanlar
    arasında kınanmaktan korkup kötü şeyleri terk etmek, itibarını kurtarmak
    için tövbe yapmak, halkın içinde rezil olurum endişesiyle yaptıklarından
    pişman olmak tövbe değildir.

    Tövbe, irade ve sevgi ile Yüce Allah'a dönmektir.

    Tövbe, kalbin Yüce Allah'tan uzaklığına yanmak, nefsin gafletine
    ağlamaktır.

    Ölüm gelene kadar tövbe kapısı herkese açıktır. Bu rahmet kapısını Yüce
    Rabbimiz açmıştır ve kalbe tövbe duygusunu o vermiştir. Hiç kimse o kapıyı
    kapatamaz ve insanı tövbe nimetinden mahrum edemez.

    Arifibillah Muhyiddin b. Arabî'nin (k.s), belirttiği gibi ilâhî
    rahmetten ümidi kesmek, insanın fıtratındaki kulluk kabiliyetinin tamamen
    yok olması demektir. Halbuki bir fıtratta azıcık ilâhî nur kalmışsa, onun
    Allah'ın gazabını geçen geniş rahmetine ulaşması, Rabbine dönmesi,
    O'nu sevmesi ve O'na sevilmesi mümkündür.

    İmam Kuşeyrî (k.s): "Allah'ın rahmetinden ümidinizi
    kesmeyin." ayetine şu manayı vermiştir:

    "Ey kulum! Bizim kapımıza gelip gitmeyi kessen de, kalbini bizden
    koparma. Bizden sevgini ve ümidini kesme. Şüphesiz Allah, bütün günahları
    affeder. Kul şunu da bilmelidir ki, onun kurtuluşu kendi yönelmesiyle
    değil, Allah'ın lutfuyla olmaktadır. Allah'ın özel yardımıyla
    kul Rabbine yönelmektedir. Yoksa, kendi gayret ve yönelmesiyle Yüce
    Allah'ın fazlına ulaşmış değildir."

    Rasulullah (s.a.v) Efendimiz buyurmuştur ki:

    "Şüphesiz Allah, üzerine perde çekilmediği sürece tövbe eden kulunu
    affeder.

    Kendisine:

    -Kulun üzerine perde çekilmesi nasıl olur? diye sorulunca:

    -Müşrik olarak ölmesidir, buyurdu.148

    Efendimizin (s.a.v) şu müjdesi çok önemli:

    Bir kul, günah olan bir amel yaptığında,peşinden:

    -Rabbim! Ben bir günah işledim; beni affet! diye yalvarırsa Allahu
    Teala:

    -Kulum bir günah işledi; kendisini affedecek ve hesaba çekecek bir Rabbi
    olduğunu bildi. Ben kulumu affettim! buyurur.
    Sonra kul, tekrar bir günah işlediğinde:

    -Rabbim! Ben bir günah işledim; beni affet! diye yalvarır.

    Allahu Teala:

    -Kulum bir günah işledi, kendisini affedecek ve hesaba çekecek bir Rabbi
    olduğunu bildi. Ben kulumu affettim! buyurur. Kul döner bir günah daha işler. Yine:

    -Rabbim! Ben bir günah işledim; beni affet! diye yalvarır.

    Allahu Teala:

    -Kulum bir günah işledi; kendisini affedecek ve hesaba çekecek bir Rabbi
    olduğunu bildi. Ey meleklerim! siz şahit olun, ben, kulumu affettim, ne yaparsa yapsın! buyurur.

    Kul ne halde olursa olsun, Yüce Rabbine itimat etmeli ve O'na karşı
    güzel zan beslemelidir. O (c.c), kullarına, zatına karşı takındıkları
    tavır ve taşıdıkları zanna göre muamele etmektedir.
    Şu hâdisede olduğu gibi:
    Hz. Rasulullah (s.a.v) anlatıyor:

    "Sizden evvelki ümmetler içinde bir adam
    vardı. Allahu Teala'nın varlığına ve birliğine iman hariç, işe yarar
    hiçbir hayırlı ameli yoktu. Bir gün ailesine dedi ki:

    -Öldüğüm zaman beni yakınız. Kemiklerimi havanda döverek toz ediniz. Sonra
    rüzgarlı bir günde bu tozun yarısını karaya, yarısını denize atınız!
    Vasiyet yerine getirildi. Aziz ve Celil olan Allah rüzgara:
    ‘Dağıttığın tozları topla' buyurdu. Rüzgar tozları topladı,
    ilâhi huzura getirdi. Hak Teala adama:
    -Neden böyle hareket ettin? diye sordu. Adam:
    -Senden haya ettiğim, utandığım için ya Rab, diye cevap verdi. O zaman
    Allahu Teala:

    -Ben de seni mağfiret ettim, buyurdu."