Hücrenin tarihi gelişimi hakkında bilgi

Konusu 'Hakkında bilgi' forumundadır ve Demir tarafından 25 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Hücrenin tarihi gelişimi

    Dünya üzerinde, yaklaşık 3,4-3,5 milyar yıl önce moleküllerin kendi kendilerine bir araya gelmeleri ile ilk canlı hücrelerin ortaya çıktığı tahmin edilmektedir... Zaman içinde insanın evrimi gerçekleşecek fakat insanın, kendisini oluşturan, bununla da kalmayıp dünya üzerindeki diğer tüm canlıların yapı taşı olan hücreleri keşfetmesi için uzun bir süre geçmesi gerekecekti... Hücrenin keşfi için ilk adımın mikroskobun keşfi olduğunu söylemek yanlış olmaz. İnsanların bükülmüş camların yani merceklerin ışığı kırıp görüntü yansıtma özelliğini ne zaman keşfedip kullanmaya başladıklarını tam olarak bilmiyoruz. İlk gözlük, 13. yüzyılda Avrupa’da yapılmış. İlk çift lensli mikroskobun yapımı ise 16. yüzyılın sonuna rastlıyor. 1600’lerin ortalarında, az sayıda bilim insanı, el yapımı mikroskoplarıyla gözle görülemeyen hücrelerin dünyasını araştırmada öncülük etmişler. Hücreyi ilk keşfeden kişinin, genellikle, bir İngiliz mikroskopçusu olan Robert Hooke olduğu kabul ediliyor. Bu çalışmasıyla Hooke, daha 27 yaşındayken İngiltere’nin en başta gelen bilim akademisi olan Kraliyet Akademisine girdi. Hooke’un cevaplamaya çalıştığı soruların arasında ağaç kabuğundan yapılan şişe mantarının nasıl olup da şişenin içindeki havayı o kadar iyi tuttuğuydu. Bir şişe mantarından incecik bir parça kesip onu mikroskop altında incelediğinde, bu kesitin gözenekli bir yapıda olduğunu gördü. Manastırlarda rahiplerin kaldığı hücrelere benzedikleri için, bu gözeneklere “hücre” adını verdi. Aslında Hooke, bir zamanlar canlı hücreleri çevrelemekte olan fakat şimdi ölmüş bitki dokusundan geriye kalan hücre duvarlarını görmüştü.

    Bu sırada Hollanda’da yaşamını giysi ve düğme satarak kazanan Anton van Leeuwenhoek, boş zamanlarında çeşitli lensler bileyip bunlardan dikkate değer kalitede mikroskoplar üretiyordu. 50 yıl boyunca Leeuwenhoek, daldan dala atlayan günlük üslubuyla, Kraliyet Akademisi’ne mikroskopla yaptığı gözlemleri anlatan mektuplar yolladı. Leeuwenhoek havuz suyunu mikroskop altında inceleyen ilk kişiydi. Mikroskoptan baktığında oradan oraya sürekli bir hareket halinde kaynaşan minik canlıları gördüğünde büyük bir heyecan duydu -ki bu heyecanı günümüzde mikroskoptan bakan herkesin, hücreler hakkında ne kadar çok şey biliyor olursa olsun, hissettiğine eminiz. Leeuwenhoek’un ilk mektupları Kraliyet Akademisi tarafından kuşkuyla karşılandı ve akademi Robert Hooke’u, bu gözlemleri doğrulaması için Hollanda’ya gönderdi. Kısa süre sonra Leeuwenhoek’un çalışmaları, dünya çapında kutlanıyordu.

    Ne var ki 1830’lara kadar hücrelerin önemi anlaşılmadı. 1838’de, avukatlığı bırakıp botanikçi olan Alman Matthias Schleiden, arada yapısal bir çok farklılık bulunmasına karşın, bitkilerin de hücrelerden oluştuğu sonucuna vardı. Bu sonuca varmasının sebebi bitki embriyosunun tek bir hücreden başlayarak gelişmesiydi. 1839 yılında, Alman zoolog (hayvan bilimci) Theodor Schwann hayvan yaşamının hücresel temeli üzerine ayrıntılı bir rapor hazırladı. Schwann da, hayvan ve bitki hücrelerinin temelde aynı yapıda oldukları sonucuna varmış ve hücre teorisini şu şekilde dile getirmişti:
    Bütün organizmalar bir ya da daha fazla hücreden oluşmuştur.
    Hücre canlılığın yapıtaşıdır.
    Schleiden ve Schwann’ın fikirleri, her ikisi de yeni hücrelerin, hücresel olmayan maddelerden ortaya çıktıkları düşüncesini benimsedikleri için, yetersiz kaldı. Başka biyologların, hücrelerin bu şekilde oluşmadığını kabul ettirmeleri birkaç yıl içinde gerçekleşti. 1855’e gelindiğinde, Alman patolog Rudolf Virchow hücre teorisiyle ilgili üçüncü inandırıcı prensibi de ortaya koydu:
    Hücreler yalnızca kendilerinden önceki hücrelerin bölünmesiyle oluşurlar. (Yani, ilk hücrenin milyarlarca yıl önceki ortaya çıkışını saymazsak, hücreler kendiliklerinden ortaya çıkmazlar.)
    Bundan sonra hücre ile ilgili keşiflerin bir kısmı kısaca şöyle devam etti: 1857’de Kolliker, kas hücrelerinde mitokondriyi tanımladı. Cajal ve diğer dokubilimciler, 1881’de boyama teknikleri geliştirip mikroskobik anatomiyi kurdular. 1898’de Golgi, gümüş nitratla boyanmış hücrelerde Golgi aygıtını ilk defa görüp tanımladı. H. Bush 1926’da silindirik manyetik merceklerle elektron demetlerinin yönlendirilebileceğini ispatladı. Bu prensiplerin ışığında, 1931 yılında Knoll ve Ruska ilk transmisyon elektron mikroskobunu (TEM) yaptılar. 1930’da Lebedeff’in ilk interferens mikroskobunu, 1932’de de Zernicke’nin ilk faz-kontrast mikroskobunu keşfetmesi, boyanmamış canlı hücrelerde ilk detayların görülebilmesine olanak verdi. Kısaca diyebiliriz ki hücre ile ilgili keşifler mikroskobun teknik açıdan gelişmesiyle hep paralellik göstermiştir. Günümüze kadar hücre ile ilgili yapılan keşifleri listelemek için biyolojinin önemli dallarından biri olan hücrebilimi (sitoloji) kitaplarının sayfalarca özetini çıkarmak gerek...