Hz. Muhammed'in Çağrısı Mekke Dönemi

Konusu 'Dini soruların cevapları' forumundadır ve Eylem tarafından 23 Ağustos 2016 başlatılmıştır.

  1. Eylem

    Eylem Süper moderatör Yönetici

    HZ. MUHAMMED’İN ÇAĞRISI: MEDİNE DÖNEMİ

    Medine, Mekke'nin kuzeyinde, üç tarafı dağlarla çevrili, güneyi ise ovalık bir şehirdir. Havası güzel, toprağı zirâate elverişli, hurmalıkları boldur.

    Rasûlullah (s.a.s.)'in hicreti esnâsında, Medine'de Evs ve Hazrec adlı iki Arap kâbilesi ile, Kaynuka, Nadîr ve Kurayzaoğulları adlı üç Yahûdi kabîlesi vardı. Arap kabileleri buraya "Seylü'l-arim" denilen sel felâketinden sonra Yemen'den; Yahûdîler ise, Romalıların Kudüs'ü işgal ve tahriplerinden sonra Kudüs'ten gelip yerleşmişlerdi.

    Başlangıçta, bir müddet Araplarla Yahûdîler iyi geçinmişlerse de, Yahûdîlerin çıkarcı davranışları yüzünden zamanla araları açılmış, Araplar Yahûdîleri yenerek Medine'de hâkim duruma gelmişlerdi. Fakat çok geçmeden Yahûdîlerin çeşitli oyunları ile birbirlerine düştüler ve iki kardeş kabîle uzun yıllar birbirleriyle savaştılar. Bu savaşların en sonuncusu Buâs Harbi'dir. Hicretten yaklaşık 5 yıl önce sona eren ve bazı fâsılalarla tam 120 yıl süren bu savaşta her iki taraf da büyük kayıp vererek zayıf düşmüşlerdir. Bu yüzden, Hicret esnâsında Yahûdîler, özellikle ekonomik yönden Medine'de hâkim durumda bulunuyorlardı.

    Evs ve Hazrec kabîleleri, aralarındaki bu düşmanlığın ancak Rasûlullah (s.a.s.)'in hakemliği, İslâm'ın getirdiği adâlet, sevgi ve kaynaşma ile ortadan kalkabileceğini anlayarak Müslümanlığa sımsıkı bağlandılar. Gerçekten Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medîne'ye gelmesiyle, bu iki kardeş kabile arasında asırlarca sürmüş olan kin ve düşmanlıktan eser kalmamıştır.

    Peygamber Mescidi ve Sosyal İşlevi

    Peygamberimiz Medine’ye hicret ettiğinde orada câmi yoktu. Peygamberimiz (s.a.s.) namaz vaktinde nerede bulunursa namazı orada kıldırırdı. İlk mescit, hicretin ilk günlerinde Kuba'da yapıldı.

    Hicret sırasında, Rasûlullah (s.a.s.)'in devesinin çöktüğü, Halid b. Zeyd'in evinin karşısındaki boş arsaya mescit yapılacaktı. Neccâroğullarından iki yetim çocuğa âit olan bu arsayı, Neccâroğulları hibe etmek istedilerse de Peygamber (s.a.s.) Efendimiz kabûl etmedi. Bedeli olan 10 miskal (40.9 gr) altını Hz. Ebû Bekir ödedi.

    Arsada müşrik kabirleri, yabâni hurmalar ve engebeler vardı. Kabirler başka yere nakledildi, çukurlar düzlendi. Mescidin yapımında bizzât Peygamberimiz (s.a.s.) de bir işçi gibi çalıştı. Temeli taştan, duvarları kerpiçten, direkleri hurma ağaçlarından yapıldı. Üzeri de hurma dallarıyla örtüldü; zemini ise topraktı. Kıblesi Kudüs'e doğru olan bu mescidin, biri mihrabın karşısındaki ana kapı, biri Rasûlullah (s.a.s.)'in evine açılan kapı, diğeri de "Bab-ı Rahmet" denilen kapı olmak üzere üç kapısı vardı. Kıble'nin değişmesinden sonra, ana kapı ile mihrap yer değiştirdiler.

    İnşâsı 7 ay süren mescidin bir tarafına Rasûlullah (s.a.s.) ve âilesinin ikameti için odalar yapıldı. Rasûlullah (s.a.s.)'in şu an "Kabr-i Saâdet"inin (mezarının) bulunduğu yer, Hz. Âişe'ye tahsis edilen oda idi.

    Mescid ve hücrelerin yapımı tamamlanınca, Hz. Peygamber (s.a.s.) misâfir kaldığı Halid b. Zeyd'in evinden buraya taşındı. Evlâtlığı Zeyd b. Hârise ve Ebû Râfi'i Mekke'ye gönderip kendi âilesi ile Ebû Bekir'in âilesini de Medine'ye getirtti. Kendi âilesi, Hz. Hatice'nin vefâtından sonra evlendiği Zem'a kızı Hz. Sevde ile kızları Ümmü Gülsüm ve Fâtıma idi. Kızlarından Rukiyye daha önce eşi Hz. Osman'la birlikte hicret etmişti. Diğer kızı Zeynep, kocası henüz müşrik olduğu için gelemedi. (Zeyneb, Bedir savaşından sonra hicret edebildi)

    Mirâctan önce Müslümanlar akşam ve sabah olmak üzere iki vakit namaz kılıyorlardı. Beş vakit namaz mirâçta farz kılındı. Ancak, Hicretten önce, akşam namazının farzı üç rekât, diğer vakitlerin hepsi de ikişer rekâttı, Hicretten sonra, öğle, ikindi ve yatsı namazlarının farzları dört rekâta çıkarıldı. Sefer zamanlarında ise ilk farz kılındığı sayıda bırakıldı.

    İlk Ezan
    Mescid-i Nebi'nin inşâsı bittikten sonra, namaz vakitlerinin Müslümanlara duyurulmasına ihtiyaç duyuldu. Çünkü, namaza erken gelenler vaktin girmesini bekleyip işlerinden kalıyorlar; geç gelenler ise cemâate yetişemedikleri için üzülüyorlardı. Rasûlullah (s.a.s.) vahiy gelmeyen konularda ashâbı ile istişâre ederdi. Bu konuda yapılan istişârede, namaz vakitlerinin çan veya boru çalınarak, ateş yakılarak, yüksek bir yere bayrak çekilerek duyurulması teklifleri yapıldı. Rasûlullah (s.a.s.), "çan çalmak Hıristiyanların, boru çalmak Yahûdîlerin, ateş yakmak Mecûsîlerin âdetidir." diyerek kabûl etmedi. Bayrak çekme teklifi de beğenilmedi. İstişâre sonunda hiç bir şeye karar verilemedi.

    Ensârdan Zeyd oğlu Abdullah, rüyâsında elinde çan bulunan birini görmüş, namaz vakitlerini duyurmak için bu çanı satın almak istemiş, Rüyâsında gördüğü bu zât ona:

    -"Ben sana daha güzelini öğreteyim" diyerek ezânın sözlerini söylemiş. Abdullah uyanınca, Rasûlullah (s.a.s.)'e gelerek rüyasında gördüklerini haber verdi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

    -"İnşâllah hak rüyâdır. Bilâl’ın sesi seninkinden gür. Gördüğünü ona öğret. Namaz vaktinde ezânı o okusun", buyurdu. Bilâl’ın okuduğu ezân, Medine'nin her tarafından duyuldu. Aynı rüyâyı Hz. Ömer de görmüş, fakat Abdullah daha önce haber vermişti. Daha sonra Bilâl, sabah ezânlarına "es-salâtü hayrun minen-nevm" (namaz uykudan hayırlıdır.) cümlesini de eklemiştir. Ezân, İslam’ın sembollerindendir ve bütün dünyada aynı şekilde okunur. Ezanın bütün Müslümanları birbirine bağlayan özelliği bulunmaktadır.

    Peygamberimizin Mescidinin Sosyal İşlevi
    Mescit, Müslümanların günde beş vakit buluştukları ve birlikte ibadet ettikleri yerdi. Müslümanlarla ilgili önemli kararlar burada alınır, insanların şikayetleri burada dinlenir ve çözüme kavuşturulurdu. Dışarıdan gelen elçiler de burada kabul edilirdi. Buradan ihtiyaç sahiplerine yardım yapılır, eğitim faaliyetleri de burada yürütülürdü. Daha sonraları, Müslümanların sayısı çoğaldıkça mescit, bütün bu çalışmalar için yetersiz kalmış, her bir iş için ayrı ayrı binalar kurulmuştur.

    Eğitim ve Öğretim Etkinlikleri

    Peygamberimiz bir hadisinde "Ben muallim (öğretmen) olarak gönderildim" buyurmuştur. Gerçekten onun hayatı bütünüyle eğitim ve öğretimle geçmiştir. Hicretten sonra Peygamber Mescidi, İslam'ın en önemli eğitim öğretim merkezi olmuştur. Peygamberimiz mescidin yanına "Suffe" adında ayrı bir bölüm yaptırmıştı. Burada yoksul olup barınacak yeri olmayanlar veya evi olduğu halde ilim öğrenmek isteyenler kalır, yeni bilgiler öğrenerek ve ibadet ederek günlerini geçirirlerdi.Burası bir anlamda yatılı okul gibiydi. Suffe'de kalan öğrencilerin sayısı yüzü aşkındı. Peygamberimiz onlarla yakından ilgilenir, onların eğitim ve öğretmiyle meşgul olduğu gibi, geçimlerini de sağlamaya çalışırdı. Buradan yetişenler çevre şehirlere İslam'ı öğretmek üzere görevlendirilirlerdi. Suffe'den başka Medine'nin çeşitli mahallelerinde başka okullar da vardı.Peygamberimiz, insanların yararına olan her tür bilgiyi teşvik etmiştir. Zeyd bin Sabit'e İbranice'yi öğrenmesini istemiş, o da Peygamberimizin isteğini yerine getirerek kısa sürede öğrenmiştir. Peygamberimiz, başta Kur'an eğitimi olmak üzere Müslümanlara ziraat, tıp matematik savaş teknikleri, atıcılık, binicilik, yüzme gibi bir çok alanda bilgi elde etmelerini öğütlerdi.Bedir savaşında esir alınan müşrikler, Müslümanlara okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakılmış, bu durum, Müslümanlar arasında okur-yazarlık oranını arttırmıştı.Peygamberimiz kadınların eğitimine de önem vermiş, onlar için özel bir gün tayin etmişti. Bu sayede, bilgili birçok kadın yetişti. Hz. Aişe, Hz. Fatıma, Ümmü Habibe, Esma, Safiyye bunlardan birkaçıdır. Peygamberimizin güzel sanatların bazı dallarıyla ilgili tavsiyeleri de olmuştur. O: "Allah güzeldir, güzeli saver" buyurmuştur. Hz. Ali'ye yazıyı güzel yazmasıyla ilgili tavsiyelerde bulunan Peygamberimiz, Hz. Hassan bin Sabit ve Abdullah bin Revaha gibi şairleri desteklemiştir.

    Toplumsal Barışın Kurulması

    Mekke'li Müslümanlar, dinleri uğrunda bütün servet ve varlıklarını Mekke'de bırakmışlar, Medine'ye hicret ederek muhâcir olmuşlardı. Medineli Müslümanlar, onları kendi nefislerine bile tercih ederek, her türlü yardımı yapmışlar, onların bütün ihtiyâçlarını karşılamışlardı. Fakat muhâcirler, ensâra yük oluyoruz, kendi kazancımız yok, diye üzülüyorlardı.
    Peygamberimiz muhâcirlerin bu üzüntüsünü gidermek, aradaki sevgi ve samimiyeti güçlendirmek, herhangi ayrılık belirtisini önlemek için Hicretin yedinci ayında muhâcirlerle ensârı, Mâlik oğlu Enes'in evinde topladı. Burada, bir muhâciri, bir ensârla kardeş yaparak 90 (veya 360 kişi asarında kardeşlik bağı kurdu. Ensâr, muhâcir kardeşlerini alıp evlerine götürdüler. Mallarına ortak ettiler. Peygamberimize başvurarak:
    -Ya Rasûlallah, hurmalıklarımızı, muhâcir kardeşlerimizle aramızda paylaştır... dediler. Rasûlullah (s.a.s.):
    -Hayır, mallarınızın mülkiyeti size âittir. Muhâcir kardeşlerinizle birlikte çalışacak, mahsûlü paylaşacaksınız... buyurdu. İki taraf da buna râzı oldu. Kardeşler birbirlerine o derece bağlandılar ki, başlangıçta, kendi akrabalarından önce birbirlerine mirâsçı bile oldular.
    Ensâr'dan Rebi’ oğlu Sa'd, muhâcirlerden Avf oğlu Abdurrahman'a:
    -Ben mal yönünden ensârın en zenginiyim. Rasûlullah (s.a.s.) ikimizi kardeş yaptı. Malımın yarısı senindir, dedi. Abdurrahman:
    -Allah malını sana mübârek kılsın. Benim bunlara ihtiyâcım yok. Sen bana çarşıyı göster... dedi.
    Abdurrahman ticârete başladı, kısa zamanda zengin oldu. Muhâcirlerin büyük kısmı ticâretle hayatlarını kazandılar.
    Ensâr ve muhâcirlerden belirli kimseler arasında Hz. Peygamber tarafından yapılan kardeşlik, daha sonra "Mü'minler elbette kardeştir" (Hucurât Sûresi, 10) âyetiyle genişledi. Fakat bu kardeşliğin, mirâsla ilgili hükmü, Bedir Savaşı'ndan sonra kaldırıldı. Çünkü muhâcirler, çalışıp ticâret yaparak ilk sıkıntılı günlerinden kurtuldular. Bedir Savaşı ganimetlerinden de yararlandıktan sonra, artık ensârın yardımına ihtiyaçları kalmadı.

    Müslümanlarla Yahudiler Arasında Vatandaşlık

    Rasûlullah (s.a.s.) Mekkeli muhâcirlerle, Medineli ensârı kardeş yaparak birbirlerine bağladıktan sonra, Medine'yi dış düşmanlara karşı müştereken savunmak üzere muhâcirler, ensâr ve Medine'deki Yahûdîler arasında yazılı bir "vatandaşlık anlaşması" yaptı. Bu anlaşmaya göre:

    1. Diyet ve fidyelere ait kurallar, eskiden olduğu şekilde devam edecek:
    2. Yahûdîler kendi dinlerinde serbest olacaklar;
    3. Müslümanlarla Yahûdîler, barış içinde yaşayacaklar,
    4. İki taraftan biri, üçünçü bir tarafla savaşırsa, diğer taraf yardımcı olacak,
    5. Taraflardan biri Kureyş ile dostluk kurmayacak ve onları himâyesine almayacak,
    6. Dışarıdan bir saldırı olursa, Medine ortak savunulacak,
    7. İki taraftan biri, üçüncü bir tarafla barış anlaşması yaparsa, diğer taraf bu anlaşmayı tanıyacak,
    8. Müslümanlarla Yahûdîler arasında çıkacak her türlü anlaşmazlıkta Hz. Peygamber (s.a.s.) hakem kabûl edilecekti.