Hz. Muhammed'in Doğumunda Gerçekleşen Olaylar Kısaca

Konusu 'Hz Muhammedin Hayatı' forumundadır ve Nehir tarafından 7 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Hz. Muhammed sav in Doğumunda Gerçekleşen Olaylar

    Hz. Muhammed’in doğumundan önce ve doğumunda meydana gelen olağanüstü olaylar, Hz. Muhammed’in doğumu, oluşan mucizeler hakkında bilgi.

    Hz. Muhammed’in Doğumunda Gerçekleşen Olaylar

    Son Peygamberin doğum gecesinde olağanüstü olayların vukua geldiği yazılır. Bunlar arasında en çok üzerinde durulanlar şunlardır: Mecûsilerin (Zerdüştlerin) yüzlerce yıl sönmeden yanan ve tapınmada devam ettikleri ateş Medân ‘deki merkez tapınakta, o gece, birdenbire sönüvermişti. İran Kisralarının (hükümdarlarının) sarayındaki 14 kemer, bir depremle, yine o gece birden yıkılıvermişti. Ve Save gölü de kuruyuvermişti. Asr-i Saâdeî yazarı bu konuda şöyle demektedir: “Hakikat şu ki; yıkılan, Kisraların sarayı değil, bütün İran’ın saltanat ve ihtişamı, Bizansın satveti ve Çin’in azameti idi. Sönen ateş, Mecûsilerin ateşlerinde parlayan alevler değil, bütün dünyadaki küfür ve ilhad ateşi İdi. Ve kuruyan şey, Save gölü değil, putperestliğin tahakkümü, Zerdüştlüğün kuvveti, Hristiyanlığın tegallübü idi.”

    Bazı kitaplarda ve özellikle mevlidlerde doğum olayı şiir ve his inceliği içinde çok çekici bir üslûpla dile getirilir. Genellikle denilir ki: doğum sancıları başlarken Hz. Âmine yalnızdı. Birden etrafını bir kaç hatun alıverdi. Bunlar Âsiye, Meryem ve cennet hurilerinden bir kaç tane olup : Âsiye, bir bakıma, Hz. Musâ’nın Nil nehrine atılışından sonra onu bir sandık içinde bularak kurtaran kadın, Hz. Meryem, Hz. İsa’nın annesi olmak yönünden çok saygılı iffet sembolü bir büyük azize idi. Huriler de cennet kızları idiler.

    VE MÜSTESNA BİR DOĞUM

    Gelen melekler Hz. Âmine’nin bedenini kanatlariyle örtüp korumuş ve az sonra âlemlere rahmet Hz. Muhammed doğmuştur. Doğan nur topu, sünnetli idi de. Ayrıca secdeye varmış gibi duruyordu. Bu sırada kendisini ak bir bulut sarmış, bir ses, onun elçiliğinin bütün yaratıklarca bilineceğini müjdelemiştir. Sonra ondan önceki peygamberlerin sıfatlarının ona verildiği de hatiften haber verilmiştir. Sonunda üç melek belirmiş, gümüşten bir leğen içine O’nu tertemiz yıkamışlar, ipekten bezlere sarmışlar ve bir süre de kanatları altında korumuşlardır. Ve Allah’ın kulu ve son elçisi böylece saygı içinde annesine teslim edilmiştir. Süleyman Çelebi (1350-1410), Vesiletü’n-necât adlı ünlü Mevlid inde Hz. Peygamberin doğumu bölümüne:

    Âmine Hatun Muhammed anesi
    K’ol sedeften oldı ol dür dânesi

    beyti ile başlamakta, Hz. Muhammed’in doğusundaki âlâmetleri samimiyet ve inançla terennüm eylemektedir.

    Ol gice kim doğdı ol Hayrü ‘l-beşer
    Anesi anda neler gördi neler
    …Ol Rebiü’l-evvel ayı nicesi
    On ikinci gice isneyn gicesi
    … Yarılıp divâr çıkdı nâgihân
    Üç bile hûri bana oldı ayan
    Çevre yanıma gelip oturdılar
    Mustafâ’yı birbirine muştılar

    İrdi hûrîler bölük bölük buğur
    Yüzleri nûrından evim doldı nûr
    Dediler oğlun gibi hiç bir oğul
    Yaradılalı cihan gelmiş değül.

    Ve daha sonra “Kaside-i Meliha” gelmektedir ki, ondan alacağımız şu beyitler, doğum yılını daha tesirli ve çoşkunlukla şiirleştirmektedir:

    İşidün dahi acâib kudreti
    Kudret-i Hak’dan tutun hem ibreti
    …Âmine ey dür çü vakt oldı tamâm
    Kim vücûde gele ol Hak vehbeti
    Susadum su diledüm içmekliğe
    Virdiler bir kıf ki dolu şerbeti
    Kardan ağ idi vü hem soğuk idi
    Dahi şirindi şekerden lezzeti
    Sonra gark oldı vücûdum nûr ile
    Bürüdü beni o nûrun ismeti
    Geldi bir ak kuş kanadıyla benüm
    Arkamı sığadı kuvvetle kati
    Doğdı ol sâatta ol şâh-i rüsul
    Kim anunla buldı âlem lezzeti.

    Yüzyıllar boyunca bu mutlu doğum ve doğan Son Peygamber şanına yüzlerce şair, edip, düşünür: binlerce şiir, kitap yazmış, onun dille anlatılamayan, kalemle ifâde edilemeyen büyüklüğünü, eşsizliğini kâğıda olduğu gibi geçirememenin aczini derinden duymuştur. Sözü, yüz yılımızın ilk yarısında inancı, kültürü ve duyuşu ile saygı uyandıran Ferit Kam’ın bir dörtlüğü ile sona erdireceğiz:

    Bir mislini getirmiş olsaydı kilk-i kudret
    Beytü ‘l-kasîd olurdun manzume-i cihanda
    Mısraısın ki sun’un berceste tâ ezelden
    Ferdiyetinle kaldın Divan-i “Kün fe kân”da.