ibrahim en nehai hazretleri

Konusu 'Hayat hikayeleri' forumundadır ve Yavuz tarafından 12 Mayıs 2012 başlatılmıştır.

  1. İbrahim en-Nehai tabiinden yani Peygamber efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabını gören büyüklerdendir. Küfede yetişen en büyük fıkıh alimlerinden birisidir. İsmi İbrahim bin Yezid olup künyesi Ebu İmran'dır. Kendisi Kufe de doğduğu halde aslen Yemen de ki Neha kabilesine mensup olduğu için Nehai nisbetiyle meşhur olmuştur. Miladi 668 hicri 47 yılında Kufe de dünyaya gelmiştir.

    [​IMG]

    Hadis ve fıkıh ilmini Peygamber aleyhisselam dan sonra en yetkili ağızlardan öğrenmiş olup, takıldığı konuları sürekli bu şahıslarla istişare ve müzakere ederdi. Bunların arasında ashabı kiramdan Hazreti Aişe, Ebu Said el-Hudri ve başka önde gelen sahabelerden hadis rivayet etmiştir. Fıkıh ilmini Hazreti Ali, Abdullah bin Mes'ud ve Hazreti Ömer'den öğrendi. Ayrıca devrin önde gelen alimlerinden Abdurrahman bin Yezid, Mesruk, Alkame, Kadi Şüreyh gibi şahsiyetlerden ilim öğrendi ve hadis rivayet etti. Ameş, İmamı Azamın hocası Hammad bin Süleyman, Mansur, Musim is-Sabi gibi alimler de ondan ilim öğrenmişler ve hadis rivayetinde bulunmuşlardır.

    Hadis ve bilhassa fıkıh ilminde müctehid derecesine ulaşmıştır. Zamanındaki ve kendisinden sonraki devirlerde gelen alimler, onun bu konularda ki üstünlüğünü kabul edip, fetvalarını benimsemişlerdir. Onun hakkında Şabi " Zamanımızda Basra, Kufe, Hicaz ve Şam bölgelerinde İbrahim en-Nehai den daha büyük alim yoktu " demiştir. Ameş ise "İbrahim Nehai hadis sarrafıdır " diyerek onu meth etmiştir.

    İbrahim Nehai fazilet ve takva sahibi bir şahsiyetti. Yaptığı iyi işleri gizler hayır hasenatı çok sever ve her zaman şöhretten kaçınırdı. Öyle ki halkın göreceği yerlerde ibadet etmez nafilelerini saklardı. Sorulmadıkça konuşmaz, fetva istenmediği müddetçe herhangi bir konuda hüküm beyan etmezdi. Çok az konuşur Din ve dünya işlerinde parmak ile gösterilmek, meşhur olmak zarar olarak insana yeter, bu zarardan ancak Allah'u tealanın koruduğu kimseler kurtulur demiştir.

    Haccac zamanın da kadı olmamak için bir müddet saklanmıştır. Namaz kılarken kendinden geçer, namazdan sonra hasta bir insan gibi bir müddet durur zikre devam ederdi. Çok kur-an'ı kerim okur insanların ayıplarını örtmeye çalışırdı. Her işinde ihlaslı olmaya çalışırdı. Makam ve mevki için asla hareket etmezdi. Dünya ya kıymet vermez, şüpheli şeylerden sakınırdı. İbrahim Nehai hadis usulünde senetlerdeki ravilerden çok metinleri inceler, mana bakımından genel uyumluluğuna göre hüküm çıkarırdı. Fıkıh usulünde Hanefi mezhebinin çıkış noktasını oluşturmuştur.

    Halim selim ve candan davranışlı bir yapıya sahip olmasına rağmen zulme karşı tavır almaktan korkmamıştır. Şeriata uymayan hükümet kararlarına ilmi uslubuyla her zaman karşı çıkmıştır. Emeviler cihada katılan mücahitlere ait olması gereken ganimet topraklarını satışa sununca, devrin zor şartlarına rağmen bu toprakların satışının helal olmadığına fetva vermekten çekinmemiştir. Haccac'a karşı İbnül Eş'as ayaklanınca sayıları 4000'i bulan Irak kurralarına Kufe'li kurralarda katılmış, hep birlikte adaleti sağlamaya çalışmışlardır. İbrahim Nehai, Sa'id bin Cübeyr, Amr bin Şurahil, Abdurrahman bin ebi Leyla ve daha nice devrin ilim ehlide bu harekete katılmışlardır. Alimlerin varlığıyla şevki ve cesareti artan bu ordu, üst üste zaferler kazanmaya başlamıştır. Haccac zorlanınca Şam'dan takviye almış, Deyrü'l-Cemacim'de iki ordu karşı karşıya gelmiştir. Durum değerlendirmesi yapan Haccac ve Şam takviye orduları, kurra ve alimlerin bulunduğu gurubu dağıtmadıkça başarılı olamayacaklarını anlamış ve bütün güçlerini buraya yönlendirmişlerdir. Büyük çarpışmalar sonucun da alimler gurubu sarsılmış ve bu dağılmanın başlangıcı olmuştur. En sonunda İbnü'l-Eşas'ın ordusu dağılmıştır. Haccac'ın adamları hayatta kalan alimleri takip edip bir bir öldürüyorlardı. Sa'id bin Cübeyr Mekke'de ele geçirildi ve Vasıt'a getirilerek şehit edildi. İbrahim Nehai aranıyor bir türlü yakalanamıyordu. Aramalar sırasında İbrahim et-Temimi ye İbrahim Nehai'yi arıyoruz denildiğin de sadece onu ele vermemek için benim diyerek tutuklanmıştır. Haccac'ın meşhur hapishanesi Demyas'da hapsedildi. İki kişinin bir zincire vurulduğu güneş görmeyen çok karanlık ve rutubetli bu hapishanede çok geçmeden hastalandı ve çok geçmeden hayatını kaybetti.

    İbrahim Nehai Ehli beyti çok seven, çevresinde yaşanan olayları takip eden, zeki basiretli bir alimdi. Konuşması çevresinde çok tesir bırakırdı. Muğire (rh.a) onun için, " biz onda bir emirin heybetini görür ve kendisine son derece hürmet ederdik" demiştir. Bizlere bıraktığı birkaç hikmetli sözü burada paylaşmak istiyoruz.
    " Kim kendi yanına gelinmesi için baş köşeye oturursa, ondan ilim akmayın. Zira ilim gerçek alimlerden alınır ve edebiyle birlikte alınmalıdır." Büyüklenme ve enaniyet edeple yan yana gelen bir haslet değildir. " Lüzumundan fazla söz kişiyi nasıl felakete sürüklerse, lüzumundan fazla malda insanı felakete sürükler.

    Bu aziz alim ve fazıl insan, Hicri birinci asrın sonlarına doğru geride ilim ve fazilet yüklü nice talebeler ve alimler bırakmıştır. Miladi 715, hicri 96 yılında doğduğu yer olan Kufe de vefat etmiştir.

    Yaşamış olduğumuz bu asırda da İbrahim Nehai gibi şahsiyetlere ne kadar ihtiyacımız olduğunu sizde takdir edersiniz. Mücadele azminden vazgeçmeyen, insanları sürekli zulme karşı gelmeye motive eden, dünyalık zevk, makam, mevki, şöhret, zenginlik gibi gelip geçici olan nimetlere önem vermeyen, davasından ötürü başına geleceklerden korkmayan şahsiyetler toplumu sürekli diri tutacaktır. Allah'tan (c.c) geçmiş bütün alimlerine rahmet diliyor, şimdiki alimlerimizin ve elimizde olan islami değerlerin kıymetini bilmemizi niyaz ediyorum.